ABD’de açılan Epstein arşivi, çocuk istismarı görüntüleriyle küresel siyaset ve sermayenin şantajla rehin alındığını; ‘medeniyet’ diye sunulan Batı düzeninin suç, sapkınlık ve örtbas üzerine kurulu bir çürüme sistemi olduğunu faş etti.
ABD’de açılan Epstein arşivi, çocuk istismarı görüntüleriyle küresel siyaset ve sermayenin şantajla rehin alındığını; ‘medeniyet’ diye sunulan Batı düzeninin suç, sapkınlık ve örtbas üzerine kurulu bir çürüme sistemi olduğunu faş etti.
30 Ocak 2026 itibarıyla ABD Adalet Bakanlığı, Jeffrey Epstein davasına dair kamuoyundan yıllarca gizlenen devasa arşivi resmen serbest bıraktı. Bu, Batı merkezli küresel sistemin operasyonel mutfağının deşifresidir. Sızdırılan veriler, Epstein’in sadece bir "aracı" değil, küresel sermaye ve siyaset sınıfını Siyonist istihbaratın emrine amade kılmak için kurulmuş bir şantaj fabrikasının yöneticisi olduğunu kanıtlıyor.
Teknik Döküm ve Veri Boyutu:
Belge Sayısı: Yaklaşık 3.5 milyon sayfalık e-yazışma, banka dekontu ve lojistik kayıt.
Görsel Kanıt: 180 bin yüksek çözünürlüklü fotoğraf (gizli kamera kayıtlarından dondurulmuş kareler).
Video Kayıtları: 2 bin adet ham video dosyası. Bu videoların büyük çoğunluğu, Epstein’in "Küçük Işık" (Little St. James) adasındaki yatak odalarına, banyolara ve özel görüşme odalarına Mossad teknik altyapısıyla yerleştirilmiş gizli kameralardan elde edilmiştir.
Kapsam: Dosyalarda adı geçen isimler sadece Epstein ile "tanışık" olanlar değil; çocuk istismarı, tecavüz, işkence ve bebek katliamı sahnelerinde bizzat fail olarak yer alan, aralarında devlet başkanları, krallık varisleri ve teknoloji devlerinin bulunduğu bir şebekedir.
Belgelerin bu tarihte sızdırılmasının arkasında siyasi bir infaz yatıyor. Donald Trump’ın adının "çocuklara tecavüz" iddialarıyla binlerce kez geçtiği bu kayıtlar, Trump’ın Ortadoğu politikalarında (özellikle İran saldırısı konusunda) İsrail istihbaratıyla düştüğü ihtilafın bir sonucu olarak servis edilmiştir. İbrahim Karagül’ün de vurguladığı üzere, İsrail istihbaratı bu arşivi bir "rehine alma" aracı olarak kullanmaktadır. ABD yönetiminde bu ağa takılmayan, pedofili tuzağına düşürülmeyen neredeyse tek bir üst düzey yetkili kalmamıştır.
Bu dosyalar, "komplo teorisi" denilen her şeyin teknik ispatıdır. 2016’daki Pizzagate (Comet Ping Pong üzerinden yürütülen ağ) ve 2020’deki Wayfair (mobilya koduyla çocuk satışı) vakaları, bu 3.5 milyon belgelik ana gövdenin sadece küçük uzantılarıdır. Dosyalar, çocukların sadece istismar edilmediğini; hamile bırakılan çocukların bebeklerinin ayinlerde öldürüldüğünü, kaybolan 100 bin çocuğun organ bankalarına ve Adrenochrome laboratuvarlarına nasıl sevk edildiğini lojistik kayıtlarıyla önümüze koymaktadır.
Batı'nın bugün teknolojiyle kılıfladığı sapıklık
Batı hiç değişmedi; sadece vahşetini teknolojiyle gizlemeyi ve teknoloji sayesinde bu vahşeti daha "verimli", daha "endüstriyel" ve daha "sistematik" bir hale getirmeyi öğrendi.
