Gül - FETÖ - Muhalefet ve bir de it

30 Aralık 2017 Cumartesi

Tepkisel davranışlar, reaksiyoner atraksiyonlar tahripte işe yarasalar da müspet bir hareketin kuruluşu ve devamında içe dönük olumsuz etkiden başka bir işe yaramazlar. Saman alevi gibi başta hızlı parlar; fakat külüyle tanışması çok da zaman almaz.  

Abdullah Gül, sinsi sessizliğini siyaset sanarak bir süreliğine kendisini ve yakın çevresini oyaladı. Ne ki, kolektif feraset, toplumsal basiret karşısında o, ürkek, kararsız, sürekli gel-git yaşayan bir portre çizdi. İçinde sakladığı müzmeratı deklare ettiği son mesajıyla deşifre oldu; takke düştü kel göründü, ileriye dönük siyasi beklentisini, yeni bir parti kurma, AK Partiye alternatif olma üzerine kurguladığı hülyalarını ele verdi. 

Elbette, beklentilerine yenik düştüğü, Başbakanlık beklerken sıradan bir insan olma konumuna gerilediği gerçeğinin onda bir gerilim yaptığı, bir küskünlük hali hasıl ettiği hepimizin malumuydu; insani zaaflar açısından işin bu kadarını makul saymamız da mümkündü; fakat saf değiştirir mahiyette bir kırılma yaşaması, ak tezinden savrulup kara tezinin savunuculuğunu yapması ne makuldür, ne etiktir ne de insani bir duruştur.

Meselenin kendi pozisyonuna yaptığı negatif etki bağlamında ise, yaptığı sadece siyasi bir intihardır, siyasi beklentilerinin bütününü bir büyük yanlışla sonlandırmaktır. Gezi olayları dolayısıyla söylediklerinde zaten çok büyük bir itibar kaybına uğramıştı; şimdiki beyanıyla bütün siyasi geleceğine kendi eliyle tüy dikmiş oldu. Ne yapalım bu da bir nasip meselesi. Ya da finalde geldiği nokta içten pazarlıklı siyasi serüvenin genel kaderi.  

Muhalefetin ve onları destekleyen fırfır zihniyetlerin düştükleri akıl tutulması hali anlamak gerçekten mümkün değil. Türkiye’de 15 Temmuz gecesi, dinimizi, devletimizi ve millet olarak bekamızı hedef alan bir kanlı darbe teşebbüsünde bulunulmuş; ve bu millet Cumhuriyet tarihinde ilk defa, böylesi bir ihanete karşı göğsünü siper etmiş, 250 şehit, iki bin gazi vermiş, bir ayı aşkın süre sabahlara kadar demokrasi nöbetleri tutarak ülkesine sahip çıkmış.. Devlet de, kendisi için canını hiçe sayarak darbecileri püskürten bu necip milletin hukukunu korumuş; öncelikle bu darbe esnasında darbecilere karşı koyan resmilerin bu fiillerinden dolayı yargılanamayacağını hükme bağlamış sonra da aynı gaye uğruna karşı duruş sergileyen sivilleri de aynı hükmün kapsama alanına almış.. 

Tebrik, tebcil edilecek böylesi isabetli bir karara hangi kanı bozuk olmayan ya da içinde bir ihanet potansiyeli taşımayan insan karşı gelebilir, bu hükmü bütün kapsamıyla tenkit edebilir ki? Alınan kararda, ileriye dönük aynı ihanete yönelik teşebbüslere karşı aynı tavrı sergileyecek olan resmi ve sivil herkesi koruma altına almak anlamına gelebilecek bir üslubun kullanılışı için de biz aynı hükmü vermekte bir sakınca görmüyoruz: Kanı bozuk olmayan ya da ileriye matuf içinde bir potansiyel ihanet bulunmayan hiç kimse bu üsluptan rahatsızlık duymaz, itiraz etmez, tam aksine böylesi tarihi ve insani bir karara imza atanları tebrik ve tebcil eder.

Konu darbedir, konu darbeye karşı koyanların hukuki durumunu hükme bağlamaktan ibarettir. Bunun hukuk çerçevesi içinde yapılacak ve kanunların zaten izin verdiği gösterilerle ne ilgisi ne alakası vardır? Neymiş, bu kararname hükmüne göre, her isteyen önüne geleni darbe yapmakla suçlayabilir ve onu cezalandırabilirmiş.. Böyle bir mantık yürütmeye ancak “çüş” denir; ne ki onu demeye de bizim edebimiz müsaade etmemektedir..      

İç gündemi bu tür suni köpürtmeler meşgul ederken, Recep Tayyip Erdoğan dış hamlelerini sürdürüyor ve ittihad-ı İslam şuurunu mayalamanın somut adımlarını atıyor. FETÖ elebaşı ise onun bu hamlelerini etkisiz hale getirmenin amansız ve imansız mücadelesini veriyor.. Örgüt üyelerine gönderdiği son mesajda herkesin Türkiye’yi terk etmesini istiyor. Onun bu tavrı iki anlama geliyor: Türkiye’yi terk edin, çünkü artık orada bizim için hiçbir hayat alanı kalmadı. Türkiye’yi terk edin, çünkü yakında bir üçüncü dünya savaşı olacak; Türkiye Amerika ve İsrail’in karşıtı bir oluşum içinde yer alacak. Biz, bu savaşta Türkiye’ye karşı Amerika ve İsrail’in yanında yer aldığımızı fiili olarak da ispat etmeliyiz. Gülen, kaçın, diyor, yaptığı ve en iyi bildiği bir şeyi elemanlarına da tavsiye ediyor..

FETÖ lideri bütün ümidini iki olumsuz hale kilitlemiş durumda, Tayyip Erdoğan’ın şehit edilmesi ve çıkacak üçüncü dünya savaşı. Bu güne kadar ne istedi ne beklediyse hep aksi oldu; bu iki beklentisinde de inşallah öyle olacak. Cenab-ı Hakk, Tayyip Erdoğan’a hayırlı uzun ömürler versin; ve Rabbimiz her türlü kötü akıbetten bizi ve bütün Müslümanları korusun..

Bir de “it” in biri darbeye direnen kahramanlara bu sıfatı yakıştırmış ve it diye havlamış. Kendi adını söylemiş, kendi cinsini ele vermiş..

 

YORUM YAZ

  • musa musa 3 ay önce
    analiz süper.