• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

“Yaşayan Türkçe”den “büyük ve derin Türkçe”ye

26 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

ibrahim diri

Elinizde gazeteniz,dergileriniz,tv leriniz var, şu varsaydığınız Büyük Türkçe ile yazıp konuşun bakalım millet ne kadar anlayacak...
  • 3 Yıl Önce

Forever Yozgat

Yazarın, yorumlar köşesine yazdığı cevap; köşe yazısı kadar hatta daha da akademik ve ayni zamanda edebi bir nitelik taşımakta...Eğer ideolojik bir önyargı ile yaklaşmıyorsanız; mutlaka istifade edilecek, insanin ufkunu açacak, hem ruha hem de akla hitap eden bir yazı olmuş...Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı adlı eserinde diyor ki: "Fethedilmiş Abadolu toprakları artık nasil Türk toprağı olmuş ise; halkın konuşma dilinde ve geleneğinde en az birkaç asırdır yaşayan/yaşayabilen sözcükler de artık Türkçe kabul edilmelidir...Kökenini araştırmaya ve sorgulamaya gerek yoktur.." demiştir.. Fakat "Dil; insanın evidir.. " Dil insanin ruhudur, hafızasıdır .." Bunu da unutmamak gerekir diye düşünüyorum ..( Forever Yozgat mahlasının özel bir anlamı ve hikayesi var)
  • 3 Yıl Önce

Adem

Verdiğiniz cevaba ilişkin yorumumu yaptım ama henüz yayınlanmadı. Aklımdayken bir şey sorayım. Akit Gazetesi'nin tercih ettiği dil hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce kullanılan dil Türkçemizi geliştiriyor mu? Ayrıca nefret içerikli dil insanlık açısından da bizi yoksullaştırmıyor mu?
  • 3 Yıl Önce

Cemal Yıldırım

Bir şey gözden kaçırılmasın: 1. Eski ve büyük Türkçe 'den kasıt Uyanmalı dönemiyse onun öncesini ve sonrasını nereye koyalım? 2. Osmanlı dönemi halk dili ile saray dili ve edebiyat dili hakkında neden gerçekleri istatistiksel verilerle vermiyor ve bunlar arasındaki derin farkları ortaya koymuyorsunuz? 
  • 3 Yıl Önce

Orhan Çobanoğlu

Tebrikler, teşekkürler.Bu hassasiyetin uygulamalarla devam etmesi dileğiyle..
  • 3 Yıl Önce

Keşkeler tehlikeli sözler

Yunanlılar kazansaydı; Türkçe diye konunuz,alfabe diye bir derdiniz kalmayacaktı...Böyle olacağına,keşke Türkler kazansaymış bile diyemeyecektiniz..anında ceza infaz....Türkler toleranslı davranıp şimdi onlar gibi yapmıyor olsada, yapmasada; onlar öyle yapacaktı....bunu biliyorsunuzdur herhalde..
  • 3 Yıl Önce

Zafer Saruhan

Ağzına sağlık hocam güzel bir yazı olmuş yine.
  • 3 Yıl Önce

yorum

Ne yazıkki Turk lisanı ile ilgili bir kaçınma vardır Zamanında Solcuların her şeyi faşist faşizan diye anlamlandırmaları yuzunden Orhun kitabelerini bile Finli Turkologlar bulmuştu bizim alakamız bile olamadı. Osmanlıcı arap/farscılarında Has Turkce işlerine gelmedi. . Nobele aday gösterilen en genc kişi unvanlı Prof. Oktay Sinanoglu hocanın Turk dunyasında Yakutistanı da kapsıyan has Turkce kelime sayısını, Turk lisanını genişliğini/zenginliğini kapsıyan değerlendirmelerini okuyunuz. Lisanımızı Has Turkçe ile zenginleştiremedik Herkes suçlu. Bir Şah İsmailin şiirlerine bakınız Anadolu bu dili konuşuyordu Osmanlıcayı Anadolu yarım anlardı_ Turkçe konuşurdu.
  • 3 Yıl Önce

melih

Türkçe'ye farsça ve arapça kelimeler girince Türkçe derinleşip yaşıyormuş. 
  • 3 Yıl Önce