Bugün "modern dünya" dediğimiz bu devasa hapishaneyi inşa eden irade, bizzat bu belgelerde deşifre olan sapıklardır. Modern ahlâk anlayışını onlar tanımladı, hukuku onlar yazdı, iktisadi sistemi onlar kurdu ve kavramları onlar içini boşaltarak bize yutturdu. "Seçkin", "saygın", "milyarder" ya da "yüksek mertebeli" diyerek hayranlıkla izlenilen o figürler; aslında insanlığın en aşağılık dürtülerine esir olmuş, çocuk kanıyla beslenen, yamyamlık ayinlerinde birleşen birer lağım faresidir. Birilerinin aşık olduğu, gıptayla baktığı o "Batı Uygarlığı", aslında üzerine pahalı parfümler sıkılmış devasa bir ceset yığınından ibarettir.
İşin en acı verici ve sarsıcı yanı ise bu vahşetin teknolojiyle nasıl harmanlandığıdır. Artık işkence sadece zindanlarda değil, internet ağlarının karanlık dehlizlerinde, kod adlarıyla, mobilya katalogları üzerinden yapılan çocuk pazarlarıyla ve "gençlik aşısı" adı altında pazarlanan Adrenochrome laboratuvarlarıyla yürütülüyor. Şeytanlık, bugün fiber optik kablolarla dünyaya yayılıyor. Batı’nın kokuşmuşluğu, teknolojik imkanlarla öyle bir noktaya ulaştı ki; artık bir milyarder, dünyanın öbür ucundaki bir savaş bölgesinden veya deprem enkazından kaçırılan bir yetimin kanını, kendi sarayında "gençlik iksiri" niyetine damarlarına zerk edebiliyor.
İslam’ın Batı değerleriyle uyuşmadığını iddia ettiklerinde aslında en büyük hakikati dile getiriyorlardı. Evet; Nur ile kir uyuşmaz! Hak ile batıl, şeref ile alçaklık asla bir arada bulunamaz. Onların "uyuşmazlık" dediği şey, İslam’ın bu kokuşmuşluğa, bu pedofili ağına, bu kanlı aristokrasiye karşı olan tavizsiz reddedişidir. Bizim uyuşmadığımız şey; çocukları "organ bankası" olarak gören, kadın-erkek fark etmeksizin her türlü çarpık ilişkiyi "özgürlük" diye pazarlayan ve kendi bekası için dünyayı kana bulayan bu Siyonist-Haçlı artığı zihniyettir.
Sonuç olarak; karşımızda teknolojik imkanlarla canavarlığını tahkim etmiş, vicdanını yitirmiş ve ruhunu şeytana satmış bir yıkım makinesi var. Her türlü pislik bunlarda, her türlü şeytanlık bunlarda... Ve şimdi, o parıltılı surlar çatlıyor, lağım dışarı sızıyor. Alın size uğruna dininizi, dilinizi ve benliğinizi terk etmeye zorlandığınız o "muasır medeniyet!" Alın size Batı!
Epstein’in özel arşivinden çıkan kurban ifadeleri ve teknik otopsi/müdahale notları, meselenin bir biyolojik vahşet endüstrisi olduğunu kanıtlıyor. Dosyalar, çocukların sadece birer cinsel obje değil, aynı zamanda canlı birer "hammadde" olarak kullanıldığı bir düzeneği deşifre ediyor.
Yahudi Doktorlar
Kurbanların ifadelerinde sıkça geçen "Yahudi doktor" figürü, İsrail istihbaratının bu adadaki tıbbi operasyonel gücünü simgeliyor. Belgelerde, "muayene" adı altında yapılan işlemlerin teknik detayları kan dondurucudur:
Teknik Aparat: İfadelerde geçen "çubuk gibi şeylerin ucundaki kancalar", aslında tıp literatüründe kürtaj ya da doku örneği almak için kullanılan ancak çocuk yaştaki kurbanlarda kalıcı hasar ve dayanılmaz acı bırakan cerrahi aletlerdir.
Müdahale: Yatakların "kan ve su" içinde kalması, sadece tecavüzün değil, canlı denekler üzerinde yapılan cerrahi müdahalelerin ve zorla hamile bırakılan çocukların bebeklerinin "tahliye" edilmesinin bir sonucudur.
