• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

‘5816’ basın özgürlüğünü ayaklar altına aldı

Dünyada eşi benzeri olmayan 5816 sayılı M.Kemal’i koruma kanununun son mağduru olan tarihçi Mustafa Armağan, suskunluğunu bozarak Akit’e konuştu. “5816 sayılı kanun CHP tarihinin dokunulmazlık zırhıdır” diyen Armağan, Latife Hanım’ın sır gibi saklanan mektubunun Derin Tarih’te yayımlanmasının ardından hakkında başlatılan linç kampanyasında, arkasında sadece Akit ve çok az sayıda gazetecinin durduğunu söyledi.

Yeniakit Publisher
2017-07-31 07:31:00 - 2017-07-31 10:47:06
‘5816’ basın özgürlüğünü ayaklar altına aldı

Bugün 5816 sayılı “Mustafa Kemal’i koruma kanunu”nun yürürlüğe girişinin 66. yıldönümü. Tarihte eşi benzeri olmayan 5816 sayılı kanun, çıkarıldığı 31 Temmuz 1951 yılından bu yana birçok mağduriyete yol açtı. Binlerce vatandaş, fikir ve ifade hürriyetini kullandığı için 5816’nun gadrine uğradı. Tarihçilerin üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandırılan ‘5816’dan dolayı birçok gazeteci, CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal’le ilgili ufak bir eleştirel yazısından dolayı hapsedildi, basın özgürlüğü ayaklar altına alındı. ‘Tek adam kanunu’ olarak da bilinen 5816’nın son mağduru ise Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Armağan oldu. Yakın tarihin doğru bilinen yanlışlarının üzerine kararlılıkla giden, yazılamayanları yazan Mustafa Armağan’ın Derin Tarih isimli TV programında işlediği bir konu üzerinden önce topyekün lince tabi tutuldu, ardından hakkında soruşturma başlatıldı. M.Kemal’in eşi Latife Hanım’ın ‘sır’ gibi saklanan mektubunu yayınladığı Derin Tarih dergisi ise savcılık kararıyla toplatıldı. Susturulmak istenen ve geniş çaplı bir sansür uygulanan tarihçi Armağan, Akit’in sorularına oldukça samimi cevaplar verdi, yine cesur çıkışlar sergiledi.

AKİT’İN DIŞINDA SORAN OLMADI

• Tarihçilerin üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandırılan 5816 Sayılı Kanunun son mağduru siz oldunuz. Bu süreçte neler yaşadınız?

Biraz beylik bir laf olacak ama yaşadıklarımı anlatsam roman olur. Söylemediğiniz bir sözden dolayı gazete ve tvlerdeki müptezellerin üzerinize saldırdıklarını, organize bir topyekün sosyal medya operasyonuna maruz kaldığınızı, telefon numaranızın sosyal medyada ortaya saçıldığını ve günde yüzlerce hakaret ve küfür telefonu aldığınızı, kendinizi ifade etmenizin neredeyse imkânsız hale getirildiğini, işin bir de cezaevine girmek gibi bir savcılık boyutu olduğunu düşünürseniz yaşadıklarımın bir parçasını anlamış olursunuz.