Ali

"Girince" değil, "yerleşince". Bunun ikisi arasında dağlar kadar fark var. İnsanlar toplu yaşamaya muhtaçtır ve insan çevresinden etkilenen bir varlıktır. Türk milleti Orta Asya’dan Afrika ve Avrupa içlerine kadar bin yıllık yürüyüşünde birçok milletle karşılaşmıştır ve ister istemez bu milletlerle kültür alış verişi yapmıştır. Bu alış veriş her bakımdandır. Dil de bu alış verişten en çabuk etkilenen kültür varlığıdır. Dolayısıyla Türkçemiz de karşılaştığı bütün milletlerin dilleri ile kelime alış verişi yapmıştır. Bakınız sadece “alış” değil, “veriş” de yapmıştır. Bugün Arapça’da, Farsça’da, Rusça’da ve birlikte yaşadığımız bütün milletlerin dillerinde Türkçeden geçmiş kelimeler vardır. Onlar da bu kelimeleri atmıyor, kullanmaya devam ediyorlar. Ama bu alış verişte hangi kelimeler kullanılır? “Yerleşen” kelimeler… Yerleşen ne demek? Binlerce yıl içinde, hiçbir zorlama olmadan alınan, şair ve yazarların eserlerinde kullanılmış, sıradan vatandaşların bile anlar ve kullanır hâle geldiği kelimeler. Ziya Gökalp gibi Türkçü bir yazar-düşünür bile böyle kelimelere “Türkçeleşmiş Türkçe” diyor ve korunması gerektiğini söylüyor. “Yerleşmemiş” yabancı kökenli kelimelerle işimiz yok. Hatta dil bunlardan sadeleşmelidir diyoruz. Mesela günümüzde bir sel gibi dilimize dolan İngilizce kelimeler henüz yerleşmeden tedbir alınmalıdır ve Türkçemiz bunlardan kurtulmalıdır diyoruz. Ama kimileri henüz yerleşmemiş böyle İngilizce kelimeleri tepe tepe kullanırken (üstelik kullanınca kültürlü beyler-hanımlar görünüyorlar) yüzlerce yıldan beri yerleşmiş kelimelere burun kıvırıyorlar. Biz sadece yerleşmiş Arapça Farsça kelimeleri savunmuyoruz, dilimize yüzlerce yıldan beri yerleşmiş, romanımıza, hikayemize, ninnilerimize, masallarımıza girmiş bütün kelimeleri koruyalım diyoruz, ama bir türlü anlaşılmıyoruz. Anlaşılmamak da bir şekilde tahammül edilebilir bir şey; asıl fecaat yanlış anlaşılmak. Tekrar edersek: Türkçemizin binlerce yıllık varlığından tek tuğla düşmesin, hepsi bir bütün olarak korunsun diyoruz. Mesele ve dâvâ budur.

Nihat Çağlar

Görüşlerinize katılıyorum teşekkür ederim
  • 3 Yıl Önce

Muallim

Hocam bekâ mes'elemize verdiğiniz ehemmiyet için teşekkür ederim. Bu mes'elele artık ekâbir ve devlet ricâli alâkadâr olmalı.
  • 3 Yıl Önce

Muallim

Bu millet 300 kelimeye mi mahrum kalsın, bunu mu istiyorsunuz? Efendim, somun vs kelimeler rumca kullanmayalım mı, bu kelimeler imparatorluk lisanında bizim olmuş? Türkiye Cumhuriyeti devleti, üç kelimede Türkçe değil, devletimizin adını mı degiştirelim? Sadece ezberden ve slogandan konuşuyorsunuz. Hiçbir ilmî tedkîkâtınız yok. Zaten sizin gibi verilenlere biat eden bir nesil hayal ediliyordu ve muvaffak oldular. Hem bilmiyorsunuz hem ilmî izahlara cevap vermiyorsunuz. Kardeş japon, Kore alfabesi çince ama hiç kimse bu alfabe çince demiyor. Adamların artık milli alfabesi olmuş. Yektübü Arabın, kitap, mektup, katib, kâtibe bizim Türk'ün. Ben diyorum Türk lisanını latinlesiyor. Tek kelime cevap vermiyorsunuz.

