21. Yüzyılın Savaşı: Tankla Değil Fotoğrafla Görüntüyle Yönetilen Dünya
Gazetemiz okurlarından Oktay Yüksel / Afyonkarahisar '21. Yüzyılın Savaşı: Tankla Değil Fotoğrafla Görüntüyle Yönetilen Dünya' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Bugün dünya gündemi, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî bir operasyonla Nicolas Maduro’yu ele geçirip New York’ta bir mahkemede yargılamaya çalıştığı bir tabloda dönüyor.
Maduro, suçlamaları reddediyor ve hâlâ Venezuela’nın seçilmiş devlet başkanı olduğunu söylüyor.
Bu görüntüler, bu fotoğraflar, bu videolar… Hepsi öylece sosyal medyada dolaşıyor, tartışma çıkarıyor. Birileri bunu ABD propagandası olarak kullanıyor, diğerleri de “bakın, uluslararası hukuk böyle çiğneniyor” diyerek yaygınlaştırıyor. Dünya bir iletişim çağında yaşıyor; Hollywood’un stratejilerini, ABD medyasının manipülasyon gücünü bilenler için bu tablo pek de sürpriz değil.
Ama işin özünde daha tehlikeli bir gerçek var: Bir fotoğrafı olumlu ya da olumsuz paylaşarak bile toplumu yönlendirmek mümkün oluyor.
Bazıları, bu tür paylaşımlarla sanki ABD her istediğini yapabilirmiş gibi bir korku iklimi yaymaya çalışıyor. Kimileri tahrik ediyor, kimileri de buna karşı çıktığını zannediyor; ama sonuçta hepsi aynı viral döngüyü besliyor. Sözü, Türkiye düşmanı bir Yunan’ın, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yer aldığı bir fotoğraf üzerinden vermek istiyorum. Bu, basit bir fotoğraf ya da görsel değil; bir iletişim taktiği… “Bak, bu senin de başına gelebilir” mesajı veriliyor ve altında gizli bir tatmin duygusu saklanıyor.
Bir zamanlar bulvar gazetelerinin kullandığı yöntemle sosyal medya bugün aynı şeyi yapıyor: Uygunsuz bir kadın fotoğrafı koyup altına da “ayıp etmiş” yazarak sözde tepki gösteriliyor; ama aslında insanların dikkatini fotoğrafa çekmek hedefleniyor ve bu da başarılıyor. Bu, artık suni bir viral pazarlama taktiği hâline gelmiş durumda. İnsanlar kendi fikirlerini oluşturmuyor; kendilerine düşman olan birilerinin hazır duygularını kopyalayıp yapıştırıyor. Uğur Dündar gibi eski medya figürleri bu yöntemleri çok iyi bilir. Bu tür içerikler daha çok tıklanma alsın diye kullanılır; ardından yorumla desteklenir ya da eleştirilir… Bugün sosyal medya da bunu milimetrik biçimde yapıyor.
Ve ne acı ki bizde de bu fenomenin farkında olmayan gazeteciler, siyasetçiler var. Bir fotoğrafın altına “Kimse bizim devlet adamlarımıza bunları yapamaz!” yazıp paylaşıyorlar, sonra da bunu bir direniş ifadesi gibi sunuyorlar. Böylelikle o fotoğrafı, sözde istemeden, kitlelere ulaştırıyorlar. Amaç, milliyetçi halkımızın gazını almak ve bilinçaltında yatan mesajı üstü kapalı biçimde vermek. Bu durum, ağzının suyunu akıta akıta darbe beklentisi içinde olan bazı azılı muhalifler için de geçerlidir. İçinden geldiği gibi söylese linç edileceğini onlar da biliyor. “Birlik, beraberlik” diyeceksiniz ama o iş öyle olmuyor. Birlik ve beraberlik elbette samimiyetle olur.
Adama sormazlar mı: 15 Temmuz’da neredeydiniz? Terör örgütüyle mücadelede neden tercihinizi Türk Devleti’nden yana değil de terör örgütünden yana kullandınız? Birlik ve beraberliğinizi o zaman gösterseydiniz. Kırılgan bir dönemden geçerken aklınızca milliyetçi damarınız mı kabardı? Güldürmeyin. Bu fotoğraf taktiklerini bilmiyorsanız işiniz zor; zira 21. yüzyılın iletişim çağındayız. Bugün yaşananlar sadece Maduro’nun kişisel kaderi değildir; bu, gerçek bir iletişim savaşıdır. İletişimin gücünü ve sosyal medya taktiklerini bugün anlayamayanlar, yarın gerçek politik oyunların kurbanı olabilir. O yüzden açıkça söyleyeyim: Bir fotoğrafın altına yazı yazmak fikir üretmek değildir; sadece hazır düşünceyi yaymaktır.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Yüz yıl sonra Maduro tarih kitaplarına “hain”, Venezuela’ya atanacak vali ise “kahraman” olarak yazılacaktır. Ölümü biz tadarız; geriye kalan hikâyeyi başkaları anlatır.