Biyolojik Dehşet: Kurbanların "karnınız ağrıdığında hissettiğiniz o his" diye tarif ettiği durum, anestezi kullanılmadan veya yetersiz uyuşturularak yapılan rahim içi müdahalelerin teknik karşılığıdır.
Bebek Katliamı
Dosyada yer alan kurban beyanları, Epstein adasının aynı zamanda bir "bebek imha merkezi" olduğunu belgeliyor. Kurbanın şu sözleri teknik birer suç delilidir:
"Parmaklarının arasında minik bir ayak gördüm... Bu minik kafa ve minik çığlıklar yüzünden gözlerimi kapattım ve artık yok... Vücudun doktorun ellerinde. Minik kolunu yukarı uzattı."
Bu satırlar, yeni doğmuş veya rahimden zorla alınmış bebeklerin, Batılı seçkinlerin gözü önünde katledildiğinin resmî itirafıdır. Bu bebeklerin akıbeti, Adrenochrome üretimi ve organ nakli trafiğiyle doğrudan bağlantılıdır.
Adrenochrome üretimi: İşkencenin kimyası
Dosyalarda, çocukların neden "işkence altında" tutulduğuna dair teknik veriler yer alıyor. Adrenochrome, bir çocuğun en yüksek korku ve acı anında (ölümden hemen önce) salgıladığı adrenalinin oksitlenmiş halidir.
Üretim Süreci: Çocuklara yapılan sistematik işkencenin amacı, kanlarındaki bu maddeyi en yüksek seviyeye çıkarmaktır.
Pazarlama: Bu "kanlı iksir", milyarder iş adamlarına ve Hollywood yıldızlarına "gençlik aşısı" olarak fahiş fiyatlarla satılmaktadır. Belgelerdeki lojistik kayıtları, bu kan tüplerinin özel kuryelerle hangi malikanelere taşındığını tek tek listelemektedir.
Psikolojik kırım ve "Güvenli Jal" paradoksu
Belgelerde "Safe Jal" (Güvenli Jal) gibi kodların geçtiği, çocukların zihinlerinin ağır travmalar ve uyuşturucularla nasıl parçalandığı görülmektedir. Ghislaine Maxwell’in kurbanlara söylediği "tüm acıyı uzaklaştır" talimatı, aslında kurbanların disosiyatif bir kimlik bozukluğuna (zihnin bedenden kopması) zorlandığının teknik bir kanıtıdır. Çocuklar, yaşadıkları dehşeti "gözlerini kapatarak" yok saymaya programlanmıştır.
Endüstriyel çocuk ticareti ve küresel lağım sistemi
Epstein dosyalarının 30 Ocak 2026’da yayımlanan 3.5 milyon sayfalık son halkası, meselenin teknik bir lojistik ağ olduğunu kanıtlıyor. FBI ve Adalet Bakanlığı verilerine dayanan bu dökümde, çocukların "hammadde" olarak görüldüğü bir endüstri deşifre edilmektedir.
Rakamlarla çocuk kırımı
Dünya genelinde her yıl en az 100 bin çocuğun resmî olarak kaybolduğu bildirilmektedir. Epstein belgelerindeki lojistik kayıtlar, bu çocukların büyük bir kısmının şu bölgelerden çekildiğini teknik verilerle ortaya koyuyor:
Savaş ve Felaket Bölgeleri: Özellikle Suriye, Afganistan ve son dönemdeki Ukrayna gibi savaş sahalarından, ayrıca 6 Şubat depremi gibi büyük doğal felaketlerin ardından bölgede "yardım vakfı" kılıfıyla dolaşan paravan yapılar aracılığıyla çocuklar organize bir şekilde kaçırılmaktadır.
Lojistik Rota: Belgelerde, bu çocukların özel jetler ve "Lolita Express" gibi hava araçlarıyla önce ara istasyonlara (Epstein adası gibi), ardından talep eden "müşterilere" sevk edildiğine dair uçuş logları mevcuttur.
Komplo diyenler hakikatle yüzleşti
3.5 milyon sayfalık yeni dosya, daha önce "komplo teorisi" denilerek kapatılan skandalların teknik altyapısını doğruluyor:
Pizzagate (2016): Washington’daki Comet Ping Pong pizzacısı üzerinden dönen mail trafiği, çocukların "pizza içeriği" kodlarıyla pazarlandığını gösteren teknik şifreleri içeriyordu.