Muallim bey

muallim , beka,mesele,ehemmiyet,ekâbir,ricâli,alâkadâr kelimelerinin hepsi arapçadır.beka meseleniz Türkçe'yi araplaştırma mıdır muallim bey

Adem

"serlevha" demişsiniz bir yerde, maaşallah tam yaşayan Türkçe! Nerede yaşadığını söyleyin de gidip bir ziyaret edelim!.. Bu ve benzeri çoğu Farsça ve Arapça'dan Türkçe'ye giren kelimeler saray ve bir grup elit dışında kimler tarafından kullanılıyormuş geçmişte? Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Karacaoğlan'ın mısralarında ya da Anadolu türkülerinde "serlevha" kelimesine rastladınız mı mesela? Son derece yalın ve yaşayan bir Türkçe oralarda vardır. Yunus'u, Dadaloğlu'nu anlarsınız ancak Peyami Safa'yı anlamak zordur. Kültürel etkileşimle dile girip yerleşen kelimelere kimse bir şey demez, ama elit bir yaşantı ürünü dili ve nereye koyacaksınız? Aslında orada bir tasfiyecilik çabasından bahsedilebilir. Öte yandan tasfiyecilikten bahsetmişken, sizin herkesi kendiniz gibi yaşamaya mecbur etmeye çalışmanıza ne demeli? Baskıcı, yasakçı anlayışları eleştirirken biraz dikkat edin. Hem insanlara; yok şöyle giyin, böyle giyinme, şunu yap bunu yapma deyin hem de yasakçılıktan şikayet edin.
  • 3 Yıl Önce

