Bu yanlış inanışların iki yönde sorun oluşturabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, "Bir yandan disleksinin tek bir belirtiye, örneğin harf ters yazmaya indirgenmesi ya da güçlüğün ‘tembellik' veya ‘isteksizlik' olarak yorumlanması, gerçek bir öğrenme güçlüğünün fark edilmesini geciktirebilir. Bunun yanı sıra çocuğa yönelik ‘çabasız' ya da ‘yetersiz' gibi yargılar, akademik güçlüklere ek olarak olumsuz benlik algısının gelişmesine, özgüven kaybına ve okul yaşantısının olumsuz etkilenmesine yol açabilir. Bu nedenle yanlış inanışların düzeltilmesi, çocuğun doğru zamanda fark edilmesi ve doğru biçimde desteklenmesi açısından önemlidir" uyarısında bulundu. Disleksinin erken dönemdeki belirtilerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, "Okul öncesi dönemde disleksi tanısı koymak, genellikle mümkün olmamakla birlikte, ilerleyen dönemde okuma güçlüğü açısından risk oluşturabilecek bazı gelişimsel göstergeler erken dönemde fark edilebilir. Konuşmanın gecikmesi, kelime bulma güçlükleri, bazı sesleri ayırt etmede zorlanma, harf ve renk adlarını öğrenmede güçlük, sıralı bilgileri akılda tutmakta zorlanma ve ailede okuma güçlüğü öyküsünün bulunması bu göstergeler arasında sayılabilir" dedi. Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, ilkokulun özellikle birinci ve ikinci sınıflarında ortaya çıkan belirtilere de işaret ederek "Harf-ses ilişkisini kurmada güçlük, yaşıtları akıcı okumaya geçerken heceleyerek okumanın devam etmesi, harf atlama veya ekleme, kelimeleri çözümlemede belirgin yavaşlık ve okuma etkinliklerinden kaçınma dikkat çekebilir. Bununla birlikte, bu belirtilerin bir kısmı tipik gelişim sürecinde de görülebilir. Önemli olan belirtilerin süreklilik göstermesi, verilen eğitimsel desteğe rağmen güçlüklerin devam etmesi ve çocuğun akademik ya da günlük yaşam işlevselliğinin etkilenmesidir" uyarısında bulundu.