Yeni nesle dînin ciddî bir mesele olduğunu anlatmalıyız
Yeni nesle dînin ciddî bir mesele olduğunu anlatmalıyız
AHMET TALİB ÇELEN
Ben Türkçe öğretmeniyim mâlûmunuz.
Bir ara din dersi öğretmenimizin girebileceği ders sayısı dolu olduğu için seçmeli “Hazret-i Muhammed’in Hayâtı” dersi bana verildi. 6. veya 7. sınıflar idi zannediyorum. Hiç ummadığım bir yerden dînimize de bir hizmetim olacak diye sevindim. Çocuklar seviyesinde birkaç kitap buldum, aldım; videolar, ilâhîler hazırladım. Peygamber Efendimiz’i ve dolayısıyla dînimizi bir miktar öğretecek ve bilhassa sevdirmeye gayret edecektim.
Ama ilk derslerde beni afallatan bir manzara ile karşılaştım. Talebelerin tamâmına yakını dîni, dînî değerleri ve dolayısıyla peygamberi ciddîye almıyorlardı. Onlara göre namaz, oruç, haram, helâl, ahlâk, îman-îmansızlık, küfür sözler… oyun ve eğlence gibiydi. Bunları çok da bilmiyorlardı ama kulaklarına çarptığı kadarıyla da eğleniyorlardı. Bunu ilk olarak küfre düşürücü söz ve davranışları mevzûunda îkâz ettiğim zaman aldırışsızlıklarından anlamıştım. Birisi böyle bir söz söylüyor, ben de “Bak oğlum/kızım, öyle söylersek dinden çıkarız.” dediğimde muhâtabıma çok ilginç geliyor ve aynı sözü bir daha söyleyerek “Ben şimdi Müslümanlıktan çıktım mı?” diye kıkırdıyor. Bütün sınıf da onunla birlikte gülüyor. Dîne girmek ve dinden çıkmak onlara eğlenceli bir oyun geliyor. “Hocam hocam, şöyle söylesem dinden çıkar mıyım?” diyor ve o sözü söylüyor. Donup kalmıştım. Bu nesil ne ara bu hâle gelmişti? Kendi çocukluğumu düşündüm. Çok dindar bir âilede yaşamadım, inançlı, iyi kötü namazını kılan bir anne/babanın evlâdıydım. En küçük yaşlarımdan beri hiçbir zaman dîne karşı bu kadar ciddiyetsiz, alaycı olduğumu hatırlamıyorum. Hiçbir zaman dinle oynamayı düşünmedim. Arkadaşlarım da benim gibiydi. Belki çok yoğun bir dînî hayat içinde değildik ama din bizim için dâimâ ciddî bir şeydi. Dinden çıkmak hepimiz için ürpertici bir hâdise idi. Bu yüzden bilebildiğimiz kadarıyla dinden çıkarıcı söz ve hareketlere düşmemeye çalışırdık. Bu karşılaştığım manzara akla ziyan bir manzaraydı. Suçlu eğitim sistemi mi, öğretmenler mi, televizyon dizileri mi, sosyal medya mı, âileler mi, kötü arkadaşlar mı, yoksa bunların hepsinin toplamı mı? Ama netîce gerçekten ürperticiydi. Çocuklar dîni ciddîye almıyorlar, oyun-eğlence görüyorlardı.
İçimden bir karar verdim. Ben Hazret-i Muhammed’in hayâtını ezberletmeyi bırakayım, bunu nasıl olsa yaparım. Önce dînin ciddî bir mesele olduğunu gücüm yettiğince anlatayım. Bununla alâkalı malzemeler kullanayım. Bunu hâlletmek Peygamberimizin hayâtını ezberletmekten daha mühimdir. Dînini ciddîye alan öğrenci zâten bir şekilde Peygamberimizi de öğrenir.
Öyle yaptım. Elimden geldiğince dînin, hayâtımızın en ciddî meselesi olduğunu, onun bir oyun ve eğlence olmadığını, son durağın âhiret olduğunu ve ancak din sâyesinde orada mutlu olabileceğimizi anlatmaya, hissettirmeye çalıştım. Zannediyorum talebelerimin ekseriyeti nezdinde iyi bir mesâfe aldım. Artık ilk girdiğimdeki gibi değillerdi. Dinden bahsedilince alaycı tavırları büyük ölçüde sönmüştü. Elbette Peygamber Efendimiz’den de bahsetme fırsatı bulmaya çalıştık.
Dinle, dînî değerlerle alay etmek sâdece bugünün hastalığı değil. Kur’ân-ı Kerîm’de birçok âyette Allah’ın dîniyle alay edenlerden ve onların âkıbetlerinden bahsedilir. Birkaç örnek:
“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin.” (Mâide, 57)
“Siz ezan okuyup namaza dâvette bulunduğunuz zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Çünkü onlar, akletmeyen ve gerçeği anlamayan bir topluluktur.” (Mâide, 58)
“Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik. Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.” (Hicr, 10-11)
Kendilerine niçin alay ettiklerini sorsan, mutlaka: “Biz öylesine lafa dalmış, eğleşiyorduk!” derler. De ki: “Demek siz Allah ile, O’nun âyetleriyle ve O’nun Rasûlüyle eğleniyorsunuz, öyle mi?” (Tevbe, 65)
“Onlar iman edenlerle alay ediyorlar.” (Bakara, 212)
“İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “inandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.” (Bakara, 14)
Âyetlerde dinle, dînî değerlerle alay edenlerin hep kâfirler, münâfıklar olduğunu görüyoruz. Ama günümüzde gördüğümüz daha felâket bir şey: Müslüman çocukları dinleriyle alay ediyorlar, eğleniyorlar. Bu kadar dip bir noktayı hayâl bile edemezdik. Her şeyi bir tarafa bırakıp Müslüman çocuklarına dînin ciddî, hem de en ciddî mesele olduğunu anlatacak ve hissettirecek tedbirleri almalıyız. Eğitim sisteminde, televizyon, sosyal medya ve akla gelebilecek bütün platformlarda… Herkesin, hepimizin hatâ ve kusurları olabilir; ama dîni ciddîye almayan, dînini alay ve eğlence mevzûu yapan bir nesilden hiçbir hayır ve fayda beklenmez. Önce dinde ciddiyet… Bütün meseleler bundan sonra gelir.
Şu âkıbetten hepimiz titreyelim:
“Andolsun, (ey Muhammed!) Senden önce nice peygamberler alaya alındı da Ben, inkâr edenlere bir süre/mühlet verdim, sonra da onları azap ile yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış (gördüler)!” (Ra’d, 32)
“İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve Allah yolunu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.” (Lokman, 6)
“İşte böyle. İnkâr etmeleri, ayetlerimi ve peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden, onların cezası cehennemdir.” (Kehf, 106)