Ahmet Tâlib Çelen

ADEM KARDEŞE: Değerli kardeşim, anlaşılmamaktan daha kötüsü yanlış anlaşılmak. Bir tek şey soracağım: Benim yazımda bir tek Osmanlıca kelimesi geçiyor mu? Osmanlı-Divan Edebiyatı da bizim edebiyatımızdır, ondan öğreneceğimiz ve istifade edeceğimiz çok şey vardır ama benim burada sözünü ettiğim bu değildir. Büyük edebiyatçılarımızın eserlerinde kullandığı, halkımızın da diline yerleşmiş olan kelimelerden bahsediyoruz. Bunların tamamını muhafaza edelim diyorum. Eğer dil devrimi dilimize o kadar da zarar vermedi diyorsanız devrimi pek de anlamamışsınız demektir. “Seçkinlerin kültürüyle halkın kültürü arasında ciddi bir uzaklık vardır ama uçurumlar yoktur elbette.” demişsiniz. Bu bütün dünyada böyledir. Şu anda Türkiye’de de böyledir. Okumuş, yazmış insanlarla halkın kültürü (ve elbette dili) arasında mutlaka bir fark vardır. Uçurum olmaması yeterlidir ve bu sevindirici bir durumdur. Demek ki Osmanlı devrinde de acaip bir durum yokmuş. Prof. Dr. Cemal Kurnaz’dan okumuştum: Urfa’ya öğretmen olarak tayini çıkar. Kafasında bildiğimiz edebiyat sınıflandırması: Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı, Tasavvuf Edebiyatı… Urfa’da sıra gecelerine gider, kahvehanelerde halkla sohbet eder. Bir de bakar ki okuma yazması olmayan vatandaşlar bile Fuzûlî’den ezbere gazeller okuyorlar ve anlıyorlar. “Kafamdaki Divan Edebiyatı-Halk Edebiyatı ayrımı sarsıldı.” diyor. Elbette her şehir, her bölge böyle değildir; ama emin olun aradaki uzaklık bize öğretildiği ve zannettiğimiz gibi değildir. Halk şairlerinden verdiğim örneklerde de görüldüğü gibi halkla aydınlar arasında -sizin de dediğiniz gibi- uçurumlar yoktu. Ve bir dil için bu güzel bir şeydir. İskender Pala’yı bilirsiniz. Lise 1. sınıftaki kızının eline Fuzuli Divanı’nı veriyor, “Baştan sona oku, bilmediğin kelimeleri bir yere yaz.” diyor. Çocuk denileni yapıyor. Bir lise 1 öğrencisinin Fuzuli Divanı’nda anlamadığı kelime sayısı sadece 500 civarında. Araya 500 sene girmiş, Osmanlı yıkılmış, bir dil devrimi geçirmişiz, yine de bir lise öğrencisi Fuzuli Divanı’nı büyük ölçüde anlıyor. Uçurum şu anda bile yok. Ama biz Fuzuli’yi de öğretmenin iyi olacağını düşünmekle birlikte daha çok Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Ömer Seyfettin, Refik Halit, Necip Fazıl, Samiha Ayverdi, Arif Nihat Asya, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Yavuz Bülent Bakiler, Abdurrahim Karakoç… gibi yazar ve şairlerin dilini yaşatmaktan bahsediyoruz. Yeni nesiller bunları bile anlamıyor artık. Bu bir fecaattir, bir yıkımdır, tükeniştir. Gördüğünüz gibi dilimize yerleşmemiş kelimeleriyle bir Osmanlıca peşinde değiliz. “Büyük Türkçe”mizin derdindeyiz. Serlevha’yı sözlükte bulabiliyorsanız Türkçe demektir. Kelime hazinemizi artırmanın yolu da bilmediğimiz kelimeleri sözlükten öğrenmektir zaten. Şu yaşıma geldim en çok kullandığım kitaplar hâlâ sözlüklerdir. Sözlüğe bakmaktan korkmayınız.

Cehalet kirdir.

Cahilin cesareti böyle oluyor. "Peyami Safa'yı anlamak zordur" ama senin için. Zaten Peyami Safa'yı anlayacak seviyede olan bu herzeleri yazmaz. Siz kendi işinize baksanıza... Gidin başka gazeteler okuyun. Oradaki kahramanları alkışların. Kirletmeyin buraları. Cehalet kirdir.

Ahmet Tâlib Çelen

ADEM KARDEŞE: Değerli kardeşim, anlaşılmamaktan daha kötüsü yanlış anlaşılmak. 

Adem (Ahmet Talip beye cevabımdır)

