• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

“Büyük ve derin Türkçe” dediğimiz

17 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Ölü Diller ve Bilim Dİli

Aşağıda bir okur; "Halk bugün basit bir reçeteyi bile anlayamıyor, bilişimle alâkalı yazılara hiç temâs etmiyorum bile!?" diye selzenişte bulunmuş. Diller her çağda değişir, kendini günceller. Bu yüzden bilimde, tıpta, reçetede, bilişimde, uzay çalışmalarında her zaman "ölü diller" kullanılır. Ölü diller değişmez çünkü, bilerek ölü dil kullanıldığı için, halkın reçete okuyamaması normal değil mi?
  • 3 Yıl Önce

Forever Yozgat

Gerçekten de Türk milletini; Türk milletinin değerlerini, Türk milletinin ruh iklimini, Türk milletinin tarihini, kulturunu, medeniyetini sevmeden ve Türk-Islam coğrafyalarına aidiyet duygusu ile bağlı kalınmadan Türkçe sevgisinden ve Türkçe hassasiyetinden bahsedilemez...Vakt-i zamanında "Türkçe ezan" tartışmalarının yaşandığı dönemlerde; âlimim birisi; muhattabina: "Sen yeter ki camiye gel; değil sadece Türkçe ezan; ben sana Fransızca, Japonca bile ezan okurum..." demiş...
  • 3 Yıl Önce

Doğrusu...

Bir lisân bir insândır, yine, insân dilinin altında gizlidir, deriz. Bizim tekrâr derîn, engin ve dahî dingin düşünüp yazabilmemiz için yüksek İstanbul Türkçesi'nin yani Osmânlı Türkçesi 'nin 1920'li yıllarındaki seviyesini esâs ü gâye edinmemiz elzemdir!
  • 3 Yıl Önce

Ahmet Tâlib Çelen

SOSYALİST'E. Değerli kardeşim, emek çekip bu uzun yorumu yazmışsınız, teşekkür ederim. Benim bu yorum köşesinde okuyucularımla yazışmak gibi bir adetim yoktu ama bir hizmete vesile olur ümidiyle yazmak zorunda hissediyorum. 1-Osmanlıca, Türkçedir. Arapça-Farsça kelimelerle dolu anlaşılmaz bir Türkçeyle yazan Osmanlı yazar ve şairleri olduğu gibi halkın diline çok yakın yazanlar da vardır. Biz yazımızda çok ağdalı olan Osmanlı Türkçesini değil halka yakın olanı kastettiğimizi anlatmak istedik. Osmanlı zamanında da sade Türkçeyle yazmayı savunan “Türkî-i Basit” hareketi görülmüştür. Dediğiniz gibi Tanzimat’tan sonra sadeleşme hareketleri başlamıştır ve Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmed Âkif, Yahya Kemal ile zenginlik-sadelik dengeye kavuşmuştur. Daha sonra bu çizgiyi devam ettiren yazar ve şairlerin elinde Türkçe güç ve güzelliğin zirvelerine çıkmıştır. O ağdalı dil tarihteki yerini almış, geride kalmıştır artık. 2-Sadeleşme ile tasfiye aynı şey değildir. Sadeleşme Türkçede yüz yıllardan beri kullanılan, şiirimize, hikayemize, masalımıza yerleşmiş, sevilmiş, tutulmuş kelimeleri muhafaza eder. Ama tasfiyecilik yerleşmiş de olsa, halkın anladığı da olsa bilhassa Arapça-Farsça kökenli kelimeleri tamamen atıp yerine ya eski (kullanımdan düşmüş) Türkçe kelimelerden veya bunu da gözetmeden rastgele uydurulmuş kelimeler getirmedir. Bizim itiraz ettiğimiz tasfiyeciliktir. “Halkın anladığı” ölçüsünün tam zıddına bu kelimeleri halk anlamamış, hatta Atatürk’ün bile “Birbirimizi anlayamaz olduk” şikayetlerine bile sebep olmuştur. Nitekim bu fecaatten “Güneş Dil Teorisi” ile kurtulmaya çalışmıştır. Ama bu da gerek ilmi olmadığından gerekse savunucusu kalmadığından rafa kaldırılmıştır. 3-Devlet dili ile halk dili hiçbir zaman tam olarak aynı olmamıştır; olamaz. Siz de zaten amacın İslam’la bağlantıyı kesmek olduğunu “kısmen doğru” diyerek kabul etmişsiniz. Amaç devlet dili ile halk dilini yaklaştırmak olsaydı halkın kullandığı ve anladığı dile yaklaşılırdı; ne devlet erkanının ne de halkın anlamadığı bir dil zorla dayatılmazdı. Mehmed Âkif, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Yahya Kemal’in dili ortak dil olarak kabul edilse yeterdi. 4-Dil devrimi, evet, dediğiniz gibi “siyasi bir müdahaledir”. Milleti İslâmî mâzîsinden koparmak ve başka bir medeniyete râm etmek amaçlı bir siyasi müdahale. 5-Tekrar edelim: Osmanlı Türkçesinin o ağdalı, halkın anlamadığı derecede ağır olanının peşinde değiliz. Artık İstiklâl Marşı şairimiz Mehmed Âkif’in, Ömer Seyfettin’in, Yahya Kemal’in, Yakup Kadri’nin, Refik Halid’in… Türkçesinden söz ediyoruz. Bu dil halkın da anladığı ve sevdiği, hatıralarından da kopmamış, kendi dünyasının eseri ve ifadesi olan bir dildir. 6-“Atatürk’ün burjuvazinin önünü açmak için bu devrimi yaptığı” görüşünüz çok ilginç geldi. Atatürkçüler bu görüşünüzden pek hoşlanmayacaktır. 7-Son: Ulus devlet bize Batı’dan geldi. Batı’da kendi dilinde feodaliteden burjuvaziye geçiş için böyle bir devrim yapan millet-devlet oldu mu? Başta İngilizce olmak üzere Fransızca, Almanca’da da büyük miktarda yabancı kelime vardır. Dillerindeki bu yabancı kelimeleri atıp halkın ilk defa karşılaştığı bir öz İngilizce, öz Fransızca, öz Almanca yapmaya kalkıştılar mı? Yoksa Cemil Meriç’in “Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali bir tek mukaddese dokunmadı: Kamusa.” dediği gibi dillerine hiç dokunmayıp bütün zenginliği ile muhafaza mı ettiler? Selam ve hürmet.
  • 3 Yıl Önce

