THY - TR Çıkışlı Mauritius

Yabancı gazeteci mi yoksa ajan mı?

08 Şubat 2015 Pazar

Gazetecilikle ajanlık birbirine çok benzer. İkisi de istihbarat toplayıp, bağlı çalıştıkları kurumlara iletirler. Ajanlar topladığı bilgiyi devletin güvenliği ve çıkarları için kullanırken, gazeteciler ellerindeki haberleri halkla paylaşırlar. Fakat gizli servisler resmi istihbaratın zor ve tehlikeli olması nedeniyle bazen gazetecileri ajan olarak kullanırlar. 

 Ülkemizde görev yapan yabancı gazetecilerin sayısı son zamanlarda bir hayli artmış durumda. Bazılarının sadece gazetecilik yaptığından ciddi şüpheler var. Eğer tarafsız yayın yapsalardı masumiyetlerine inanılabilirdi. Ancak sürekli Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve hükümeti karalamaları, alaya almaları ve lehte bir tane bile haber yapmamaları sadece gazetecilik yapmadıklarına dair şüpheleri arttırıyor. Gerek Batılı gazete temsilcilerinin, gerekse de serbest çalışan gazetecilerin paylaşımlarını okuduğunuzda sanki Türkiye’de değil de Mısır’da, Irak’ta veya Suriye’de yaşadığınız hissine kapılırsınız. 

Mesela Amerikalı Benjamin, “Diktatörlüklerde hain çoktur” şeklinde yazarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diktatörlükle itham edip onun “hain” kelimesini çok kullanmasıyla dalga geçiyor. Bugünlerde hakkında dava açılan bir Hollandalı gazeteci ise 6-8 Ekimolaylarında ölenlerin tümünün devlet tarafından öldürüldüğünü yazmıştı. Aynı kadın gazeteci Kur’an kursu öğrencisi Yasin Börü’yü öldürenler tutuklandığında; “çocukları hapse atıyorlar” demişti. Yine 6-8 Ekim olaylarında “Bayındırlık Caddesi’nde (Diyarbakır’da) polis uzun namlulu silahlarla nöbet tutuyor” diye twitler atıp göstericileri yönlendiren, “PKK barış yapmakla Kürtlere ihanet eder” diyen de aynı kadın gazeteciydi. 

Vatandaşı Peter ise, “Türkiye’de şiddet eylemleri polisin barışçıl protestolara müdahalesinden sonra başlar” şeklinde paylaşımlarda bulunuyor. Öte yandan doların yükselmesinden büyük sevinç duyan gazeteciler var.  

Bir yabancı gazetecinin Türk ekonomisinin çökmesinden ne çıkarı olabilir? Neden çözüm sürecini baltalamak ister? Şahsen bu tutumlarında iyi bir niyet görmüyor ve bu kişilerin ülkenin huzurunu bozmak için birilerinin emriyle Türkiye’de bulunduklarına inanıyorum. CIA’ya çalıştığını itiraf eden Alman gazeteci Udo Ulfkotte’yi dinleyelim; “Yabancı ülkelerdeki birçok gazeteci CIA için çalışır. Eğer ajanlık da yaptıkları öğrenilirse, CIA sahiplenmez. Birkaç olayda CIA’ya yardım ettim. Amerikalılar gerçeği yazmamam için bana rüşvet verdi. Bir gün CIA’nın kardeş servisi BND’den (Alman istihbaratı) birileri ofisime geldi. Benden Libya ve Kaddafi hakkında yazmam için gizli bilgiler verdiler. Bilgiler Kaddafi’nin zehirli gaz fabrikası kurmasıyla ilgiliydi. Yazı yazıldı ve yayınlandı. Tüm bilgiler bana ait gibi görünse de yazan CIA idi”. CIA gibi servisler de gazetecileri kullandığını itiraf ediyorlar. Hal böyleyken ecnebi gazetecilerin birileri tarafından finanse edilmediklerine inanmak saflık olur. 

 Diğer taraftan bazılarının yabancı ülke ordularıyla irtibatı var. Bazılarıysa serbest (freelance) gazeteci olarak çalışıyor. Serbest çalışırsanız işvereniniz yoktur. Dolayısıyla sizin üzerinizden sizi yönlendirenlere ulaşılamaz. “Amed’den (Diyarbakır’dan) yazan tek yabancı gazeteci” olmasıyla övünen gazeteci hakkında dava açıldığında, diğer tüm gazetecilerin aynı vücudun uzuvlarıymış gibi hep birlikte saldırıya geçmesi, aynı networkun parçaları olduğunu gösteriyor. 

Bunların “gazetecilik yapıyoruz” demeleri inandırıcı gelmiyor. Onların uluslararası gazeteciliği(!) sayesinde Mısır’da ve Ukrayna’da ne olduğunu gördük. Gezi olaylarında ön saflarda yine yabancı gazeteciler yok muydu? Belki Gezi’de başaramadılar ama onların sayesinde Gezi ruhu hâlâ canlı. Mesela bu ruh 6-8 Ekim’de Güneydoğu’da tekrar göründü. Seçim öncesi belli grupları yeni isyanlara teşvik edebilirler. Onun için bu tür neo-ajanlığa karşı dikkatli olmak gerek. Çünkü fitne çıkarmak için harıl harıl çalışıyorlar.

YORUM YAZ