Peki ne oldu? 6 Mayıs gecesi Tvnet’te Yavuz Bahadıroğlu ile yaptığımız Derin Tarih programının konusu “Latife Hanım’ın sırları” idi. Konuğumuz Süleyman Yeşilyurt, Afet İnan’ın Atatürk’ün manevi evladı olarak bilindiğini ama aslında Çankaya’nın ‘Nikâhsız First Lady’si olduğunu söyledi ve gerekçelerini sıraladı. Asıl konumuz bu değildi, üslup uygun değildi ama tartışmalı da olsa bir değerlendirmeydi, üstelik ilk kez söyleniyor da değildi. 2001 yılında Posta’dan Milliyet’e yazılıp çizilmişti. Dahası, Lord Kinross, Andrew Mango, Vamık Volkan-Norman Itzkowitz ve Şevket Süreyya Aydemir (“Tek Adam’ın Tek Kadını” şeklinde) Atatürk biyografilerinde aynı iddiayı defalarca dile getirmişlerdi. Daha o gece Twitter’daki bazı hesaplardan başlayarak ertesi günü Cumhuriyet, Aydınlık, Sözcü, Posta derken bir bardak suda kıyamet koparıldı. Akla hayale gelmedik iftiralar atıldı. Bizimle katiyen ilgisi bulunmayan bir videodaki müptezel küfürler, programımızda söylenmiş gibi yutturuldu. Sonunda savcı ifadeye davet etti, “Siz bir şey söylememişsiniz ki” diyerek hakkımızda takipsizlik kararı verdi. Sadece Yeşilyurt’a dava açıldı. Bu arada garezkârlar bizi içeri attıramayınca dergimiz akıllarına geldi, idari bir ihbar üzerine Derin Tarih’e Mayısın 18’inde aynı savcı tarafından toplatma kararı çıkarıldı, üstüne 5816’dan dava açıldı. İlk duruşmamız 19 Eylül’de. Bekleriz…

Bu zorlu vetirede sanki biraz yalnız bırakıldınız...

İnsanı asıl üzen, nicedir şahsıma ve yazdıklarıma diş bileyen çakallar değil, yakınımızda zannettiklerimizin sessizliğiydi. Yeni Akit, Diriliş Postası, Yeni Söz gibi bir kaç gazete ve Ali İhsan Karahasanoğlu, Ahmet Kekeç, Hakan Albayrak, TGRT’den Cem Küçük ile Fuat Uğur gibi birkaç dost da olmasa neredeyse kendimden şüpheye düşecektim. Aradan üç aya yakın bir zaman geçti. Kaç tır laf edildi ama sizin dışınızda bir Allah’ın kulu ‘ne diyorsun?’ diye sormak lütfunda bulunmadı.

TARİHTE GİZLİ ŞEY KALMASIN İSTİYORUZ

Latife Hanım’ın M. Kemal’le ilgili sır gibi saklanan mektubunu Derin Tarih dergisinde yayımlamanızın ardından bu olayların yaşanması sizce tesadüf mü?

Bence tamamen o ‘sırlı’ mektubu yayımlamanın bedelini ödüyoruz. Biz tarihimizde gizli hiçbir şey kalmasın diyoruz. Belgeler -devlet sırrı veya çok mahrem şeyler değilse- yayımlansın, insanlar gerçeği öğrensin istiyoruz. Derin Tarih bunun için çıkıyor zaten. Okuyan da bunun için okuyor. Ama bunu istemeyenler var. İstiyorlar ki, 1930 tipi Kemalist tarih sayesinde CHP hiç iktidarda olmasa bile zihinlerde muktedir kalsın. Okullarda okutulan Kemalist tarih CHP’nin fideliğidir. Atatürk’ü sevdiklerinden değil, onu kullanmanın dayanılmaz ağırlığından yararlanarak kaybetmekte oldukları pozisyonlarını tahkim peşindeler. Bu istismara hayır diyen ve bunu belgelerle ortaya koymaya kalkanlara öfkeleri bundan dinmiyor.

ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞLARI NALINCI KESERİ GİBİ

Türkiye’de basının özgür olmadığını iddia eden cenah, Derin Tarih’in 62. sayısının toplatılarak yasaklanmasına adeta alkış tuttu. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhuriyet gazetesi kaç haftadır “Tarih sizi yargılayacak” diye hem iktidara, hem de hakimlere gözdağı veriyordu. Yazar Orhan Erinç de mahkemede kalkmış, “Manşetler dünyanın hiçbir yerinde yargılanmaz” diye savunuyor. Peki dergimizin kapağından dolayı kapatılması, bizim de içeri atılmamız gerektiğini sayfalarca döktüren sizler değil miydiniz? Basın özgürlüğü söyleminizin nefesi bizim kapımızda mı tükeniyor yoksa? Biz Yeni Akit de dahil buna- basın değiliz onların gözünde. ‘Göbeğini kaşıyan adam’ın basını mı olurmuş?’ Bir dergiyi, tarihî belgeyi yayımladı diye linç et ama sen MİT 'TIR’ları olayında devlet sırrını dünyaya ifşa edince dava açılsın ve ‘basın özgürlüğü nerde’ diye Merkel’den, Bild’den medet um. Bunların milliliği, yerliliği bu kadar işte.

Sözcü’nün sizi hedef gösteren manşetinin 10 gün sonrasında tevafuk ki FETÖ operasyonu yemesi ve ‘basın özgürlüğü’ söylemine sarılması da iyi bir örnek sanırım...

Sözcü günlerce aleyhimize “Densizler” dahil en ağır manşetleri attı, işe bakın ki manşetlerden sadece birkaç gün sonra kendi yazı işleri müdürleri FETÖ’den tutuklanınca ‘basın özgürlüğü’ diye feryad-u figana başladı. Bunların özgürlükleri nalıncı keseri gibi hep kendilerine işliyor anlaşılan..

5816 İLE TARİH DEĞİL KOMEDİ OLUR

Peki tüm bu tartışmaların temelinde yer alan ve 66 yıldır yürürlükte olan ‘5816’ sayılı kanunun tarihte emsali var mı? Bir ‘milli kahraman’ın kanunla korunmasının tarihte başka bir örneği bulunuyor mu?

Bu çağdışı kanunun dünyada eşi menendi yok. Ölmüş biri hukuk açısından kişi değildir, bir. Tek bir kişi için bir kanun çıkamaz, iki. Yaşayanlar nasıl eşitse ölmüşlerimiz de eşit olmalıdır, üç. Evrensel hukuk normlarına aykırıdır, dört. Tarihçinin eleştiri özgürlüğünü kısıtlayamazsınız, beş… Özetle bir insanın hakiki değerinin anlaşılabilmesi için eleştirilebilir olması lazımdır. Aksi halde aleyhindeki belgeleri sansürler veya görmezden gelirsiniz. Ama bunun ismi dünyanın hiçbiryerinde Tarih olmaz, komedi olur.    

YA TÜM ECDAD KANUNLA KORUNMALI YA DA 5816 KALDIRILMALI

M.Kemal'le alakalı en ufak bir eleştiri dahi ‘5816’ dolayısıyla suç kapsamına alınabiliyor. Ancak, Peygamber müjdesine nail olmuş kutlu kumandan Fatih’e eşcinsellik iftirası atan, Yavuz Sultan’a “alevi katili” yaftası vuran, Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han’a “kızıl sultan” diyenler hakkında hiçbir adli işlem yapılmıyor. Bunu bir tarihçi olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Ölüler arasında da eşitlik olmalı dedim. Muhteşem Yüzyıl dizisi tartışmalarında dile getirmiştim: Ölüler arasında da eşitlik istiyoruz! Ya bugün sevenleri bulunan bütün tarihî şahsiyetlerimiz için genel bir kanun çıkarılmalı veya 5816 sayılı kanun kaldırılmalıdır. Sadece ecdımız da değil, sen kalkıp milyarlarca insanın bağlı olduğu Peygamber Efendimiz’e hakaret edeceksin ve bunun kanunda herhangi bir cezası olmayacak ama sen M. Kemal hakkında tarihî bir belge yayımlayınca kanun tepene binecek. Böyle bir tarih de, böyle bir hukuk da olmaz. Olursa da gülünç olur.  

TÜRKİYE’NİN 32 YILINI TARTIŞMAYA İZİN VERMEYEN KANUN

Ana hatlarıyla bahsedersek, ‘5816’ sizce hangi hakikatleri örtüyor?