"Öz İngilizce, Öz Fransızca?"

Evet, kalkıștılar! Bașarılı da oldular. 17.yy'da, İngilizce'ye girmiș ve Norman istilasından beri kullanılan Fransızca (Latince asıllı) sözcüklerin sistematik olarak atılarak yerine İngilizce sözcüklerin kullanılması için bir "kampanya" bașlatıldı. Fransızca sözlerin yerine geçecek sözcükler ya orijinal Saxon dilinden bulunmaya çalıșıldı ya da bu mümkün olmadığı durumlarda (çoğu zaman mümkün değildi) "uyduruldu" evet. "Öz Fransızca" kullanılması, yani bu kez, Fransızca'ya İngilizce'den geçen (çoğu teknoloji, bilim alanında) sözcüklerin Öz Fransızca karșılıklarıyla (ki hepsi "uydurulmuș" oluyor, mantıken) değiștirilmeleri Institut Français tarafından sürekli olarak yürütülür. Ancak bu tür en geniș "kampanya" 1990'ların bașında yürütülmüș, bilim, teknoloji, bilgisayar vb konular yanısıra İngilizce'den geçip günlük hayatta yaygın olarak kullanılan birçok sözcük Fransızca "asılları" yla değiștirildiği gibi bu yeni Fransızca sözcüklerin hukuk, basın, devlet daireleri ve eğitimde kullanılmaları kanunen "zorunlu" kılınmıștır! Dilin yabancı sözcüklerden arındırılması sadece Türkçe'ye özgü birșey değildir. Biraz araștırma lütfen.

