Safevî tecrübesi tekrar eder mi?

30 Ekim 2016 Pazar

İran; Irak, Yemen, Lübnan ve Süriye’de Safevî tecrübesinin tekrar edeceğine kaptırmış kendisini. Hedefte Bahreyn gibi daha nice başka ülkeler var. Bunun için agresif, kışkırtıcı ve can yakıcı emperyal politikalar izliyor.   

Sünnî İslâm halifeliğine başkentlik yapmış Şam ve Bağdat hâlihazırda Şiî İran’ın kontrolündedir. 

2014 Kasım ayında Tahran milletvekili Ali Zakkanni; ‘Arap dünyasında dört başkent Tahran’ın elinde’, açıklamasını yaptığında nice Şiî topluluklar heyecana kapılmıştı. 

Zakkani’nin bahsettiği şehirler; Beyrut, Sana, Bağdat ve Şam’dı.. Burada zikredilen dört başkentin kadim olarak Sünnî başkentleri ve dahi Osmanlı şehirleri olduğunu söylemeye gerek var mı?

İran, Şiîliği de kaldıraç olarak kullandığı bu politikalarla ne yapmak istiyor? 

Küresel güçleri de arkasına alarak Safevî tecrübesini 21. yüzyıla taşımak istiyor. Ali Şeriati’nin kavramsallaştırdığı ve aynı isimle de bir kitap yazdığı “Ali Şiası Safevî Şiası”nda anlatılan özüne Fars ulusalcılığı mündemiç emperyal politikalar güden Safevîliğin yarım kalmış emellerini hayata geçirmek istiyor..  

Açalım. İran, Safevi devleti 1501 yılında kurulana kadar Ehli Sünnet’in merkezi durumundaydı. Kutubu Sitte müellifleri dahil Ehl-i Sünnet ulemanın önemli bölümü bu coğrafyada yetişmiştir. Hz. Ömer döneminden başlamak üzere 8 asırdan fazla bu kimliğini hep korudu. 

Safeviler yönetimi ele geçirince 100-150 yıl içerisinde İran’ı çok katı yöntemlerle Şiîleştirdiler. Sünnî halkı Şiîleşmeye zorladılar. Direnenleri tasfiye ettiler. Sünnî ulemayı ya katlettiler, ya da sürgüne gönderdiler. Irak ve Lübnan gibi yerlerden Şiî ulemayı İran’a naklederek bu Sünni coğrafyayı hem kültürel hem de askerî çıkarmalarla zaman süreci içinde Şiîleştirmeyi başardılar. Sınır boyları bütün bu politikalara rağmen Sünnî olarak kalmayı başardı.  

Bu tarih tecrübesine sahip İran, 21. yüzyılda bu tecrübenin diğer Sünnî coğrafyalarda yeniden yaşanabileceğinin hayâllerini kurmaktadır. Bu yüzden son derece kanlı emperyal politikalar izliyor. Bu emellerini gerçekleştirmek üzere de dünya Şiî gençlerini mobilize ederek savaş alanlarına taşıyor. 

Bunu başarabilecek mi? Sünnî dünya içinde bulunduğu bölünmüşlüğü sürdürürse başarabilir. Bakınız Mısır’a. Darbeci general Sisi meşru hükümeti devirmiş, Mısır’ın gerçek sahiplerini tasfiye etmekle meşgul. Aynı Sisi, Arap Sünnî dünyası İran tarafından işgal edilirken İran’la ittifak kuruyor. Körfez ülkesi diktatörlerinin de İslâm karşıtı politikaları sebebiyle İran bu bölünmüşlükten cesaret alarak onların egemenlik sahalarını daraltıyor.  

Peki ya bunu başaramazsa ne olur?

İran birçok cephede birden savaşıyor. Bu cephelere oluk oluk enerji aktarıyor. Bu enerji kimi yerde İran milli servetinden para olarak kimi yerde hem İran’dan hem de dünya Şiî nüfusundan motive edip cephelere gönderdiği insan potansiyeli olarak karşımıza çıkıyor. Hem softpower hem hardpower gücünü sonuna kadar kullanıyor. 

Irak, Suriye, Yemen cephelerinde fiilen savaşta. Bahreyn, Afganistan gibi coğrafyalarda da aktif. Nihayetinde İran’ın enerjisi de sınırlıdır. Bir gün kendisini enerjisi çok zayıflamış bir konumda bulabilir ve bu da içine çekilme, belki de bir bölünmeye yahut rejim değişimine sebep olabilir. Bu sebeple İran riski çok yüksek bir kumar oynuyor.

Bu sonucu belirleyecek olan ise, Sünnî dünyanın bizzat kendisi olacaktır.  

 

  • Yandı KıratlıYandı Kıratlı1 yıl önce
    Safeviler, İmami Şii değil bildiğin Alevi'ydi. Onların devrinde İran, Aleviliğin kalesiydi. Bugünse o topraklarda Alevi yok! Varsa yoksa Türkiye'de var. Yavuz Sultan Selim'e kin güdenler bunu da bir düşünsün: Aleviliğin doğum yerinde hiç Alevi bırakmayan kim? Ve onlar dururken neden Sünni Türk kardeşlerinize düşmanlık besliyorsunuz?
  • Göktuğ ErgenekonGöktuğ Ergenekon1 yıl önce
    Demek ki freni patlamış arabadayız, arabanın kendiliğinden durmasını beklemekten başka çaremiz yok umarım araba uçuruma yuvarlanmaz. Keşke iranın ne yapmak istediğini, enerjisinin ne zaman biteceğini konuşma yerine bizim planlarımız üzerine konuşup tartışabilseydik. Bulunduğumuz coğrafyanın nesnesiyiz herkes bir şey yapıyor biz sadece onları durdurmak üzerine konuşuyoruz. Duracağıda meçhul, Bize Selahaddinler Yavuzlar gerekli gerisi lafı güzaf
  • Hy-hyHy-hy1 yıl önce
    Büyük israilin kurulması için iran-Türkiye savaşı kaçınılmazdır.Aksi takdirde bu devletlerle israil savaşmak zorunda kalacaktır.Bunu hiç istemezler.