• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

FETÖ insanlık için bir tehdit

Yeniakit Publisher
2016-08-29 14:27:00 -
FETÖ insanlık için bir tehdit

Yurtdışı Akraba Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Doç. Dr. Kudret Bülbül ile faaliyet alanlarını ve Fetö darbesine karşı yürüttükleri kurumsal mücadeleyi konuştuk. Bülbül, “Dünyada ‘Bu darbe Türkiye’nin işi; bizi çok yakından ilgilendirmez’ gibi bir algı var. Yapmamız gereken şey FETÖ’nün sadece Türkiye için bir tehdit olmadığını El-Kaide, IŞİD, PKK, DAEŞ gibi ya da uluslararası diğer terör örgütleri gibi, bütün insanlık için büyük bir tehdit olduğunu dünyaya net bir şekilde anlatmamız gerekiyor” dedi.

YurtdışıAkraba Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Doç. Dr. Kudret Bülbül ile faaliyet alanlarını ve Fetö darbesine karşı yürüttükleri kurumsal mücadeleyi konuştuk. Bülbül, “Dünyada, ‘Bu darbe Türkiye’nin işi bizi çok yakından ilgilendirmez’ gibi bir algı var. Yapmamız gereken şey FETÖ’nün sadece Türkiye için değil,  El-Kaide, IŞİD, PKK, DAEŞ gibi ya da uluslararası diğer terör örgütleri gibi, bütün insanlık için büyük bir tehdit olduğunu dünyaya net bir şekilde anlatmamız gerekiyor” dedi.

¥ Öncelikli olarak okuyucularımız için kendinizi anlatır mısınız? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

- Konyalıyım. Konya Gazi Lisesi’nde okudum. Daha sonra İstanbul Siyasalda üniversiteyi okudum. Lisansı ve yüksek lisansı orada tamamladım. Doktorayı da Ankara siyasalda tamamladım. Yüksek lisansta Sait Halim Paşa’yı çalıştım. Sait Halim Paşa’yı çalışmakla aslında, bizim medeniyetimizin geçmişini çalışmış oldum.  Üniversitede uzun yıllar çalıştıktan sonra 2010’da kurulan bir kurumun müsteşar yardımcılığına getirildim. 2014 yılında da Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı ile buraya geldim. 2014 yılından beri Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın başkanlığını yürütüyorum.

Yeni Türkiye’nin yeni kurumu YTB hangi gayeler ile kuruldu? Kuruluşundan bu zamana kadar geçen sürede hangi başarılara imza attınız?

- YTB yeni Türkiye’nin yeni kurumlarından birisidir. Yeni Türkiye ne demek belki uzunca tartışmak gerekebilir fakat bir kelime ile özetleyecek olursam, Türkiye’nin tarihiyle, toplumuyla, coğrafyasıyla barışmasıdır. Biz maalesef yakın tarihe, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan çalışmalara kadar, tarihimiz, coğrafyamız ve toplumumuzla sorunları olan bir ülke idik. Bu sebeple pek çok alanı ihmal ediyorduk. Yurtdışındaki akrabalarını, vatandaşlarını, soydaşlarını ve Türkiye’ye atfedilen değeri görmezlikten gelen bir Türkiye söz konusuydu. Yeni Türkiye’de tüm bunlar tamamlanınca artık Türkiye’nin ihmal ettiği alanlara yeniden dönmesi gerekti. YTB bu alanda kurulmuş bir kuruluştur. 3 temel vizyonu vardır; 1’incisi güçlü bir diaspora; Türkiye’nin yurtdışında 8-10 milyon insanı var. Vatandaş olarak bakarsak elbette daha az ama ben insanımız kavramını tercih ediyorum çünkü bir şekilde Türkiye’den yolu geçmiş, Türkiye ile gönül bağı olan herkesi insanımız kavramı içerisinde değerlendirmemiz gerekir.

Avrupa’ya çalışmaya giden işçilerimiz de büyük bir etken değil mi?

- Elbette. Büyük çoğunluk 60’lı yıllarla birlikte yurtdışına giden işçilerimiz. İşçilerimiz uzun yıllar orada kendi halinde bırakıldılar, onlarla ilgilenemedik. YTB’nin esas itibari ile 1. Görevi yurtdışındaki vatandaşlarına yönelik çalışmalar yapması gereken bir kuruluştur. Buradaki temel misyonu güçlü bir diaspora. Bunu ben genellikle ben şu şekilde ifade ediyorum; rahmetli Cem Karaca’nın ‘işçisin sen işçi kal’ diye bir şarkısı vardı. Onun sözleriyle söylemek gerekirse yurtdışındaki vatandaşlarımız artık işçiydin işçi kalma diyoruz. Hayatın her alanında etkili ol, her alanında var ol, her alanında aktif ol diyoruz.

Soydaşlarımızla ilişkilerimizi güçlendirmek istiyoruz

YTB’nin 1. Boyutunu aldık sizden 2. ve 3. Boyutu da anlatır mısınız?

