16 Mayıs 1998: Hilmi Oflaz'ın vefatı (Kanaat Önderi)
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Onlar; yaşadıkları döneme maddi manevi anlamda damga vurarak iz bırakıp gittiler. Bugün, kanaat önderlerimizden Hilmi Oflaz'ı hayırla yâd ediyoruz.
Aslen Trabzonlu olup 1926’da Düzce’de doğar. Ortaokul mezunudur. Fakat tahsil görmüş koca profesörlere taş çıkaracak kadar donanımlıdır. Müthiş bir kitap sevgisi vardır. Sadece sevgi değil, deli gibi okur aynı zamanda. 25 bine yakın kitap okuduğu anlatılır. Bitmek bilmeyen öğrenme aşkı, kazandıklarını kitaba yatırmasına yol açacaktır. Tabii çıkan her bir yeni dergiye onlarca farklı isimle abone olmaktan ya da gençlere yemek ısmarlamaktan arta kalan parayla. Önceleri Çengelköy’de bir köşkte otururlar. Durumları iyidir. Kira gelirleri ve Düzce’de tütün tarlaları vardır. Fakat Hilmi Oflaz servetini artırmak yerine harcamayı seçer, sonunda Kuleli’de bir gecekonduya kadar düşer.
Sokakların bilge adamı ikram etmeyi o kadar çok sever ki... “Kendi başına yeme” düsturunu hayatının en önemli prensibi haline getirir. Elinden hiç düşürmediği siyah poşetinde ikram etmek için zeytin, peynir, domates olur. Dünyanın en bereketli yer sofrasını açar, herkesi buyur eder. Artık o yemek saray sofralarından daha lezzetlidir. Onun olduğu ortamlarda asık suratlı insanlar yoktur. Neşe katar, insanları güldürmeyi sever, yüzünden tebessüm eksik olmaz. Bilgeliğini sözlerinden anlarsınız. Devlet meselesi tartışılırken bir anda şu cümleler dökülüverir: “Devlet selamette, hükümet rezalette; milletin bir kısmı gaflette, bir kısmı hayrette, bir kısmı gayrette; ama devlet selamette.” Keskin ve hazırcevaplığını üstadından almış olabilir.
Bugün bürokraside önemli konumda olanların önemli bir kısmının, akademisyenlerin ciddi bir yekûnunun yolu Beyazıt’taki Marmara Kıraathanesi’nden geçmiştir. İstanbul’da kültür hayatının can damarlarından biri olan bu kıraathaneye Necip Fazıl, Erol Güngör gibi isimler sık sık gelir. Halkalar kurulur, hararetli tartışmalar olur. Sırf oradaki tartışmaları dinlemek için gelenler vardır. Hilmi abi işte oranın müdavimlerindendir. Kendisini arayanlar için adresi burasıdır. Gençlerle sohbet etmeyi sever. Gözüne kestirdiği gençleri kenara çekerek paraya ihtiyaçları olup olmadığını sorar. Onlarcasına burs bağlar.
Necip Fazıl’ın manevi oğlu olarak bilinir. Ona karşı hürmet ve sevgisi büyüktür. Bir yere gittiklerinde Necip Fazıl onu şöyle takdim eder: “Fare tıkırtısından ürkecek kadar hassas, krallara diklenecek kadar gözü kara, aslanların önüne çıplak atlayacak kadar cesur, aziz dostum, işportacı Hilmi.” Bir şiirinde geçen “Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı / Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı” ifadeyi manevi oğluna yazdığı söylenir. Necip Fazıl Toptaşı Cezaevine girdiğinde Hilmi Oflaz tezgahını alır, cezaevinin önüne kurar. Artık yeri burasıdır. Ne zamana kadar? Necip Fazıl cezaevinden çıkana kadar. “Niye buradasın?” diyenlere “Ola ki ağabeyimin bir ihtiyacı olur da yardım ederim” der. 1.5 yıl orada bekler. Her gün düzenli gider, tezgahını kurar, görüşme saatlerinde üstadı ile buluşur, ihtiyaçlarını gidermeye gayret eder.
Hilmi Oflaz vefat ettiğinde, geride eskimiş bir ceket, su alan bir ayakkabı, hâlen gülümseyen zarif bir yüz, 30 bine yakın kitap ve oldukça kalabalık bir aile bıraktı. Siz hayatınızı zahiren fakir ve yoksul, işportacı olarak geçirirsiniz ama bir üniversite kampüsünde ders olursunuz.