İslam Dünyası’nın özeti  

17 Ekim 2017 Salı

Son 35 yıl İslam dünyasının içinde yaşadığı savaşlar, işgaller, göçler ve büyük sosyal çalkantıların ardı arkası kesilmiyor.

Asya’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Balkanlar’a Müslüman toplumların yaşadığı siyasi ve ekonomik krizlerin yeni kuşaklar üzerinde çok büyük olumsuz etkilerine şahit olmaktayız.

Batı dünyasında İslam’ın değer yargılarının acımasızca tartışmaya sorgulanmaya başlanması çok hayra alamet bir durum değil.

Bugün İslam dünyasında yaşanan siyasi ve sosyal krizlerin sebebini İngiliz Yahudi temelli argümanlara havale etmemizin ne kadar gerçekçi olduğunu bir an evvel sorgulamalıyız.

Bizim çok vakit kaybetmeden gerçek sorunlarımızın tespit edilmesi, tartışmaya açılması ve  toplumsal merhamet hukuk ve ahlak çerçevesinde acil istişare mekanizmalarına ihtiyacımız var.

İslam dünyasının özetini Aliya İzzetbegoviç’in bakış açısından İslam deklarasyonu kitabından sunmak istiyorum.

“Din söz konusu olduğunda, insanları genel olarak inanan ve inanmayanlar olarak ayırırız. Dikkat edelim ki, bu ayrım çok sathi ve epey basitçedir.

Bunun içinde en kalabalık olan, üçüncü topluluk eksiktir. O topluluk, kendini inanan sayan ve öyle ifade eden fakat hakikatte öyle olmayan kimseler topluluğudur. Onlar az ya da çok Allah’a ibadet eden, bayramları kutlayan, dinin belli bazı ‘adet’ ve sembollerini yerine getiren fakat onlar korkudan savaş alanından hemen kaçan, ticarette son derece soğukkanlı olarak aldatan, vicdan azabı duymadan başkasının sırtından geçinen, içki içen ve eğlenen, bin sene yaşayacakmış gibi hayatlarını, mallarını ve makamlarını yitirmekten korkan veya kendilerinden güçlü olanlara esirmişçesine yalakalık yapan kimselerdir.

Bu tip insanların belirgin özellikleri korkudur. Hayat için korku, mal için korku, makam ve mevki için korku. Bir güç sahibi veya hükümetin desteğini kazanmak için çabadır onların yaptıkları. Bütün bu korkular arasında bir tek korku eksiktir; Allah korkusu!

Bu ruhla ve böylesine belirsiz ve ikiyüzlü atmosferde kendi nesillerini büyütürler.

Ancak bu üçüncü kitlenin varlığını dikkate aldığımız zaman, dünyada birçok şeyi daha kolay anlamaya başlarız ve neler olduğu ile neden öyle olduğunu anlama imkanına kavuşuruz.

Bugünkü İslam dünyası, içinde gerçek dinin az fakat sözel, şekli dinin çok olduğu dinlerin tipik örneğidir. Hiçbir yerde dine adanmışlık yok-fakat aynı zamanda ve sadece prensip olarak-din kayıtsız olarak öne çıkarılır ancak dinin somut taleplerinin pratikte bu kadar az yerine getirildiği görülmemiştir. İşte bu paradoks, şekil ve içeriğin bu karşıtlık durumu, İslam ülkelerinin çoğundaki vaziyeti açıklayabilir. Belki bu, iradesiz ve hareketsiz bir durum olmayan, artık uyuşukluktan uzak ancak hakiki yönü ve neticesi olmayan kendine has bir yerde sayma ve zaaf durumundadır.

Bu dünyadaki Kur’an’ın vaziyeti çok plastik bir biçimde durumu yansıtmaktadır. Orada, her evde Kur’an’ı özel, yüksek bir yerde bulacaksınız. O, en iyi hediye olarak kabul edilir, onun için en iyi kağıt kullanılır, insanlar ise bugün bile onun için en iyi kaligrafiyi kullanmak ve onun kapakları ve sayfalarını fantastik süslemelerle çizmekte yarışmaktadır. Çocuğun ilk okuduğu ve öğrendiği şey Kur’an’dır fakat bütün bunların yanında bu çocukların çok büyük bir bölümü Kur’an’ın gerçek içeriğini ve önemini öğrenmeden büyüyecek ve yaşlanacaktır.

Kur’an tartışmasız bir semboldür. Ancak kanun olmaktan çıkmıştır. Halbuki tersi olmalıydı. Dikkat edin ki, Kur’an okunmak yerine, güzel sesle seslendirilip yorumlanmaktadır. Böylece ne Araplar ne de Arap olmayanlar artık onun manasına ulaşmıyorlar ve Kur’an’ın benzersiz melodisinde, artık hiç kimse emredici ve kesin, bazen tatlı tatlı uyaran ve davet eden bazen ise tehdit eden yüksek sesle haykıran fakat her zaman ve yeniden tüm insan hayatının değişmesini talep eden hükümlerini tanıyamamaktadır.”

 

  • Mikâil okuroğlu Mikâil okuroğlu 1 ay önce
    Aynısıyla katılıyorum aliya izzet begovic allah CC rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah slmlar