- YTB’nin 2. boyutu; YTB bir soydaşlar ve akrabalar başkanlığı olmasıdır. Yine aynı şekilde uzun yıllar bu konuda da ihmallerimiz olmuş. Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu, Afrika… Hem orada soydaşlarımız var; Türkmenler, Uygurlar, Kırımlılar hem de akrabalarımız. Tarihsel ve kültürel olarak güçlü birlikteliğimizin olduğu toplumlardır. Tüm bu anlamda düşündüğümüzde 100 milyonluk bir hedef kitleden bahsediyoruz. Bunlarla ilişkilerimizi yeniden güçlendirmek tarihin, kültürün ve birlikte yaşamanın verdiği birikimi bir ivmeye dönüştürmeye yönelik çalışmalarımız da var. 3. çalışma alanımız; uluslararası öğrenciler üzerinden Türkiye gönüllüsü elçiler yetiştirmek. Dünyanın her tarafından insanlar Türkiye’ye gelmek isterler ve Türkiye’de okumak isterlerse, biz onları üniversitelere yerleştiriyoruz, yurtlara yerleştiriyoruz ve burslar veriyoruz. Sadece bu yıl 180 ülkeden 120 bine yakın başvuru aldık. Bunun 5 binine evet diyoruz. Bizim üniversiteyi okuduğumuz zamanlarda uluslararası hiçbir arkadaşımız yoktu. Ama bugün gelinen noktada Türkiye’nin hemen hemen bütün üniversitelerinde uluslararası öğrenciler var. Türkiye’nin kat ettiği mesafeyi ortaya koymak açısından güzel bir örnek.

Milletimiz adeta sokağa hazırdı

Ülkemiz Fetulllahçı katillerin işgal girişimini atlattı. Öncelikle şahsınız olarak ilk gece yaşadıklarınızı paylaşır mısınız?

- O gün hafta sonuydu. Biliyorsunuz cuma akşamıydı. Akşam saatlerinde eve gittim, biraz geç saatlerde akşam yemeği yerken çocuklarla birlikte gürültüleri duymaya başladık. Televizyonlara baktığımda çok fazla haber yoktu. Sonra tanıdığım birkaç vali arkadaşımı aradım. Ciddi bir şekilde hareketlilik oluştuğu bilgisini aldım. Daha sonra whatsapp üzerinden sivil toplumdan ilişki içerisinde olduğumuz arkadaşlarımızla istişare ettik. Benim o günkü ilk tepkim, bir an önce meydanlara çıkılması yönündeydi. Zaten Cumhurbaşkanımızın talimatı da milletimizin beklediği bir çağrıydı. Son 15 yılda yaşadıklarımız, Cumhurbaşkanımızın açıklamaları ve ülkemizin yaşadığı tecrübeler milletimizi bir darbe olayına karşı adeta hazırlamıştı. Çünkü daha önce yaşanan çok acı tecrübelerimiz vardı. Dolayısıyla milletimiz adeta sokağa hazırdı. O çağrı ile birlikte evime de yakın olduğu için ben Ak Parti’nin oraya gittim. Bir taraftan uçaklar tepemizde büyük bir gürültü ile geçiyorlardı. O esnada salâlar verilmeye başlandı. Kafamızı kesecekmişçesine çok alçaktan ve yakından uçan uçaklardan bir Allah’ın kulu kaçmıyordu. Allah korusun o uçaklardan bir tek bomba bırakılmış olsa, herhalde binlerce kişi orada şehit olurduk.

Yurtdışından gelen öğrencilerimizin darbeye karşı tepkileri nasıl oldu? Anlamlandırma sıkıntısı yaşadılar mı?

- Türkiye’de yurtdışından gelen öğrenci sayısı çok fazladır. 100 bin kadar öğrenci var. 16 bin kadarı bizim öğrencilerimizdir. Uluslararası öğrenciler Türkiye’deki demokrasi nöbetlerinde çok aktif olarak yer aldılar. Ama burada şu sıkıntıyı dile getirmek isterim, yurtdışından gelen öğrenciler sadece YTB aracılığıyla ya da Türkiye’nin meşru kurumları üzerinden gelen öğrenciler değil. Maalesef FETÖ’nün kendi amaçlarına uygun olarak yurtdışından getirdiği çok sayıda öğrenci var. Şu an Türkiye için en büyük risk budur. Bunun bilgisi çok sayıda kurumlarda olmayabilir ama üniversitelere çok büyük sorumluluk düşüyor. Bilgilendirme anlamında bize çok büyük sorumluluklar düşüyor ve valiliklerimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu bağlamda örgütün içerisinde yer alan öğrenci kesimine yönelik bir çalışma ciddi bir şekilde yapılmalıdır. Ama çok gizli yürütüldüğü için belki kamu kurumları kadar sivil toplum örgütlerine de görev düşüyor.

Çalışmalarınızda FETÖ’nün çelmeleri ile karşılaştınız mı?