Sosyalist

Yanıtınız için teşekkür ederim Ahmet bey. Kendi pozisyonlarımızı yeterince belirttik. Sizin cevabi yazınızda belirttiğiniz kimi hususlar üzerine kısaca bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum. Sizin tasfiyecelik olarak nitelendirdiğiniz dilde sadeleştirme çabasının başlangıç tarihi olarak Tanzimat dönemini almak gerektiğini belirtmiştim. (Dil reformunu tasfiyeciliğe vardırmaya çalışan radikal bir eğilim elbette vardır bu arada) Yani bu çaba Cumhuriyet’le ve dolayısıyla Kemalistlerle başlatılamaz. Kaygılar aynıdır, toplumsal ilerlemenin, kültürel dönüşümün sade bir dille olabileceğine inanmaları. Tanzimat dönemi kadrolarının İslam dini ile bir sorunları olduğu iddia edilemeyeceğine göre dilde reform talebinin sadece Osmanlı ve İslami dönemle irtibatın kesilmesi çabasına indirgenemeyeceği açıktır. Bunu yapıyorsunuz çünkü Cumhuriyet’in bir ulus devlet kurma amacıyla ilintisini ıskalıyorsunuz sanırım. Bütün burjuva devrimleri geçmiş siyasal düzenin toplumsal dayanakları kesme ve daha çok da merkezileşmiş ulus devlet kurma amacıyla ilintili olarak dil reformları yapmıştır. Hatta dilde reform pek çok Avrupa ülkesinde tarihsel olarak erken tarihlerde başlamıştır. Avrupa’da Kilise’nin hakimiyet kurma aracı olarak da işlevlenen Latince’nin başına gelenlere bakın mesela. Fransa, İngiltere ve daha pek çok ülkede Latince’nin kullanımına engeller konulmuş, yerel dillerin gelişmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Mesela İngiltere’de 1730’ların başında mahkemelerde Latince yerine İngilizce kullanılması zorunlu hale getirilmiştir. Eskiden tüm Avrupa’da Latince Osmanlıca gibi resmi devlet dili idi ve sınırlı bir kesim tarafından (daha çok ruhban sınıfı ve aristokrat çevrelerde) kullanılıyordu. Halkın kullandığı dil ise Almanca, Fransızca, İngilizce gibi yerel dillerdi. Bu ayrımın ortadan kaldırılması bütün ülkelerde uluslaşma sürecinin temel problemi olagelmiştir. Feodalizmin gücünün kırılmasına koşut olarak Latince’nin etkisi de kırıldı. Daha önce belirttiğim gibi dildeki bu süreç uluslaşma süreçleri (burjuvazinin gelişmesi) ve kültürel dönüşüm çabalarının ürünüydü. Yani sadece Osmanlı’da değil tüm Avrupa’da dilde reform süreçleri yaşanmıştır. Ciddi benzerlikler göstermektedir. 7. Sorunuzun cevabı evettir yani. Son olarak Atatürk ve burjuva devrimleri meselesi. Evet kemalistlerin öncülük ettiği Cumhuriyet bir burjuva devrimidir. Aldıkları kararların hepsi ülkede kapitalist gelişimin önünü açmaya dönüktür. 1923 yılında yapılan ve rejimin ekonomik olarak temel önceliklerinin saptandığı İzmir İktisat Kongresi’nde yerli bir burjuvazi oluşturulması hedefi ifade edilir açıkca. Bu İttihatçılar tarafından da ifade edilmiştir. Sosyalist literatüre bakarsanız şayet bu gerçeğin teslim edildiğini görürsünüz. Cumhuriyet bir burjuva atılımıdır ama feodalizme göre ileri bir adımdır. O kadar. İktidarını tesis ettikten sonra işçi haklarına, komünistlere karşı tam bir karşıtlık içine girmiştir. TKP Genel sekreteri Mustafa Suphi ve 15 yoldaşını öldürtenler de Ankara hükümetidir. İyi akşamlar...

İ Tuncer

Allah razı olsun Hocam. Mücadeleye devam. Mutlaka bir anlayan çıkacaktır.
  • 3 Yıl Önce

