AK Parti Sözcüsü Çelik, MKYK ve MYK ortak toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu: (2)
"Fransa açısından Türkiye karşıtlığı doğru bir politika değil, beraber yapılacak işleri zedeleyen ve Fransa'yı giderek marjinal bir siyasete doğru sıkıştıran bir yaklaşım" - "(Dağlık Karabağ konusu) Fransa'nın aldığı bu karar sembolik bile olsa tamamen hakkın yerine gelmesi, hukukun tahakkuk etmesi karşısında provokatif bir karardır" - "Uluslararası hukuka riayet etmeyle ilgili ihlaller konusunda en anormal ve en agresif davranışları maalesef Fransa'dan görüyoruz. Fransa'nın yüzleşmesi gerekiyor" - "Avrupa demokrasisi, Türkiye'ye borçludur. Sadece güvenlik açısından değil, siyasi paradigma açısından da borçludur. Buna karşılık kalkıp da Türkiye'ye yaptırım dili kullanmak tamamen bir akıl tutulmasıdır"
ANKARA (AA) - AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Fransa açısından Türkiye karşıtlığı doğru bir politika değil, beraber yapılacak işleri zedeleyen ve Fransa'yı giderek marjinal bir siyasete doğru sıkıştıran bir yaklaşım." dedi.
Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ortak toplantısı devam ederken düzenlediği basın toplantısında gazetecilere açıklamalarda bulundu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Türkiye'nin Fransa ile çok eski bir devlet geleneği ile ilişkileri olduğuna işaret eden Çelik, "Çok eskiden beri müttefiklik ilişkilerimiz var fakat son zamanlarda dünya barışı, bölge barışı ile ilgili konularda uluslararası hukuka riayet etmeyle ilgili ihlaller konusunda en anormal ve en agresif davranışları maalesef Fransa'dan görüyoruz. Fransa'nın bu konularla hukuk temelinde ve makul bir siyaset temelinde yüzleşmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Fransa'nın ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un şimdiye kadar Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan toprağı olduğuna dair bir açıklama yapmadığını belirten Ömer Çelik, şöyle devam etti:
"Ermenistan'ın buralardan çekilmesi gerektiği ile ilgili bir beyanını duymadık. Bu kadar zamandır Ermenistan'ın işgali altındayken evine dönemeyen, yani Azerilerin durumlarına dikkat çeken bir açıklamalarını duymadık. Tamamen dar bir çevreye şirin gözükme, diasporanın radikallerine şirin gözükme kaygısıyla yapılmış, bir davranış ortaya koyulmuş bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz.
Tabii burada Ermenistan tarafının da şunu değerlendirmesi gerekiyor. Esasında Fransa'da benzeri ülkelerin attığı bu adımlar, Ermenistan'daki Ermenilerin de faydasına olan adımlar değildir. Unutulmaması gerekiyor ki işte basiretsiz liderlerin sürüklediği maceralar, sonuçta böylesine büyük problemleri onların başına getirebiliyor. Fransa gibi ülkeler aslında Ermeni toplumunun rehin tutmaya çalışıyorlar. Kendi siyasetleri için bunun da çok dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Bu, bir sektöre dönmüş."
- "Azerbaycan Türkleri zafere ulaşmıştır"
Diaspora ve Fransa'nın bir rehin politikası izlediğini bildiren Çelik, "Sonuçta Azerbaycanlı kardeşlerimiz zafere ulaşmıştır, Azerbaycan Ordusu, Azerbaycan Türkleri zafere ulaşmıştır, öz topraklarına kavuşmuşlardır, işgal sona ermiştir. Fransa'nın bundan sonra parlamento ile birlikte aldığı bu karar sembolik bile olsa tamamen hakkın yerine gelmesi, hukukun tahakkuk etmesi karşısında provokatif bir karardır." dedi.
Fransa'nın, Avrupa Birliği içerisinde de Türkiye karşıtlığının bayraktarlığını yürütmek gibi bir tavır içerisine girdiğini vurgulayan Ömer Çelik, şunları belirtti:
"Zaman zaman yabancı devletlerle yapılan görüşmelerde görüyorsunuz ki Macron'nun o devletler ile yürüttüğü diplomasinin tek bir temeli var. Türkiye'ye karşı o devletleri kışkırtmaya çalışıyor ya da 'Türkiye'ye karşı beraber hareket edelim.' diyor. Şimdi, bu takıntılı bir siyasettir. Dolayısıyla Fransa gibi köklü bir devlete, Fransız diplomasisinin yeteneklerine, Fransız diplomasisinin kabiliyetlerine de yakışmayan bir dar yaklaşımda hareket ediyorlar. Bu, son derece radikal bir yaklaşımdır. Bu radikal yaklaşımdan Fransa'nın vazgeçmesi, Türkiye ile makul zeminde, saygıya dayalı bir dil ile ilişki kurması gerekiyor.
