Ah şu bizimkilerin işleri!

Ah şu bizimkiler..

İnsan bu! Cahili, alimi, şeyhi müridi yok! Biz hepimiz insanız.. Hiç birimiz masum değiliz ve nefsimize taht kurup oturan bir Şeytan var.. “Şeytanın isteği”ne uymayalım! O bize yeryüzünde bir cennet ve ölümü düşünmemizi unutturarak, sanki bize ebedi bir hayat mümkünmüş gibi bir algı oluşturuyor zihnimizde.. Çileyi ve hüznü unutturup, zevk ve hazzı öğütlüyor.. 

-20 himmet alan paralelci ile -20 rüşvet alankamu görevlisi arasında ne fark var olabilir ki?.. İkisi de zorunlu bağış değil mi? Ha! Sonra alıştırırsınız adam artık verir ve karşılığını da alır. “Kazan kazan”, “al gülüm, ver gülüm” Herkes ötekinin Şeytanını taşlarken, kendi Şeytanının altına taht kurmasın!

Tezgah öyle kurulmuş zaten, biri alıyor, biri veriyor, iki taraf da kazanıyor. Bedel ödeyen ise bu halk.. Açıkgözler, biliyorlar tabii, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmeyeceğini.. Sana sınav sonuçlarını veriyor, terfi ettiriyor.. Bir de yalan uyduruyorlar, cenneti kazanacağınızı söylüyorlar..

O himmetçilere ve rüşvetçilere sesleniyorum: “Vay o namaz kılanların haline ki!” diye başlayan ayeti hatırlıyor musunuz, o cami, Kur’an kursu, öğrenci yurdu diye topladığınız paralara haram kattı iseniz, amelleriniz boşa gitmiştir. Siz helal olana haramı karıştırdı iseniz, cenneti değil cehennemi kazandınız ve laneti hakettiniz.. Lanet olsun o zaman hepinize ve yaptığınız işe! Rüşvetin adını himmet koyarak kendinizi kandıramazsınız..

Şeytan herkese gaspını meşrulaştıracak bir bahane, bir yalan buluyor. Her birini “kutsal bir fahişe”ye dönüştürüyor.

Biliyorsunuz değil mi, fuhuş/fahşa, “haddi aşmak, kırmızı çizginin ötesine geçmek” demektir.. Kur’an kursu bahanesi ile öğrenci yurdu bahanesi arasında fark yok aslında..

Bu yanlışa bulaşmış olanlar, kendi gözlerindeki çöpü çıkarmadan ötekisinin gözünde çöp aramasınlar. Başkalarına öğütleyip durduğunuz şeyler konusunda önce siz kendi nefsinizi arındırmalısınız..

Yeni seçilen başkanları uyarıyorum: Şeytan size vakıf ve dernek bahanesi ile gelmesin. Teşkilat ve milletvekili bahanesi ile gelmesin. İşi ehline verin. Torpil yapmayın.. Daha ilk günden bu adlarla kapınızı çalarlar. Siz orada otururken birileri malı götürmeye başlar. Vebali size ait olan bir işte herkes malı götürürken, madem onlar yiyor, ben niye yemiyorum diye düşünmeye başlarsınız. Siz de önce cami, dernek diye başlarsınız.. Yapmayın.

Tamam, işi alıp, parasını tahsil eden işadamına öğütleyin, yardım etsinler.. Ama bunu işin şartı olarak önceden söylemeyin.. Bu taahhüde girmeyin. Herkese iyilik yapmayı öğütleyin, elbette zenginlerimiz servetlerini hayırda harcasınlar, o kadar.. Kamu yararı olan konularda elbette yardım da yapılır, ama bunun da sınırı vardır..

Bilirim; bu işler söylendiği kadar kolay iş değil. Ama o makamı ben değil, siz istediniz..