Sosyalist

Nihayet Osmanlıca’nın “Arapça ve Farsça kelimelerle dolu anlaşılması zor bir” dil olduğunu kabul ettiniz. Peki kimin açısından “anlaşılması zor”du. Elbette halk açısından. Bu taktirde Osmanlı’da devlet dili ile halk dili ayrımın somut bir gerçeklik olduğunu siz de kabul ediyorsunuz. Bu mantığın devamı olarak söz konusu ayrımın ortadan kaldırılması için reform yapılması gerektiğini de kabul etmeniz gerekir. Peki bu dilde sadeleştirme olmadan nasıl gerçekleşectirilebilirdi? Siz siyasal islamcılar ve muhafazakarlar dil konusunda Cumhuriyet döneminde yapılan reformu geçmişle yani Osmanlı ve İslam’la bağlantıyı kesmeye dönük bir girişim olarak anlıyorsunuz. Bu kısmen doğru ancak daha büyük bir amacın parçası olması anlamında. Cumhuriyetin dilde reform çabası burjuvazinin feodalizme karşı mücadelesinin bir parçasıdır. Bu mücadelenin ihtiyaçları zemininde ve oranda gerçekleşmiştir. Yani dil meselesi sizin de dolaylı olarak ifade ettiğiniz gibi siyasi bir meseledir. Bu konudaki ayrışma sınıfsal duruşun tezahürüdür. Feodalizmle burjuvazi arasındaki sınıfsal mücadele/iktidar savaşı, imparatorluk mu cumhuriyet mi sorusunda karşılık bulur. Burjuvazi ancak gelişiminin yani kapitalizmin önündeki engelleri kaldırarak iktidar olabilirdi. Bu noktada feodalizmin saç ayakları olan imparatorluk, dinsel kurumlaşmalar; halifelik, şeyhülislamlık, tarikatler, şeri hukuk vs.’yi ortadan kaldırması gerekiyordu. Osmanlı devletinin dili olan Osmanlıca da bu mücadelenin alanlarından biri olmuştur. Ayrıca cumhuriyet idaresinin dil reformunu devlet dili ve halk dili ayrımını kaldırmaya dönük bir köprü olarak sunmasının hakikatle ilişkili bir zemini de vardır. Yani önemli bir ihtiyaca denk düşmektedir. Osmanlı çok uluslu bir imparatorluktu, Cumhuriyet ise bir ulusal devlet. Halk egemenliğine dayalı bir ulusal devletin, devlet dili halk dili ayrımına tahammül etmesi mümkün değildir. Çünkü kendisini halk nezdinde kabul ettirme/meşrulaştırma amacı vardır. Öte yandan dilde reform/sadeleştirme gayretinin evveliyatı Tanzimat dönemine kadar dayanır. Niye? Çünkü söz konusu dönem tüm dünyada burjuvazinin feodalizme karşı sınıfsal hakimiyeti ele geçirmeye başladığı bir dönem olarak karakterize olur. İmparatorlukların dağılmaya (bakınız 1848 Devrimleri) başlamış, onun yan kurumu sayılacak kilise de burjuvazinin hücumundan payını almıştır. Burjuva hakimiyetinin ürünü olarak ulus devlet düşüncesi gelişmeye başlamıştır. Çünkü burjuvazi kendi pazarına hakim olmak istemektedir, ona kimseyle paylaşmayacağı ulusal pazar gerekmektedir. Ve bu da ulusal pazar ihtiyacının izdüşümü olarak ulusal devletin, ulusal dilin ve ulusal kültürün oluşmasına yol açar. Dil tartışmaları ancak bu çerçevede anlaşılabilir sayın yazar. Sonuç olarak dilde reform siyasi bir müdahaledir evet, temel olarak feodalizmle bağı kesmeye dönük bir reformdur. Osmanlıca artık kullanım ömrünü tamamlamış bir siyasal/toplumsal düzenin (feodalizmin) parçası olması ve Cumhuriyetin ulusal devlet ve millet yaratma amacı bağlamında hedefe konmuştur. Ha bu arada cumhuriyet feodalizme göre ilericidir. Dilde sadeleştirme de ilerici bir çabadır. Arapça, Farsça ağırlıklı “anlaşılması zor” ağdalı devlet dili olan Osmanlıca’dan kurtulunması gerekli bir hamledir. Padişahlığın, halifeliğin, seyhülislamlığın, tarikatlerin, tekkelerin kapatılması gibi. Tartışma konusu bu değil ama şunu belirterek bitireceğim. Cumhuriyet iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra feodal kalıntılara karşı tavrını yumuşatmıştır. Dini kurumları ve feodal oluşumları iktidarının payandası olarak işlevlendirmiştir. Dini ve feodal yapıları (ağalık, şeyhlik) toplumu kontrol etmenin aracı haline getirmiştir. Yani onları kendi amacı doğrultusunda kullanmıştır. Tıpkı şimdiki iktidarın yaptığı gibi... Son olarak bu tartışmaya vesile olduğunuz için teşekkür ederim.
  • 3 Yıl Önce

Doğrusu...

Biz, rahmetli Özal'ın dediği gibi "Büyük Osmânlı Devlet'nin bakıyesiyiz." Tabîatiyle bünyemizde hâlâ yetmiş iki millet barındırırız. ...Saray dili-halk dili tefrîkı tamâmen îzâh edilememiş...Harf/yazı inkılâbı yani lâdînî/latin harflerine geçiş güyâ yazı dilini halkın konuştuğu lisâna yaklaştırmıştır iddiâsı büyük bir hatâ ve safsatan ibârettir. ..Halk bugün basit bir reçeteyi bile anlayamıyor, bilişimle alâkalı yazılara hiç temâs etmiyorum bile!?...Dînî ve târîhî râkiblerimizin/düşmanlarımızın lisânlarının bizim insânımızın dilini, zihnini, gözünü ve gönlünü işgâline artık bir "du' demek şat olmuştur! Dilini ve dînini seven gelsin, kardeşim!