Daha önce kamu müsteşarlığında çalışıyordum. Orada olması gerektiği gibi davranırken onların düzenlerini ve amaçlarını bozmuşuz. O nedenle kişisel olarak benimle birkaç yıldır yoğun bir şekilde uğraşmaları var. Hakan Fidan’dan bir yıl önce gazete ve televizyonlarından beni Balyozcu ilan ettiler.  YTB açısından bahsetmek gerekirse, yakın coğrafyada maalesef pek çok yerde okulları var. Bir şekilde oradaki öğrencileri kendi ideolojisi bağlamında eğittikten sonra Türkiye’ye getirmeyi amaçlıyor. Türkiye’ye getirirken de Türkiye bursları üzerinden getirmeyi amaçlıyor. Geçmişte çok aktif bir şekilde bu yöntemi kullanmış. Ama biz birkaç yıldır bu yolu çok net bir şekilde kapattık. Bu okullardan öğrenci almamaya başladık. Dolayısıyla bu okullardan öğrenci almayınca, çok daha zor durumda kaldılar. Bizim bu politikamızdan sonra kendileri şu yola başvurdular; son sınıfta bu öğrenciler FETÖ okullarından ayrılıp devlet okullarına geçmeye başladılar, ki bize başvurduklarında, onların FETÖ okullarından mezun olduklarını fark etmeyelim diye. Hayat hakkı tanımıyoruz.

Başka ülkeler de tehdit altında

Bu kirli kalkışmayı dünyaya nasıl anlatmalıyız?

- Bu çok önemli bir durumdur. Dünyada, ‘’Bu Türkiye’nin işi bizi çok yakından ilgilendirmez’’ gibi bir algı var. FETÖ darbe girişiminden önce de uluslararası ziyaretlerimizde bu terör örgütünü dile getirdiğimizde ilgili ülkelerin yetkilileri, benzer bir yaklaşım sergiliyorlardı. Dolayısıyla yapmamız gereken şey FETÖ’nün sadece Türkiye için bir tehdit olmadığını El-Kaide, IŞİD, PKK, DAEŞ gibi ya da uluslararası diğer terör örgütleri gibi, bütün insanlık için büyük bir tehdit olduğunu net bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Bu insanlar, ‘’biz hizmet hareketiyiz, hoşgörülü bir hareketiz, diyalog ve hoşgörü olması gerekiyor’’ gibi son derece masum kavramları kullanıyorlar. Eğer öyle ise bu hareket hoşgörüyü, barışı, hizmeti savunuyorsa bu hareket orduda niye yapılanır. Böyle bir hareket niye istihbaratı ve orduyu elde etmek ister ve niye sürekli komplo ve kumpaslarla insanları yerlerinden eder. Bunları çok ısrarlı bir şekilde vurgulamalıyız ki gerçek yüzü görülebilsin. Türkiye’de ne yapmışlarsa, yarın ilgili ülkelerde de aynı şeyi yapacaklardır. Bugün onların okullarından yetişenler ilgili ülkelerde aynı şeyi yapacaklardır. Türkiye’de artık bir farkındalık oluşmuş durumda. Ama diğer ülkeler bunu bilmiyorlar ve farkında değiller. Bu da bize, daha büyük insani ve İslami bir sorumluluk veriyor. Mademki biz bu tehdit ve mekanizmayı biliyoruz, diğer ülkeleri çok daha fazla uyandırmalı ve ikaz etmeliyiz.

Bu kirli kalkışmayı dünyaya nasıl anlatmalıyız?

- Bu çok önemli bir durumdur. Dünyada, ‘’Bu Türkiye’nin işi bizi çok yakından ilgilendirmez’’ gibi bir algı var. FETÖ darbe girişiminden önce de uluslararası ziyaretlerimizde bu terör örgütünü dile getirdiğimizde ilgili ülkelerin yetkilileri, benzer bir yaklaşım sergiliyorlardı. Dolayısıyla yapmamız gereken şey FETÖ’nün sadece Türkiye için bir tehdit olmadığını El-Kaide, IŞİD, PKK, DAEŞ gibi ya da uluslararası diğer terör örgütleri gibi, bütün insanlık için büyük bir tehdit olduğunu net bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Bu insanlar, ‘’biz hizmet hareketiyiz, hoşgörülü bir hareketiz, diyalog ve hoşgörü olması gerekiyor’’ gibi son derece masum kavramları kullanıyorlar. Eğer öyle ise bu hareket hoşgörüyü, barışı, hizmeti savunuyorsa bu hareket orduda niye yapılanır. Böyle bir hareket niye istihbaratı ve orduyu elde etmek ister ve niye sürekli komplo ve kumpaslarla insanları yerlerinden eder. Bunları çok ısrarlı bir şekilde vurgulamalıyız ki gerçek yüzü görülebilsin. Türkiye’de ne yapmışlarsa, yarın ilgili ülkelerde de aynı şeyi yapacaklardır. Bugün onların okullarından yetişenler ilgili ülkelerde aynı şeyi yapacaklardır. Türkiye’de artık bir farkındalık oluşmuş durumda. Ama diğer ülkeler bunu bilmiyorlar ve farkında değiller. Bu da bize, daha büyük insani ve İslami bir sorumluluk veriyor. Mademki biz bu tehdit ve mekanizmayı biliyoruz, diğer ülkeleri çok daha fazla uyandırmalı ve ikaz etmeliyiz.
Yeni Akit Gazetesi

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23