Amerika nedir?

11 Ekim 2017 Çarşamba

Hemen söyleyelim: Amerika, İngiliz-Siyonist medeniyetinin ürünüdür. İngiltere’nin daha gelişmiş, bir üst modelidir. Dün Nemrut veya Firavun ne yaptıysa, hangi yolu takip ettiyse; bugün Amerika da aynı şeyi yapıyor.

Doğrudur, bugün, Amerika güçlüdür. Fakat ‘güç’ denilen şey, kimsenin elinde sonsuza dek kalmaz. Osmanlı da güçlüydü. Fakat Amerika gibi güç zehirlenmesi yaşamadı.

İki devletin ‘gücü’ arasındaki temel fark şudur: Osmanlı gücünü hissettirmeyi, Amerika gücünü göstermeyi tercih etmiştir. Bir diğer fark ise budur: Osmanlı kader birliğinin, Amerika ise işbirliğinin neticesidir.

Amerika, Osmanlı Devleti’ni yok saymış, tarih sahnesinden çekilmesini sağlamak için elinden geleni yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı da aynı yaklaşımı sergilemektedir. 

Milletimizin Amerika’yı tehlike olarak görmesi, elbette boşuna değildir. Amerika’nın ülkemize yaptığı fenalıklar saymakla bitmez. Sicili oldukça kabarıktır. Şimdi burada, uzun uzadıya, hepsini yazacak değiliz. Fakat yaptıklarını görmezden gelecek de değiliz. En iyisi, Ermeni meselesiyle başlayalım.

Ermeni tehcirinin sorumlusu, Osmanlı değil, Rusya ve Amerika’dır. Rusya Ermenileri tahrik ederken, Amerika da onları ayaklandırmıştır. Dr. Erdal Aydoğan’ın İttihat ve Terakkî’nin Doğu Politikası isimli kitabındaki şu ifadeler, meseleyi daha iyi anlamamızı sağlayacaktır: “Küçük kasabalar ve kimsenin ayak basmadığı vilayetlerde bile Amerikan misyonerlerinin yoğun bir şekilde bulunduğu görülüyordu. Amerika, Ermenileri kendine hedef olarak seçmiş, onlar arasında faaliyet göstermeyi tercih etmiştir.” (Sayfa 131)

Ve bir cümle daha: “Ermeniler, Rus ajanlarının tahriki ve Amerikalı misyonerlerin verdiği demokrasi içerikli bilgilerle bağımsızlık istemekteydiler.” (Sayfa 133)

Kürtler ve PKK ile devam edelim.

Türkler ve Kürtler, yokluğu ve acıyı paylaşarak, kader birliği yapmıştır. Amerika, bu dostluğu ve birliği sorun olarak görmektedir. Bizi birbirimize düşürmek için elinden geleni yapmaktadır.

Amerika’nın, Güneydoğu bölgemizde konuşlanan Çekiç Güç üzerinden, PKK’ya yardım ettiği defalarca ispatlanmıştır. Bugün yine, gözümüzün içine bakarak, PKK ve YPG’ye silah, mühimmat ve lojistik destek sağlıyor.

Kıbrıs Barış Harekâtı, Eşref Bitlis Paşa ve Irak’ın işgali nasıl unutulabilir?

Amerika, kendisine rağmen Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başarıyla gerçekleştiren, Türkiye’ye ambargo uygulamıştır. Haşhaş üretimine bile müdahale etmiştir.

Orgeneral Eşref Bitlis’in öldürülmesi ve en seçkin savaş gemilerimizden biri olan Muavenet’in Ege denizindeki ortak tatbikatta batırılması hadiselerinde, yine Amerika’nın parmağı vardır.

Amerika’nın demokrasi, insan hakları ve özgürlük gibi bahaneler ile Irak’ta katlettiği sivillerin sayısını tam olarak bilen var mı? Peki ya bunu: Amerika, Irak’ı işgal ederek, bizi yani Türkiye’yi yok saymıştır. Süleymaniye şehrinde Türk askerlerinin başına çuval geçirerek, bu doğrultuda hareket etmeye devam etmiştir.

Darbeleri de unutmayalım.

12 Eylül ve 28 Şubat’ın arkasında Amerika’nın olduğu, herkes tarafından bilinir. Listeye, 15 Temmuz da eklendi. FETÖ darbe girişimine verdikleri destek, her geçen gün daha fazla gün yüzüne çıkıyor. Gerçekler gün yüzüne çıktıkça, Amerika yerin dibine batıyor. Batsın.

Türkiye’ye atanan Amerikalı büyükelçiler, bazılarını şaşırtabilir. Şaşırtmasın. Amerika, Osmanlı’dan bugüne, Türkiye’ye özellikle Yahudi kökenli büyükelçileri atamıştır. Bu elçilerin öncelikli görevi, Türkiye ile İslam dünyası arasına set çekmek olmuştur.

Bir şey daha…

Bush’un korumaları, Türkiye Cumhuriyeti bakanlarının ellerini, avuç içlerini ve tırnaklarını kontrol edebilmişti. Sayın Erdoğan’ın korumaları ise teröristleri etkisiz hale getirdikleri için Amerika tarafından gözaltına alınmak isteniyor. 

Özetle: Bütün bu tecrübelere rağmen, Amerika’ya “müttefik” ya da “stratejik ortak” gözüyle bakanlar, Türkiye’yi “yok sayıyor” demektir. Her kim “Amerika ile politikalarımız, önceliklerimiz örtüşüyor” diyorsa, Amerika’nın dostu, Türkiye’nin düşmanıdır. 

Şurası kesin: Türkiye, Amerika’ya yaklaştıkça kendinden uzaklaştı, uzaklaşıyor.

Son olarak… 

“Amerika’nın taleplerini yerine getirmezsek, ekonomimiz çöker” diyenlere, şunu hatırlatalım: Ali Yakup (Cenkçiler) Hoca, Yugoslavya zindanlarında sekiz sene hapis yatar. Bu sürede, domuz eti yedirmeleri ihtimaline karşı, sadece su ve ekmek tüketir. ‘Cezasını’ tamamlar, sağ salim tahliye olur. 

 

  • fatihfatih1 ay önce
    Allahlkemizi ve tüm islam alemini korusun