26 Ağustos 1071

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Tarihimizde birçok olay var. Bunların en önemlisi, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesidir. Malazgirt zaferi hemen onun ardından gelir. İstanbul’un fethi de üçüncü önemli olaydır. 

Şunu sorabilirsiniz: Neye göre, kime göre?  Bize göre, şuna göre…

Her şeyden önce olay dediğimiz şey, devletler ve milletler arasında olur. Olayları zafer yapan, önemini belirleyen neticeleridir.

Malazgirt’in bir zafer olduğundan eminiz. O halde, bu zaferin neleri değiştirdiğine bir bakalım.

Malazgirt, bizim için başlangıçtır. Yeni bir tarihin, yeni bir millet ve medeniyetin başlangıcıdır. Fransız tarihçi Camille Jullian, “Fransız milletini bin yılda Fransa’nın toprağı yarattı” diyor. (Nihad Sami Banarlı, Yahya Kemal’in Hatıraları, Sayfa 47) Biz de şunu söyleyebiliriz: Türk milleti, bin yılda, Anadolu’da olmuş, olgunlaşmıştır.

Malazgirt, Anadolu’yu İslamlaştırma mücadelesinin miladıdır. 26 Ağustos 1071’de Anadolu’da kapılar İslamiyet’e, kardeşliğe ve huzura açılmıştır.

Malazgirt, millet hayatımızın dönüm noktalarından bir tanesi, en önemlisidir. Çaldıran, Mohaç ve Kosova’da olduğu gibi, hatta bunların toplamından daha fazla, milletimizin kaderini değiştirmiştir.  

Malazgirt, Türklerin ve Kürtlerin bir olduğu ve kader birliği yapmaya başladıkları yerdir. Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı isimli kitabı okuduğumuzda şunu öğreniyoruz: On bin Kürt süvarisi, Peçenek ve Oğuz Türkleri ile saf tutuyor. Gönüllü olarak, Sultan Alparslan’ın ordusuna katılıp Bizans’a karşı savaşıyor. 

Gönüllü Kürtler, savaşın gidişatını nasıl ve ne kadar etkilemiştir, bilemiyoruz. Bildiğimiz şey şudur: Malazgirt’te başlayan ve devam eden bir kader, yürüyen bir hüküm var. O günden beri, Türkler ve Kürtler kâfire karşı duruyorlar.

Müslüman Türk milleti için Malazgirt, İstanbul’un fethinden bile daha önemli, kritik ve belirleyicidir. Malazgirt, Anadolu’nun kapılarını, İstanbul’un yolunu açmıştır.

Yahya Kemal, Aziz İstanbul isimli eserinde şunu söyler: “Malazgirt muzafferiyetinin neticesi olarak, on sene sonra Anadolu fatihi Kutülmüşoğlu Süleyman’ın Türk atlılarıyla -şimdi Bağdat caddesi dediğimiz yoldan- 1081’de Üsküdar’a gelişi ne kadar düşündüren bir vakıadır. Ayasofya kubbesini, Üsküdar’dan dünya gözüyle gören ilk Türk ordusu budur.” (Sayfa 35)

Yeniden Malazgirt zaferine dönelim.

26 Ağustos, Malazgirt Meydan Muharebesi’nin yıldönümü. Gönül isterdi ki, bu mübarek zaferin yıldönümü, rutin törenlerle geçiştirilmesin. Daha güçlü, heyecan verici ve kapsayıcı kutlamalar yapılsın. 

1971 yılı Malazgirt zaferinin 900’ncü yıldönümü idi. Bu tarihi olay, öylesine geçiştirildi. Birkaç yayın, iki hatıra madalyon, bir hatıra para dışında kayda değer bir şey yapılmadı. En azından ben göremedim, bulamadım.

Her şeyi devletten beklememek gerekiyor. İnsan arada bir kendini de cetvele yatırmalı. Malazgirt’e hiç gitmedim. Malazgirt ovasını dünya gözüyle görmedim. Bu da benim noksanım. 

Ömrüm olur mu bilemiyorum. Ömrü olanlar görecek, inşallah, 2071 yılı çok daha farklı, çok daha büyük, çok daha anlamlı olacak, olmalı. Kabul edelim ki, geride kalan sadece zaman değil. Bin yıllık bu uzun yolculuk esnasında bazı şeylerimiz eksildi, kayboldu. Kaybettiklerimizi bulmak için tekrar Malazgirt’e, 1071’deki o ruha dönmeliyiz. 

Devletimizden ve milletimizden beklentimiz, bu mübarek zaferi en mühim ve güçlü şekilde kutlamasıdır. Arzu ederiz ki, her 26 Ağustos’ta, milli hafızaya katkı sağlayacak programlar, yayınlar, konuşmalar yapılsın. Yahya Kemal’in Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinde geçen “Ta Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu” bu sefer Malazgirt’e yürüsün. En tepeden başlayarak, muhalefet dâhil, herkes meydanlara insin. Ruh, zaman ve mekân birliği sağlansın. 

Bin yıldır, iyisiyle kötüsüyle, bu topraklardayız. Eğer bin yıl daha bu topraklarda kalmak istiyorsak, buna mecburuz.

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca2 ay önce
    Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler:1-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 15 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar Doçent yapılmalıdır. 2-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar Profesör yapılmalıdır.3-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda veya Yardımcı Doçentlik ile Doçentlik kadrosunda toplam 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil 20 yıldan fazla öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar 3 yıllık profesörlüğünü tamamlamış ve Rektör adayı olabilen kıdemli Profesör yapılmalıdır.4-)Bu şartları taşımayan Yardımcı Doçentler ile Doçentler uygulamadaki mevzuata göre Doçentliğe ve Profesörlüğe başvurmalıdır.