Ahmet Kekeç'in ardından: Kamuran Akkuş yazdı
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Gazeteci Kamuran Akkuş, koronavirüs sebebi ile 59 yaşında hayatını kaybeden Gazeteci Yazar Ahmet Kekeç ile Yeni Akit'in ilk yıllarındaki yaşadığı anılarını anlattı.
Hayatı boyunca davası için dik durarak mücadele eden Gazeteci Ahmet Kekeç'in vefatı sevenleri ile birlikte Gazeteci dostlarını da yasa boğdu.
'Ahmet Kekeç'in ardından'
Gazeteci Kamuran Akkuş da Ahmet Kekeç'in vefatından sonra duygusal bir yazı kaleme aldı. Yeni Akit Gazetesi'nin ilk yıllarında Ahmet Kekeç ile yaşadığı anılarını anlatan Akkuş, gazeteciliğe adım attığı Yeni Akit Gazetesi'ndeki ilk gününü şöyle anlattı:
"2 Ekim 1993 Cumartesi saat 09.00 suları. Çaylak bir muhabir Fatih’teki Küçüklanga Caddesi 102 numaranın kapısından ilk adımını atıyordu. Langa bostanlarına nazır evden bozma gazete binasına. Büyük merak, heves, heyecan ve coşkuyla. Çalışma mekanı ise giriş katındaki 5 metrekareye sığdırılmış İstihbarat Servisi. Neler sığmamıştı ki o 5 metrekareye; 8-9 muhabir, İstihbarat Şefi Serdar Arseven. Ayrıca 3 masa, birkaç daktilo, direkt telefon hattı vazifesi de gören bir faks, kablosu ayaklara dolanan bir dahili telefon. İstihbarat Servisi’nin karşısında, deniz cephesindeki bostan manzaralı soldaki odanın emanetçisi ise Ahmet Kekeç idi. Çaylak muhabirin 19’unda olduğu o dönemde Kekeç 32 yaşındaydı. Entelektüeldi, bir üstattı. Hatta çevresinde ona 'üstadım' diyerek pervane olan birkaç gazeteci vardı her zaman. Evet; çiçeği burnunda muhabir için Kekeç imzası hiç yabancı değildi, 1980’lerin ikinci yarısında yayımlanan Vahdet gazetesinden aşinaydı adına."
'Bitmek bilmeyen bir enerji'
Merhum Ahmet Kekeç'in çalışkanlığına vurgu yapan Akkuş, "Ahmet Kekeç, hem sayfa sekreterliği yapıyor hem kesintisiz her gün köşe yazıyordu. Öğleyin de Yayın Kurulu toplantısına iştirak ediyordu. Türk solu ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına ilişkin ciddi okumalar yapmış bir entelektüel, araştırmacı, edebiyatçı idi. Çok kimse bilmez 'ansiklopedist' idi aynı zamanda. 6 ciltlik Beklenen Vakit / Akit’in Yakın Tarih Ansiklopedisinin koordinatörlüğünü, baş editörlüğünü yapacaktı ilerleyen zamanlarda. Hem de günlük rutinini (köşe yazısı, sayfa sekreterliği, Yayın Kurulu toplantısı) aksatmadan. Karınca gibi. Durmak yorulmak bilmeyen, şapka çıkarılacak bir tempo ile." dedi.
'Hafızaya nakşedilmiş bir hatıra'
Akkuş, Ustası Ahmet Kekeç'in naif bir kişiliğe sahip olduğunu ise şu anısı ile kaleme aldı:
"Bir gün bir panele gittik. Kekeç konuşmacı. Dedi ki 'cehl-i mürekkep'. Ben ise 'ehl-i cehl' anladım. 10 parmakla 15 dakikada döktürdüm haberi daktiloda. Arkası da dolu saman kağıda yazılmış haberi okurken tebessüm etti Kekeç. 'Ehl-i cehl' ifadesini görünce babacan bir tavırla 'cehl-i mürekkep' diye düzeltti. Çalışkan, hevesli, çiçeği burnunda bir muhabiri incitmeden, anlayış ve şefkatle."
Ahmet Kekeç'in Türkiye düşmanlarına karşı bir mücadele ile ömrünü tamamladığını belirten Akkuş, sözlerini şöyle tamamladı:
"Mücadelesi, Türkiye’yi Türkiye, Türk milletini Türk milleti yapan değerlerle savaş halindeki kişi, güç ve zihniyetleydi; kalemle fikirle, düşünceyle. Milletin temel değerleri ve kodlarıyla savaş halindeki komprador sermaye, bürokrat ve siyasetçi takımıyla. Onların zihin kodlarını besleyen izm ve anlayışlarla amansız bir mücadele. Ejderha heybetindeki makam ve zihniyetlerle çetin mücadele. Mehmet Akif’in dizelerinde ifadesini bulan 'Kimi yamyam, kimi bilmem ne bela!' tıynetindekilerle büyük bir mücadele. Çok çile çekti. 28 Şubat sürecinde mahlasla yazmak zorunda kaldı. Koronavirüs illeti nedeniyle dün rahmet-i Rahman’a kavuştu. İyi bilirdik. Mekanı cennet olsun."
Dipnot:
Cehl-i mürekkep: Bilmediği halde, kendini biliyor zannetme veya yanlış malumatını doğru kabul etme hali. Yanlış bilgisini ilim sanmak.
Ehl-i cehl: Bilgisizler, cahiller.