• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

8 Ocak 2025: Günün Âyet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
8 Ocak 2025: Günün Âyet ve Hadisi

Sizler için hazırladığımız 'Günün Âyet ve Hadisi' ile 'Günün Sözü' ve 'Kıssadan Hisse'yi sizlerin istifadelerinize (8 Ocak 2025) sunuyoruz...

VAHYİN DİLİNDEN 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

 “Sadakaları açık olarak verirseniz bu ne güzel! Şayet onu yoksullara

verirken gizlerseniz bu sizin için daha da hayırlıdır ve sizin bir kısım

günahlarınıza kefâret olur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

(Bakara Suresi - 271)  (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)   

TEFSİRİ:

İhtiyaç sahiplerine yapılan yardımın, verilen sadaka ve zekâtın açık
olarak yapılması câiz olmakla beraber (bu âyetten başka
274. âyet de cevazı teyit etmektedir) hem bu âyette hem de sahih
hadislerde gizli olmasının daha iyi, hayırlı ve ecirli olduğu bildirilmiştir.

Nitekim hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Yedi insan vardır ki Allah onları, kendine mahsus olandan başka hiçbir
gölgenin bulunmadığı günde bu gölgesinde barındırır: Âdil yönetici,
Allah’a kulluk ederek yetişen genç, gönlü mescidlere takılmış bulunan
kimse, Allah için birbirini seven ve bu sevgi içinde birleşip ayrılan iki kişi,
kendisini birlikte olmaya çağıran soylu soplu ve güzel bir kadına,
‘Ben Allah’tan korkarım!’ cevabını verebilen kimse; bir sadaka verip de
onu, sol elinin verdiğini sağ eli bilmeyecek şekilde gizleyen kişi ve
tek başına 
iken Allah’ı anıp gözleri yaşaran kimse”

(Buhârî, “Hudûd”, 19; Müslim, “Zekât”, 91).

ALLAH RASULÜNDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem) 

“Sadaka vermek malı eksiltmez. Kul başkalarının hatalarını bağışladıkca
Allah da onun şerefini arttırır. Kim Allah için alçak gönüllü davranırsa,
Allah da onu yükseltir.” (Müslim, Birr 69. Tirmizî, Birr 82)  

“Veren el alan elden hayırlıdır. Yardım etmeye, geçimini üstlendiğin
kimselerden başla! Sadakanın hayırlısı, ihtiyaç fazlası maldan verilendir.
Kim insanlardan bir şey istemezse, Allah onu kimseye muhtaç etmez.
Kim de tokgözlü olursa, Allah onu zengin kılar.”
(Buhârî, Zekât 18, Nefekât 2; Müslim, Zekât 94-97, 106, 124)
 

“Yoksula verilen sadaka bir sadaka, akrabaya verilen sadaka ise
iki sadaka yerine geçer: Biri sadaka sevabı, öteki de akrabayı
koruyup gözetme sevabıdır.” (Tirmizî, Zekât 26.) 

“Sadaka belâyı def eder ve ömrü uzatır.” 
(Heysemi, Mecmaü’z-Zevaid, III/63)

GÜNÜN SÖZÜ

“Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek cevabım var.
Ama bir lafa bakarım laf mı diye bir de söyleyene bakarım adam mı diye.”
Hz.Mevlâna

KISSADAN HİSSE / KISA DİNİ NASİHATLER

Bir hidayet öyküsü

Yerin derinliklerinde gömülü, taşlaşmış olan bir cevher, hünerli eller
tarafından çıkarılıp işlenmeyi bekler. “Nefs” denilen, “dipsiz kuyunun
içindeki rûh” çırpınıp durmaktadır. Onda da gömülü bir cevher
vardır ki bu, Allâh’ın insanlara hidâyet bahşettiği “Hâdî” esmâsıdır.
Yükselip yükselip en zirvede ışıklarını saçan bir güneş gibi;
Hâdî esmâsı da, takdir edilen bir vakitte gömülü kaldığı
derinliklerden yükselip kalb semâlarını aydınlatır.

İşte o nasipli kullardan biri… 

İsmi Carol, Amerikalı...

Hidâyeti için takdir edilen vakit, 90’lı yıllar. Hidâyete varış hikâyesini
kendisinden dinleyelim:

Düşünmeye başladığım ilk zamanlardan bu yana Hristiyanlık beni
hiç tatmin etmiyordu. Hele bu dinin İsa -aleyhisselâm-’ın
Allâh’ın oğlu olduğu şeklindeki akîdesini aslâ benimseyemedim.

İlkokul üçüncü sınıfta bir Yahûdi arkadaşım vardı. Dîni beni çok
etkilemişti. Yaptığımız sohbetlerde “onun da, benim de ilâhımız
olan Allâh’ın eşşiz kudreti” karşısında büyülenmiştim.