Ben nice adamlar bilirim, seçildiklerinde ilk gün odalarının kapısını söken, duvarına “rüşvet alan da, veren de mel’undur” yazan, sonra da binasını toptan değiştiren ve eski günleri unutan. Evet, bekara karı boşamak kolay. Oraya gelmeden verilen sözlerle, geldikten sonraki gerçekler çok farklı oluyor bazan..

Yeniden seçilip de bu haltı yiyenler, şimdi tevbe etsinler bari.. Belki Allah da sizi affeder. Halk da!

Bakın bundan sonra işiniz zor. Bu halk, yiyicileri bu kez affetmeyecek! İhbar edecek. Oğul babayı, eş kocayı ihbar edebilir.. Uçkur ve küçük menfaat hesapları uğruna koca bir davayı ayaklar altına alamazsınız.. Kadrolaşma adına beceriksiz adamlara makam, mevki dağıtamazsınız..

Kuşkusuz herkes aynı değil. Biz; parmak uçlarımız gibi farklıyız.. Bir insanın her günü de aynı değil. İyiler kötülüğe bulaşabilir. Kötüler de iyi olabilir..

Bakın! Gerçekleri görelim! Haram lokma toplumu ifsat eder.. Bazı ailelerin çocukları uyuşturucu, alkol kullanmaya, fuhşa sapmaya başladılar. Aile çatırdıyor.. Mütedeyyin ailelerin çocuklarına kadar ulaştı esrar-eroin! Para ve iktidarın ahlaki erozyona dönüşmemesi gerek. Akıl ve imanımızın güç ve servetimizden büyük olması gerek. Yoksa bu güç ve servet bizi cehenneme taşıyan bir aygıta dönüşür..

Durmadan İmam-Hatip açıyoruz. Ama öğretim üyelerimiz yeterli değil.. Mekanlar güzelleşiyor ama ya öğrencilerin hali! Ya dağılan ailelerin çocukları ya da baba alkolü bırakmış, çocuğu serseri olmasın diye İmam-Hatib’e teslim edilen çocuklar.. Başarılı uslu çocukları koleje gönderen aileler, haylaz çocuklarını adam olsun diye İmam Hatiplere gönderiyorlar. Ama ortam buna çok da hazır değil.. Çocuklarımızı İmam-Hatib’e, kursa göndermekle bu işlerin yoluna gireceğini mi sanıyorsunuz siz! Muhafazakar semtlerde yaşananların farkında mıyız.. 

Sadece yöneticilerimiz değil, bizim de aklımızı başımıza toplamamız gerek..

Güneydoğu dindarı en bol olan bölge.. Medreselerimiz hâlâ etkili. Ama en fazla elektrik-su kaçağı orada. Nasıl oluyor bu iş.. Allah (haşa) görmüyor mu? Hırsızlık değil mi bu yapılan.. Devletin de olsa, şirkete ait de olsa, “kul hakkı”na girmez mi bu! “Kamu malı” “Yetim malı” hükmünde değil mi?

Yani, demem o ki, bu hastalık sadece siyasiler ve bürokratlarla sınırlı değil. STK’lar ya da tekil bireyler olarak da aynı bataklıkta debeleniyoruz..

İtiraf edelim ki “inni küntü minezzalimin”,

İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helak eder misin Allahım!”, “Şeytan bizi Allah’la kandırmasın.

Bakın! Sakının! Allah her şeyi görüyor, biliyor, duyuyor.. Polisin dinlemesinden önce kiramen katibinin kaydından korkalım.. Haram işlerden ve haram lokmadan sakınalım. Haram sözden ve haram nazardan da.. Haramdan sakınalım! Selâm ve dua ile..

 

YORUMLAR
600

Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

osman yılmaz

Dilipak Üstadım,bu yazınızda ben hiçbir suç unsuru göremedim.Bu yazı için sadece şu denilebilir:Kitabın kavlice dosdoğru bir yazı...Kaleminize güç versin Yüce Allah...

Cevapla

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak Tüm yazıları için tıklayın »