Libya meselesine bakıyorsunuz, Fransızlar bazılarıyla, Macron başta olmak üzere görüşmeler yapıyorlar. Tek gündemleri Libya'da Türkiye karşıtı bir blok oluşturmak. Bakıyorsunuz, Suriye'de Suriye ile ilgili yürüttükleri diplomasinin hiçbir şekilde makul bir tarafı yok. Ne Suriye halkını düşünüyor, ne bölge insanını düşünüyor, tek bir temeli var; Türkiye'ye karşı bir blok oluşturmak. Aynı şekilde Doğu Akdeniz'de aynısını yapıyor. Oturduğu yerden gemilerin hareketlerini radarlarla gözleyebileceği halde provokatif bir yaklaşım ortaya koyarak orada bayrak göstermeye kalkıyor."
Sonuçta Fransız gemisinin bayrak göstermesinin bir balıkçı takasının Doğu Akdeniz'de gezmesinden bir farkı olmadığını belirten Çelik, "Ama bu böylesi kötü bir devlete yakışmıyor. Müttefiklik ilişkilerine zarar veriyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız ve Türkiye ile ilgili takıntıdan Fransız diplomasisinin kurtulması gerekiyor." dedi.
- "Yoğun bir biçimde Macron'nun eleştirildiğini görüyoruz"
Fransız diplomasisinin, akil insanlarının, kıymetli diplomatlarının, Fransa'nın bu yanlış dış siyasetini tekrar rayına sokma konusunda Fransa'nın yöneticilerine doğru bilgiler ve doğru telkinlerde bulunmaları gerektiğini ifade eden Ömer Çelik, şöyle konuştu:
"Fransa açısından Türkiye karşıtlığı doğru bir politika değil, beraber yapılacak işleri zedeleyen ve Fransa'yı giderek marjinal bir siyasete doğru sıkıştıran bir yaklaşım. Zaten bununla ilgili Fransızca dergilerde ve gazetelerde çıkan, bize ulaşan yorumlarda, analizlerde de yoğun bir biçimde Macron'nun eleştirildiğini görüyoruz. Fransa'yı dar bir siyasete mahkum ettiği, dış politikada ele aldığı her konuda iflas ettiği şeklinde.
Şimdi benzer bir konu maalesef Yunanistan tarafından gündeme getiriliyor. Yunanistan sürekli olarak masa kurmaktan, diplomasiyi çalıştırmaktan bahsediyor. Biz de 'Buyurun masayı kuralım, diplomasiyi çalıştıralım.' Ama tam Avrupa Birliği Zirvesi öncesi Türkiye'ye karşı, Dışişleri Bakanları başta olmak üzere son derece provokatif açıklamalar yapıyorlar. Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in bir açıklaması üzerine Avrupa Birliği kurumlarının ciddi bir şekilde düşünmesi lazım."
Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in, "Türkiye ile olan ikili sorunumuzu, Avrupa Birliği sorunu haline getirdik" dediğini aktaran Çelik, "Yani Yunanistan, Avrupa Birliği'ni peşine takmış Türkiye ile dengeli ilişkiler kurmak yerine maalesef dar vizyona dayanan sonuçsuz ilişkiler kurma konusunda Avrupa Birliği'ni yanlış siyasetlere sürüklüyor. Bakın Avrupa Birliği Zirvesi öncesi 20 Ekim'den itibaren Yunanistan 11 Navtex, 12 NOTAM ilan etti, Doğu Akdeniz'de 24 askeri faaliyet gerçekleştireceğini söyledi. Yani bizim sivil bir gemimizin orada gaz araştırması yapması provokasyon olarak nitelendiriliyor, 11 Navtex, 12 NOTAM ilan ediyor Yunanistan, üstelik 24 askeri faaliyet gerçekleştireceğini söylüyor. Bu Avrupa Birliği tarafından makul karşılanmamalıdır. Bu yanlış saldırganlık Yunanistan'ın Avrupa Birliği'ni peşine takıp sürüklediği bu siyaset, yanlış bir siyaset." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin askeri konularda diyalog çağrılarına Yunanistan'dan olumlu yanıt alınamadığını belirten Çelik, Yunanistan'ın 9 Ekim'den beri çatışmanın önlenmesi amacıyla yapılması planlanan toplantıların hiçbirine katılmadığına işaret etti.
