Pakistanlı Malala Kimin İdolü?

16 Ekim 2014 Perşembe

Alfred Nobel 1896 yılında öldüğünde mirasından bir miktarını, her yıl fizik, kimya, tıp veya fizyoloji, edebiyat ve barışa hizmet edenlere verilmek üzere vasiyet etmişti. 

Önceleri amacı doğrultusunda kullanılan bu ödüllerden özellikle sosyal, edebiyat ve barış alanında verilenleri, son dönemlerde amacından saptırılarak, çoğunlukla İslam karşıtı faaliyetlere teşvik amacı ile kullanılmaya başlandı.

Edebiyat ve Barış ödüllerinin kimlere ne tür çalışmaları sonucunda verildiği incelenirse, durum daha net anlaşılacaktır.

Hafızalarımızı tazelemek için birkaç örnek verelim.

Nobel Barış Ödülünü en fazla kazanan Kızılhaç örgütü olmuş. Onu, Avrupa kadın hakları savunucuları takip ediyor. Son yıllarda ise Müslüman kadın ve kız çocukları üzerinde “Batılılaştırma çalışmaları” yapan Müslüman kadınlara verildiği görülüyor. 

Yemenli Karman biraz da öne çıkan siyasi kimliği ile tanınsa da ödül alan bu kadınların ortak özelliklerinin “kadın ve çocuk hakları” üzerine çalışmaları olduğu anlaşılıyor. 

İslam’ın kadın ve çocuklara verdiği hakları görmezden gelen çağdaş batı, kendi kültürünü ve değerlerini özümseyen büyük çoğunluğu İslam karşıtı olarak değerlendirebileceğimiz “misyonerlik” faaliyetlerine geçiş olarak bu tür aktivistleri Nobel veya diğer ödüller yoluyla topyekûn teşvik etmektedir.

Aksini iddia etmek ise, şuurlu bir Müslüman için fazla “safdillik” olur.

Örneğin İnsani açıdan kadın ve çocuk hakları savunucusu “Nobel Komitesi” niçin İsrail’in son zulmünde öldürülen yaklaşık 1500 kadın ve çocuğun haklarını savunanlara bu ödülü vermemiştir?

Ya da Dünya’da diğer ülkelere en fazla insani yardım eden ülke unvanına sahip Türkiye’ye bu ödül layık görülmemiştir.

İsrail’in Gazze’ye uyguladığı kanunsuz ve zalimce ablukasını delerek, bin bir çile içindeki masum Filistinlilere insani yardım taşırken, İsrail zorbası tarafından dokuz yardımsever üyesinin hunharca şehit edildiği “Mavi Marmara” ya da Nobel Barış ödülü verilmemiştir.

Bütün ödüllerin sırf bu amaç için verildiği iddiasında değilim, ama özellikle Müslüman kadınlara verilen ödüllerin, veriliş nedenlerinin en başında Batı’nın Müslüman kadın ve çocuklarını “Batılılaştırma” arzusunun yer aldığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu durumun en iyi örneğini de İranlı Şirin Ebadi, Yemenli Tawakel Karman (Türk vatandaşı olarak Tevekkül adını aldı) ve son olarakta Pakistanlı Malala Yusufzay oluşturuyor.

Özellikle Şirin Ebadi ve Malala Yusufzay tamamı ile “Batılılaştırma” konularında Batı’nın istediği yolda birer misyoner gibi çalışmaktadır. 

Gerçek misyonerlerden farkları ise fiilleri ile batılılaştırdıkları kadın ve kız çocuklarını, şeklen din değiştirmeye zorlamamalarıdır.

Ancak, Hıristiyan yaşayış ve adetleri benimsetilen kadın ve çocuklarda “İslami hassasiyetler” azalmakta ve sadece “ismen” bir İslamlık kalmaktadır.

1500 kadın ve çocuğun öldürüldüğü ve binlercesinin yaralandığı ve on binlercesinin de açlığa mahkûm edildiği Filistinliler için ve yuvasız yurtsuz aç bila aç kalmış yüz binlerce Suriyeli kadın ve çocuk için kılını kıpırdatmayan Batı’nın sahte gözyaşları, nedense Malala ve benzerleri için hep sel olup aka gelmiştir. 

Öyle ki, okul servisinde ateş açılarak yaralandığında İngiliz hükümeti tarafında tedavi için Queen Elizabeth Hospital’a özel bir uçakla götürülmüş ve Kraliçe ile buluşturulmuştu.

Nihayet geçtiğimiz günlerde eline bir de “Nobel Oyuncağı” tutuşturulan Malala, artık, Müslüman kadın için iyi bir “rol model”, kız çocukları için ise rakipsiz bir “idol”dü.

Evet ama, Malala gerçekte kimin idolüydü ya da kim adına bir idol oluvermişti? 

Günün Özeti

YORUM YAZ