İlki, 1918-1950 yılları arası icraatları ve hatta o icraatların bugünkü muhatabı CHP’yi tartışılmaz kılıyor. Mesela İstiklal Mahkemeleri’ni tartışacaksın, aradan 90 sene geçmiş, ama karşına CHP çıkıyor, seni şikayet ediyor savcılığa. Tartıştırmıyor. Genelkurmay’daki belgelere istinaden diyorsun ki Nutuk’ta M. Kemal kendi Erzurum Kongresi açılış nutkunu makaslayarak ve sansürleyerek yayımlamıştır, çünkü orada kongre üyelerine ‘Sultan Vahidüdin’in selamını getirdim’ diyor, bunu sonradan Nutuk’ta çıkarıyor. ‘Vay sen misin bunu ortaya koyan!’ Yahu kardeşim tarihi tartışamayacak mıyız? Tartışamayacaksak o şey nasıl tarih vasfını kazanacak? Ayrıca kanun dediğin insanları dürüst ve ahlaklı bireyler haline getirmek için konulur. Ama bu kanun tarihçileri ahlaksız yapıyor. Tarihçi gördüğü belgeleri görmemiş gibi yapıyor.

CHP TARİHİ HÂLÂ İKTİDARDA

Türkiye'nin ihtiyacı hususunda sürekli değindiğiniz “tarih açılımı”nın önündeki engeller nelerdir?

Tarihin rahatlaması için bir kere bir iman meselesi olmaktan çıkarılması gerekir. 5816 sayılı kanunla korunan, CHP tarihidir. Artık CHP’nin tarihini çocuklarıma okutmak istemiyorum. CHP iktidardan 1950 yılında düştü ama tarihi hala iktidarda. Bu, millete ve tarihe haksızlıktır. İkincisi, Dışişleri Bakanlığı ve Cumurbaşkanlığı Arşivleri başta olmak üzere artık bitmeyen tasniflerinin bitirilmesi ve araştırmacılara açılması gerekir. Üçüncüsü, devlet, Lozan ile ilgili elinde ne varsa çıkarıp –devlet sırrı değilse tabii- eksiksiz bir yayınla dedikoduların önünü kesmelidir. Dördüncüsü, Türk Tarih Kurumu kendisine teslim edilen Latife Hanım’ın evrakı için mahkemeye başvurup, yayımlanabilmesi için girişimde bulunmalıdır. Beşincisi, 5816 sayılı kanun kalkmalı, yakın tarihi tartışmaya kalkanlar üzerindeki baskı ve ithamlara son verilmeli, insanların farklı düşünebilmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Altıncısı, okullar için yazılacak tarih kitapları bir görüşü dikte şeklinde değil, temel bilgiler verildikten sonra öğrencilerin farklı yorumlama yetileri münazaralar şeklinde geliştirilmelidir. Mesela İnkılap Tarihi dersinde sınıfın yarısı Kâzım Karabekir’in İstiklal Harbimiz’ini, diğer yarısı ise Nutuk’u okuyup tartışmalı, hangisi haklı sorusuna cevap aramalı, böylece dikte edilen bilgiler değil, aramalar sonucunda ulaşılacak yorumlar öne çıkmalıdır. Bu, yakın tarihte gördüğümüz fanatizmin önüne geçmek için en etkili çarelerden biri olacaktır.

Bu husustaki son sözünüz ne olur?

Biz tarihin özgürleşmesini istiyoruz. Bu özgürlük hepimize lazım. Yeni Türkiye, Kemalist kıskaçlardan kurtulmadan yoluna devam edemez. Tarih de bu kıskacın kırılması için çok önemli. Biz Yeni Türkiye’ye layık bir Yeni Tarih istiyoruz vesselâm.  
    

 
FARUK ARSLAN

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23