Muallim

Kıymetli muharrir, Maalesef beyinleri müstemleke olan insanlara bu mevzûyu anlatmak imkânsız. Bazıları bu kelime Arapça yada Farsça diyor hemen. Sanki hangi kelimenin hangi lisandan geldiğini biliyorlar. ( MİSAL TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ Arapça Kelime ve eklerle kurulmuş.) İlim uğruna en saçma şeyleri öğrenip ömürlerini vakfedip ecdadımızın 1000 sene kullandığı kelimelere tenezzül etmeyip edebi, mûsiki meziyetine hâiz lisanımızı isti'mal etmiyorlar. Bu mevzuda Murat Bardakçının da güzel tahrirleri var
  • 3 Yıl Önce

Bekir öğretmen

Sayın öğretmenim ,Türkçe yazsaydınız biraz anlasaydık. Karacoğlan'ın şiirleri ne güzel Türkçe. O da bu toprakların ruhu ,nefesi. Osmanlıca ise yapay. İlk yazılı metinleri araştıranlar , resmi dille halkın dili farklıydı ,diyorlar. Sümerler yok olup gittikten binlerce yıl sonra ardılları, Babilliler ve Asurlular da ,kendileri Sami oldukları halde Sümerce yazıp okuyup halktan kopuk olmuşlar. Oğuzların ,Hristiyan kolu Gagavuzlular ,o kadar anlaşılır konuşuyorlar ki, dil devrimi yapmışlar gibi. Ama tabii ki değil. Yaşaf Kemal ,Fransız Alain Bousque 'ye diyorki ," Yaşadıpım bölge ,Türkçenin en güzel konuşulduğu bölgeydi."diyor. Ne mutlu ben Kadirlili olarak ,çok zengin bir kelime dağarcığımız var. Anamın (95 yaşında okuma yazma bilmez) konuşmasını dinleyen doktor baldızım. "Annen hangi dili konuşuyor ?" diyor. Bize Türkçe lazım . Arapça da bir sürü yabancı kelime ödünç almış ,yüzlerce örneği var.

YAVUZ YAZAN

Dil de devrim olmaz inkişaf olur dil organikdir kartopu gibi 1000 yılda kazandığın kelimeleri kaybetme yazı dili ağdalı ise tamlama kurmadan yazabilirsin padişah da saray çevreside sokaktaki insan gibi konuşuyordu

Ne türkü, ne Türkçesi?

Dillerine arapça farsça karışmamış olan türkler şu an budist, putperest veya hristiyan olarak varlıklarını sürdürmektedirler, türk değillerdir yani
  • 3 Yıl Önce

Hikmet Yılmaz

Milli Eğitim Bakanlığı milli olmadığı( hiç olmadı) müddetçe geleceğimiz tehlikede. Devlet dili ile ayakta durur. 21 Yıldır iktidar olan AK-PARTİ malasef bu yaraya merhem olamadı.Sinsi eller hep devrede oldu. Bu eli kırmalıyız...
  • 3 Yıl Önce

Ömer

Hocam ortada ne acıdır ki Türkçe nerdeyse kalmadı acı gerçek bu büyük tehdit altındayız . Şu kullandığımız kelimelere bakın lütfen . Global , maksi, mini , okey, pandemi , ekonomi , star , şov , gold, daha aklıma gelmeyen bir sürü İngilizceden gelen anlamsız kelimeler . Hele dükkan , avm levhalarını saymıyorum bu tam facia . Türkçe teşvik edilmeli , korunmalı , yoksa durum vahim .
  • 3 Yıl Önce

Okur

Cumhuriyet Dönemi'ne kadar Türkçeye tenezzül eden olmadı. Kimi Farsça, kimi Arapça kimi de karma dili resmi dili olarak kullandı. Türkçe, hakir bir dildi. Yabancı hayranlığı ve taklitçiliği ruhuna yerleşmiş veya yerleştirilmiş bu milletin.
  • 3 Yıl Önce

vatan

vay be sen nerde öğrendin bunu
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23