Wayfair (2020): Mobilya şirketi Wayfair'in sitesinde 10.000$ - 15.000$ gibi fahiş fiyatlara satılan "endüstriyel dolaplar"ın, aslında kaybolan çocukların isimleriyle kodlandığı ve bu yolla insan kaçakçılığı yapıldığı iddiaları, Epstein arşivindeki e-ticaret lojistiğiyle örtüşmektedir.
Adalet Bakanlığı İtirafı: 2026 belgeleriyle birlikte, bu olayların "komplo" değil, devlet kademelerince üzeri örtülmüş "operasyonlar" olduğu teknik olarak kanıtlanmıştır.
Organ bankası
Dosyalardaki en ağır teknik veriler, çocukların sadece istismar değil, biyolojik olarak parçalanması üzerinedir:
Organ Hasadı: Sağlıklı ve kaydı bulunmayan çocukların, küresel elitlerin organ ihtiyaçları için "canlı depo" olarak tutulduğu, uygun eşleşme durumunda çocukların "yok edildiği" (terminasyon) teknik otopsi raporları ve transfer kayıtlarında sezilmektedir.
Adrenochrome (Oksitlenmiş Adrenalin): Teknik olarak bu madde, işkence altındaki çocuğun can çekişirken salgıladığı kandan elde edilir. Epstein arşivindeki "tıbbi laboratuvar faturaları", bu kanın hangi biyoteknoloji şirketleri aracılığıyla saflaştırılıp milyarderlere "genç
Todd Blanche’ın (ABD Adalet Bakanlığı) açıklamalarına göre, bu 2.000 video ve 180 bin görselin büyük çoğunluğu gizli kameralardan elde edilen "operasyonel" kayıtlardır.
Yahudiler, bu çocuk pazarı üzerinden dünya liderlerini (Trump, Clinton, Prens Andrew vb.) bizzat suç mahallinde kayda alarak, onları ömür boyu sürecek bir siyasi rehine pozisyonuna sokmuştur.
Epstein Arşivi’ndeki belgelere göre, bu şebekenin Türkiye ayağını sadece bir "tatil" değil, operasyonel bir "geçiş ve eğitim merkezi" olarak kodluyor. Belgelerdeki lojistik kayıtlar, Antalya’yı küresel sapkınlık ağının Ortadoğu ve Balkanlar hattındaki ana duraklarından biri olarak işaret etmektedir.
Epstein'in Türkiye ayakları
Dosyalarda yer alan e-yazışma ve konaklama dökümlerine göre, bazı küçük yaştaki kız çocuklarının "eğitim programı" (Educational Program) adı altında Antalya’daki Rixos Premium Otel’e gönderildiği teknik kayıtlarla sabittir.
Operasyonel Düzenek: Bu "eğitim"lerin, Jeffrey Epstein’in küresel standartlarına uygun "hizmet personeli" yetiştirmek veya kurbanları elitlerin kullanımına hazırlamak üzere kurgulandığı iddia edilmektedir.
Finansal Trafik: Otel kayıtları ve transfer ücretlerinin, Epstein’in paravan şirketleri ve Siyonist sermaye grupları üzerinden yönetildiği belgelerdeki fatura akışında görülmektedir.
Belgelerde bu kirli trafiği yöneten isimler, "organizasyonel sorumlu" (organizer/coordinator) sıfatıyla geçmektedir:
Fettah Tamince: Otelin yönetimindeki en üst isim olarak, bu "özel misafirlerin" ağırlanması ve lojistik kolaylık sağlanması noktasında dosyalarda "Başkan" sıfatıyla zikredilmektedir.
Sebla Soydan ve Elif Ceylan: Teknik yazışmalarda, bu isimlerin kız çocuklarının transferi, otel içi konaklama düzeni ve "eğitim" programının koordinasyonundan sorumlu oldukları belirtilmektedir. Bu isimler, Epstein’in küresel ağının yerel operasyonel ayakları olarak dosyada listelenmiştir.
