THY- Euroleague

Kötü alışkanlıklar

09 Ağustos 2017 Çarşamba

Acil olarak terk etmemiz gereken, bazı kötü alışkanlıklarımız var. Bunlardan bir tanesi: Konuşmayı, yazmayı, ahkâm kesmeyi çok seviyoruz. Fakat iş eyleme dönüştüğünde, sırra kadem basıyoruz. Söylediklerimiz ile menfaatlerimiz karşı karşıya geldiğinde, kazanan genellikle menfaat oluyor. Bu çelişki, ne yazık ki, hayatımızın her alanında böyle…

Birkaç tane örnek vereyim ki, demek istediğim daha iyi anlaşılsın: Evlatlarımızın sigara içmesini istemiyoruz, fakat ağzımızdan sigara eksik olmuyor. Çevremizdekilere kitap okumalarını tavsiye ediyoruz, fakat elimize kitap almıyoruz. 

Kuşkusuz örnekleri çoğaltabiliriz. Her fırsatta, İslam kardeşliğinden söz ediyor, “Müslümanlar kardeştir” diyoruz. Vermeye gelince, kardeşliği falan unutuyoruz. Ayasofya’nın cami olması için bağırıp çağırıyor, çeşitli faaliyetler yapıyoruz. İş, cuma namazını orada kılmaya gelince, zorlanıyoruz. 

Elbette bu satırları açıp can sıkıcı, ibret verici başka örnekler de sıralayabilirim. Fakat bu, bizi üzmekten başka bir işe yaramayacaktır. Olsun, yine de bir örnek daha vereyim: Asker kaçağı olarak arananlar, kahramanlık şiirleri yazıyorlar. Ve bir örnek daha: 15 Temmuz gecesi ortalıkta görünmeyen bazı kişiler, bize direnişi anlatıyorlar.

Görüyoruz ki, her zaman olan yine olmakta; kâğıtta yazan ile uygulanan birbirini tutmamakta. Bu çelişkiyi gözler önüne seren bir örnek yakaladım. 

Bir ağabeyimiz, ulusal günlük bir gazetede yayınlanan, bir haber gönderdi. Haberin ortasında, okuduklarımın tanıdık olduğunu düşünmeye başladım. Yanılmıyordum. Yeni Akit’te yayınlanan bir yazımızdan belli bir bölüm, habere montajlanmış. Ancak haberde; ne yazımızdan bahsediliyor, ne de alıntılanan ifadeler tırnak arasında veriliyor.

Gazetenin künye sayfasında ise şu ifade yer alıyor: “Yayınlanan bütün yazı, haber, fotoğrafların her türlü telif hakkı …’ya aittir. İzin alınmadan kaynak göstererek dahi iktibas edilemez.”

İnsan sormadan edemiyor: Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bakalım daha neler göreceğiz?

Bir başka kötü alışkanlığımız: Camiamızda, birkaç istisna hariç, maalesef kimse kimsenin iyiliğini istemiyor. Aynı camiaya hitap edenler ve aynı hassasiyetlere sahip olduklarını iddia edenler, başkalarına gösterdikleri ilginin, hoşgörünün onda birini kendi insanlarına göstermiyorlar. İçlerinden biri bir adım öne çıksa, olmadık gerekçelerle, hemen onun icabına bakılıyor.

Hikâyedir, anlatılır: Bir köye, iki tane fakir aile varmış. Komşu olmalarına rağmen, araları pekiyi değilmiş. Aile reislerinden biri, bir rüya görmüş. Rüyasına giren nur yüzlü ihtiyar,  ona şöyle söylemiş: “Dile benden ne dilersen. Fakat bir şartla: Sana ne yaparsak, komşuna da iki katını yapacağız.”

Adam bir türlü ne isteyeceğine karar verememiş. Bir küp altın dilese, komşusuna iki küp verilecek. Bin dönüm tarla istese, komşusuna iki bin dönüm verilecek. Düşünmüş taşınmış, en sonunda şunu istemeye karar vermiş: “İki gözümden birini çıkarın.”

Durumumuz, biraz buna benziyor. Komşumuzun iki gözünün alınması karşılığında, bir gözümüzün gitmesine razıyız. Siyasette de, edebiyat dünyasında da, basın sektöründe de bu böyle. 

Uzaklara gitmeyelim, yakınlardan iki örnek vereyim: Afganlılar koskoca Sovyetler Birliğini yenmiş, fakat kibirlerine yenilmişlerdir. Iraklılar işgal güçlerine göstermedikleri direnişi, Türkiye’nin bölgedeki varlığına karşı göstermişlerdir. 

Bu tür örnekler o kadar çok ki... Sıcak bir örnek daha: Katar’ı bir kaşık suda boğmak için Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır devreye giriyor. Filistin topraklarındaki Siyonist işgale sessiz kalanlar, Türkiye’nin Katar’daki varlığına yüksek sesle karşı çıkıyorlar.

Evet, bu iyi bir örnek oldu. Sadece bu örnek bile, gözlerimizin açılması için yeterli olacaktır, olmalıdır.

 

YORUM YAZ