İlköğretim, lise ve üniversite boyunca Yahûdiliği araştırdım.
Ve Yahûdilik dersleri almaya başladım. Bu dinin, Allâh hakkında
inanmak istediğim şekline çok yakın olduğunu anladım ve nihayet
Yahûdi olmaya karar verdim. Muhâfazakâr bir hahamla görüştüm.
Fakat haham, beni bu teşebbüsümden alıkoymaya çalıştı.
Ne kadar ısrar etsem de kabul etmedi. Çok üzülmüştüm.
 

Bir süre sonra başka bir Sinagog’da, başka bir hahamla konuşup
Yahûdiliğe girmek istediğimi söyledim.

Haham:

 “-O kadar istiyorsan Yahûdiliğe geçebilirsin, ancak öteki Yahûdiler,
seni aslâ bir Yahûdi olarak görmezler.” dedi.

Bu olanlardan sonra, yahudiliğe karşı tüm hevesim kırılmıştı.

Başka dinleri araştırmaya başladım. Sırasıyla Budizm’i ve Amerikan
yerlilerinin maneviyâtını inceledim. Önceki arayışlarım gibi hiçbir
yere varamıyordum. Ve sonunda içimdeki “müteâl ve kudreti
sonsuz Allâh” inancıyla yetinmeye karar verdim.

Evlenmeye karar verdiğim insanla karşılaşana kadar, İslâm’ı
bir din olarak araştırma ihtiyacı hissetmemiştim. Çünkü İslâm’ı,
ortaçağda kalmış, hep kan döken, insanlara huzurdan çok
savaş vaad eden bir din olarak duymuştum ve doğrusu
hiç dikkatimi çekmemişti.
 

Müstakbel kocamla ilk tanıştığımda, onun müslüman olduğunu
öğrenince şaşırıp kalmıştım. Kaba ve câhil olduklarını düşündüğüm için,
espri yeteneğini, hayata dâir düşüncelerini ve derin bilgisini gördükçe
hayrete düştüm. İslâm’la aramdaki buz dağları bu ilk tanışmayla
biraz erimişti. Böylelikle bu dîni daha iyi tanımak için incelemem
gerektiğine karar verdim.
 

Günler günleri, aylar ayları kovalıyor, araştırma yaptıkça İslâm’ın
“hak din” olduğunu görüyordum. Ve İslâm’ın tevhid inancının,
yıllardır içimde beslediğim Allâh inancıyla ne kadar yakın
olduğunu fark edince, hayretler içinde kaldım.

Ve ilk vurgun yediğim an!

Hanımlarla toplandığımız dersimizde dinlediğim bir âyet âdeta beni
başka âlemlere götürüp, oradan da kendime getirmişti.

Bakara Sûresi’ndeki bu âyet, yahûdilerin inek kurban etmelerinden
dolayı ilâhî emri sorgulamalarıyla ilgiliydi. Âyet beni öylesine
sarsmıştı ki, Allâh karşısında çok büyük bir mahcûbiyet hissetmiştim.

Dersin ortasında sesli sesli ağlamaya başladım. Bütün dinlediğim
sözlerin ötesinde, Kur’ân yalnızca âhenkli okunuşuyla öyle
büyük bir mûcizeydi ki, kararmış gönülleri bile kıskıvrak yakalıyor,
câzibesiyle kendine çekiyordu.

Aynı akşam, uyumadan önce, Allâh’tan bana yardımcı olmasını isteyerek
rastgele Kur’ân-ı Kerîm’i açtım. İlk karşıma çıkan âyeti sesli sesli
okumaya başladım:

“Peygambere indirileni dinledikleri zaman, âşinâ oldukları hakîkatlerden
duygulanarak gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün.
Onlar “Ey Rabbimiz, îmân ettik.” derler. Sen de bizi hakka şahitlik eden
mü’minlerle beraber yaz. Biz Rabbimiz’in bizi sâlihlerle beraber cennetine
koymasına can atarken, Allâh’a ve hak olarak bize gelmiş olana niçin
îmân etmeyelim. Bu sözlerinden dolayı Allâh onları altlarından ırmaklar
akan cennetlerle mükâfatlandırdı.” (Mâide, 83-85)
 

Âdetâ nutkum tutulmuştu. Allâh, kelâmı Kur’ân ile benimle konuşmuştu.
Allâh Teâlâ’nın beni İslâm’a çağıran son mesajı buydu işte.
 

Kısa bir süre sonra Kelime-i Şehâdet getirerek müslüman olmuştum.
Rûhumun özgürlüğe kavuştuğunu hissediyordum.

Yahûdilerin beni içlerine kabul etmek istemeyişlerinin aksine, müslüman
kardeşler “Allâhu Ekber, Elhamdülillâh, Ehlen ve Sehlen”
diyerek beni sevinçle karşıladılar. 

Onlarla beraber olmak ve ümmetin içinde bir fert olduğumu düşünmek,
kalbimi ve rûhumu ısıtıyor. Beni hidâyete erdirdiğinden dolayı âlemlerin
Rabbine nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun…
 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İSMAİL EKERCİN

cümleler yarım çıkmış, anlaşılmıyor
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23