Antalya’daki bu organizasyonun arkasındaki mali ve siyasi gücün Sultan bin Süleyman olduğu, teknik dosyalarda açıkça belirtilmektedir.
Bağlantı: Bu durum, Siyonist Epstein ağının sadece Batılı elitleri değil, Körfez sermayesini ve Türkiye'deki lüks turizm altyapısını da içine alan geniş bir "şantaj ve hizmet" ekosistemi kurduğunu kanıtlamaktadır.
Teknik Geçiş Noktası: Antalya, özellikle savaş bölgelerinden kaçırılan çocukların Batı'ya transfer edilmeden önce "rehabilite" edildiği veya elitlerle buluşturulduğu bir "güvenli bölge" (safe house) işlevi görmüştür.
Belgelerdeki otel lojistik notları, bu grubun geliş gidişlerinin sıradan turizm faaliyetlerinden farklı olarak "yüksek gizlilik" (High Security/Private) koduyla işlendiğini gösteriyor. Bu, yerli işbirlikçilerin devlet denetiminden kaçarak küresel bir suç ağının altyapısını bizzat kendi topraklarımızda, en lüks tesislerde kurduklarının teknik ispatıdır.
Şantaj diplmasisi
Belgelerdeki e-posta trafiği ve dijital izler, "modern" görünümlü saray sakinlerinin Siyonist üst akıl tarafından nasıl birer piyon gibi yönetildiğini teknik detaylarıyla önümüze koyuyor.
Epstein’in özel arşivinden sızdırılan e-postalar, Cemal Kaşıkçı suikastının sanılandan çok daha karmaşık bir "istihbarat kumpası" olduğunu ortaya koymaktadır:
Komplo Teknik Verisi: Belgeler, Kaşıkçı cinayetinin planlama aşamasında BAE lideri Muhammed bin Zayid (MBZ)’in operasyonel parmağı olduğunu doğruluyor.
Hedef: Suikast, Muhammed bin Selman’ı (MBS) küresel sahnede tamamen yalnızlaştırmak, onu "barbar" ilan ettirerek Batı'nın desteğini kesmek ve böylece Siyonistlerin bölge planlarına daha muhtaç hale getirmek için bizzat MBZ tarafından tezgâhlanmıştır.
Şantaj Mekanizması: Epstein dosyaları, bu iki ismin de (MBZ ve MBS) Siyonist şebekenin kayıtlarında "farklı dosyalarla" rehin tutulduğunu ve birbirlerine karşı koz olarak kullanıldığını göstermektedir.
Terörist İsrail hamlesi
İbrahim Karagül’ün de işaret ettiği teknik gerçeklik şudur: 3.5 milyon belgenin bugün servis edilmesinin tek bir sebebi vardır; Siyonist şantaj.
Şantajın Sebebi: Donald Trump, İsrail’in "İran’a doğrudan topyekün saldırı" talebine karşı direnince, Mossad’ın elindeki "pedofili kayıtları" devreye sokulmuştur.
Teknik Tehdit: 2.000 video ve 180 bin görselin bir kısmı (özellikle Trump’ı hedef alanlar), onun siyasi hayatını bitirecek "çocuk tecavüzü" görüntülerini içermektedir. Trump, ya İran’a saldırı emri verecek ya da bu belgelerle istifaya zorlanacaktır.
Siyonist Rehin Alma: ABD yönetimindeki istisnasız her ismin (Cumhuriyetçi veya Demokrat fark etmeksizin), Epstein adasındaki gizli kameralar sayesinde Mossad’ın elinde birer "dosyası" bulunmaktadır. ABD ordusu ve diplomasisi, bu çocuk kanlı kayıtlar üzerinden İsrail'in çıkarlarına hizmet etmeye zorlanmaktadır.
İslam dünyasına kurulan pusu
Sızdırılan e-postalar, Siyonist güçlerin Epstein arşivini bir "pazarlık masası" olarak kullandığını kanıtlıyor. Belgeler, Müslüman görünümlü liderlerin zaaflarının (para, kadın, sapkınlık) nasıl tek tek fişlendiğini ve bu zaaflar üzerinden İslam coğrafyasında nasıl suni krizler çıkarıldığını (Katar ablukası, Yemen savaşı vb.) teknik yazışmalarla listelemektedir.