- "Türkiye olmadan Avrupa'nın güvenliği olmaz"
Yunanistan'ın bu tutumuyla, "Türkiye, benim taleplerimle ilgili boş kağıda imza atsın. Ondan sonra ben buna diplomasi diyeyim, ben buna iyi niyetli yaklaşım diyeyim." demek istediğini söyleyen Çelik, şunları kaydetti:
"Böyle bir şey yok, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi gündemine sahip, bağımsızlığı olan, vakar sahibi bir devlettir. Müzakere masasına oturursa kazan-kazan temelinde Türk diplomatlarının kabiliyetlerini göstereceği siyasi irade Türkiye'de mevcuttur ama masaya oturmaktan kaçan ve sürekli şantaj siyaseti uygulayan Yunanistan tarafıdır. Dolayısıyla Yunanistan'a bir kere daha söylüyoruz; 'Komşuyuz, ve bu coğrafyada beraber yaşayacağız, bu coğrafyadan çok uzak kimselerden medet umarak Türkiye'ye herhangi bir dayatmada bulunmanız hiçbir şekilde sonuç almaz.' Başkalarından medet ummak yerine Türkiye ile sağlıklı bir ilişki geliştirdiğiniz zaman çözülemeyecek problem yoktur. İşbirliği ve diyalog bu sorunun çözümünün temelidir. Avrupa Birliği açısından ise en vahim konu belki Avrupa Birliği tarihinde en vahim konu, Avrupa Birliği kuruldu kurulalı en yanlış siyaset, Türkiye'ye karşı yaptırım dilinin kullanılmasıdır.
Bakın mülteci meselesi geldiği zaman Avrupalı liderler bir ay içerisinde 4 kere Türkiye'ye geldiler. Türkiye olmadan Avrupa'nın güvenliği olmaz. Sadece NATO'yu bir kenara bırakıyorum, etrafımızdaki tehditleri Türkiye'nin nasıl bertaraf ettiğini bir tarafa bırakıyorum, sadece mülteci meselesinde bile Türkiye bu kadar mülteciyi misafir ederek Avrupa demokrasilerini kurtarmıştır. Tabii ki Türkiye bunu Avrupa demokrasilerini kurtarmak için yapmıyor. Türkiye, vicdan temelinde ölümden kaçan mazlum insanları korumak için yapıyor ama Türkiye'nin yürüttüğü vicdan ve ahlak temelli bu siyasetin yan etkilerine baktığınızda 300-500 mülteci bile Avrupa'ya gittiğinde Avrupa aşırı sağcıları, faşistleri, ırkçıları bunu öyle bir istismar ettiler ki Avrupa'nın merkez sağ ve merkez sonu bunun karşısında direnemedi, hepsi zayıfladı.
Mülteci meselesi çıktıktan sonradır ki faşist partiler Avrupa'da pek çok ülkede ikinci parti haline geldiler. Hatta ilk defa İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi bağlantılı kişilerin olduğu bir parti Alman parlamentosuna girmiştir. Hollanda'da Wilders'ın, Fransa'da Le Pen'in yükselişi Avrupa demokrasisi için büyük bir tehlikedir. Sadece 300-500 mülteci neticesinde bu faşistler, ırkçılar bunu istismar ederek ortaya koydular. Tabii ki Avrupa merkez siyasetçileri de çok zayıf bir tavır ortaya koyarak buna direnemediler."
- "Türkiye'ye yaptırım dili kullanmak tamamen bir akıl tutulmasıdır"
Türkiye'nin, bu insani ve vicdani politika çerçevesinde ölümden kaçan mazlumlara kucak açmamış olsaydı, aynı Kavimler Göçü gibi Avrupa'nın jeopolitik haritasının alt üst olması gibi bir tablo ile karşı karşıya kalınacağına dikkati çeken Çelik, şunları söyledi:
"Avrupa reel politiği alt üst olacaktı. Avrupa demokrasileri tamamen çökecekti. Hatta şunu söyleyebilirim, bugünkü liderlerin çoğu iktidarda olamayacaklardı. Çünkü siyaset tamamen şekil değiştirmiş olacaktı. Aşırı sağcıların, ırkçıların Avrupa'da başbakan, cumhurbaşkanı olduğu bir tablo ortaya çıkacaktı. Dolayısıyla Avrupa demokrasisi, Türkiye'ye borçludur. Sadece güvenlik açısından değil, siyasi paradigma açısından da borçludur. Buna karşılık kalkıp da Türkiye'ye yaptırım dili kullanmak tamamen bir akıl tutulmasıdır."
(Sürecek)