Beyaz adamın itirafı
Dosyalardaki teknik veriler, Batı medyasının "Hamas tecavüzcü" veya "Afganlar çocuk satıyor" gibi kara propaganda manşetlerinin aslında birer psikolojik yansıtma (projection) olduğunu gösteriyor.
İtiraf: Belgeler kanıtlamaktadır ki; Müslümanlara atılan her "tecavüz ve çocuk istismarı" iftirası, aslında bizzat Batılı ve Siyonist seçkinlerin o an işledikleri suçların üzerini örtmek için kullandıkları birer kalkandır.
Mankurtlaşan Sessizlik: Batı hayranı yerli Kemalistlerin bu 3.5 milyon belge karşısındaki derin sessizliği, teknik olarak "ideolojik bir körlük" değil, efendilerinin suçuna iştirak ettikleri bir "zihniyet sömürgeciliği"nin sonucudur.
Epstein arşivinden sızan 3.5 milyon belge, sadece teknik bir suç dosyası değil; aynı zamanda Batı’nın kucağında büyüyen, ruhunu o kanlı "aydınlanmaya" satmış olan "yerli mankurtların" da turnusol kağıdıdır. Bu bölümde, küresel sapkınlığın yerel işbirlikçilerle olan ideolojik bağını ve bu pisliğin dünyayı sürüklediği kaçınılmaz sonu teknik-politik bir düzlemde ele alıyoruz.
Kemalistlerin özendiği suç ortakları Batı'ya suspusluğu
Müslümanlara ait en küçük bir münferit olayda koro halinde linç kampanyası başlatan, İslamî değerleri "pedofili" iftirasıyla karalamaya çalışan sözde "aydın" ve "ilerici" Kemalist çevreler, Epstein dosyalarıyla ortaya saçılan teknolojik vahşet karşısında dillerini yutmuşlardır.
Bu sessizlik tesadüf değildir. Batı hayranı bu zihniyet, tapındığı "Beyaz Adamın" çocuk kanıyla beslenen bir canavar olduğunu itiraf edemez; çünkü bu, kendi varlık gerekçelerinin (Batılılaşma idealinin) imhası anlamına gelir.
Bill Gates’ten Prens Andrew’a, Trump’tan Hollywood yıldızlarına kadar bu sapıkların işlediği tecavüz, işkence ve cinayet suçları belgelenmişken sessiz kalanlar, aslında bu küresel lağıma fikren ve ruhen abdest tazeleyenlerdir.
Hukuk değil orman kanunları
Binlerce video, milyonlarca belge ve somut fotoğrafa rağmen, adı geçen hiçbir liderin tutuklanmaması, sorgulanmaması ve aksine bu belgelerin bir "devletler arası pazarlık" (Örn: Trump’ı İran’a saldırtma) unsuru olarak kullanılması, dünya hukuk sisteminin bizzat suçlular tarafından inşa edildiğinin teknik kanıtıdır.
Siyonist güç, elindeki bu arşivi bir "kara kutu" gibi tutarak, küresel sistemin çarklarını çocuk kanıyla yağlamaya devam etmektedir.
Bu dünya, yaşanacak yer olmaktan çıkalı çok oldu. Teknolojinin zirvesinde, en lüks otellerde (Rixos-Antalya hattında olduğu gibi) ve en korunaklı adalarda yürütülen bu sistematik vahşet, tabiatın ve insanlık onurunun taşıyabileceği sınırı çoktan aşmıştır.
Batı, kendi inşa ettiği bu lağım çukurunda boğulmaya mahkûmdur. İnsanlık, tarihinin en büyük hesaplaşmasına doğru sürüklenmektedir. Bu kadar bebek kanı, bu kadar masum çığlığı ve bu kadar organize şeytanlık karşılıksız kalmayacaktır.
Bu kokuşmuş sistemin yerle bir olacağı, zalimlerin kendi pisliklerinde boğulacağı o gün yakındır. Bizim için bu belgeler, İslam’ın tek kurtuluş adresi olduğunun tokat gibi teyididir.