Selamlar, cevabınız için teşekkür ederim Ahmet bey. Kendi konumumu sadeleştirmek için bazı tespitler yapmalıyım izin verirseniz. Dil kültürler arası etkileşimden en çok etkilenen unsurdur. Bu anlamda farklı kültürlerle etkileşim içinde olan bir kültürün saf bir dile sahip olması mümkün değildir. Osmanlı despotik ve bürokratik bir devletti ve bu devletin merkezinde yer alanlar halktan ayrı, seçkin bir dile sahipti. Bu dil yani Osmanlıca Türkçe’den daha çok Arapça ve Farsça temelli yapay bir dildir. Kendini toplumdan tamamen ayrı ve tepesinde gören Osmanlı devleti için, Osmanlıca; bu karma dil onun bu yapısına son derece uygundur Seçkinlerin kültürüyle halkın kültürü arasında ciddi bir uzaklık vardır ama uçurumlar yoktur elbette. Sizin Yunus Emre, Karacaoğlan vb.’den verdiğiniz örneklerde de görüldüğü gibi. Ama aradaki kimi geçişleri ortaya koyan bu örneklerden yola çıkarak bütünüyle benzeştiğini iddia edemezsiniz. Halk dili ve saray dili, halk müziği ve saray müziği, halk edebiyatı ve divan edebiyatı arasında ciddi uzaklıklar vardır. Siz Anadolu’da saray müziği denen musikinin dinlendiğini gördünüz mü hiç? Ne dediği anlaşılmaz da zaten. Halka bütünüyle yabancıdır. Sonuç olarak Osmanlıca dediğiniz dil, Kemalistlerin zorlamasıyla sönümlenmiş bir dil değildir, zaten halk içinde hiç hakim olmamış bir dildir. Bütün bunlara rağmen şunu da söyleyeyim, Türkçe olmayan kelimeleri kullanmamalıyız gibi saçma bir şey söylemiyorum. Bu tür bir müdahale dili fakirleştirir kabul ediyorum. Zaten işlevli olmayan kelimeler dilde barınamaz, işlevli olanları ise yasaklarla ortadan kaldıramazsınız. Siz Serlevha’yı ve buna benzer kelimeleri kullanın ama bilin ki, insanlar sözlüğe bakmak zorunda kalacaktır. (Öyle bir zorluğa katlanacak, bilgiye aç insan kaldıysa şayet) Arapça ve Farsça pek çok kelime gibi. 150 yıl önce de böyleydi. İyi akşamlar...

bendeniz

"serlevha" kelimesini bilmemek bir insanın cahil olduğunun göstergesidir.Serlevha kelimesi teknik terim sayılabilir.Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Karacaoğlan'ın mısralarında tıp,cumhuriyet,muhasebe vb.gibi kelimeler de geçmez.O mantıkla bu kelimeleri de atıp yerine İngilizce veya Fransızcadan karşılıklarını alalım.

Ahmet Tâlib Çelen

Kardeş, okuyucu ile yorum köşesinde yazışmak âdetim değildir ama belki bir hizmete vesile olur diye yazıyorum. Değerli kardeşim, yazımı dikkatli okumamışsınız. Ben bugünkü “yaşayan Türkçe”nin çok fakirleştiğini, gerek tasfiyecilik gerekse İngilizce kelime istilası sebebiyle neredeyse sönmeye yüz tuttuğunu söyledim. “Serlevha”nın yaşayan Türkçede bulunduğunu söylemedim ki… Ama “serlevha” ve daha buna benzer binlerce kelime “Büyük Türkçe”miz içinde vardı ve bu Türkçeyi kullanan insanların ifade güçleri ve incelikleri olağanüstü idi; bugün ile kıyaslanamazdı. Elinize herhangi bir Türkçe Sözlük’ü alınız ve “serlevha” kelimesine bakınız. Hemen hemen bütün büyük Türkçe sözlüklerde bu kelimeyi göreceksiniz. Peki bu kelimenin Türkçe sözlükte ne işi var? Türkçe sözlükte Türkçe kelimeler bulunur, değil mi? Ya da dil içinde yüzlerce yıl edebiyatçılar, şairler bu kelimeleri kullanarak Türkçeleştirdiği için bulunur. Evet, “serlevha” da Türkçeleşmiş bir kelime olduğu için Türkçe sözlüklerde yer alır. Bakınız Kubbealtı Sözlüğünde nasıl almış: SERLEVHA: 1. Bir yazının başlığı, başlık: Tâ ki hikâyemizin işbu birinci cüz’üne serlevha ittihaz eylediğimiz kelimâtın hükmü cümle indinde taayyün edebile (Ahmed Midhat Efendi). Fatma Aliye Hanım’ın, mânâsını hâlâ bilemediğim ve hatırlayamadığım bir Arapça serlevhalı eseri… (Refik H. Karay). Roman adına benzer bir serlevha seçtim (Burhan Felek). 2. El yazması kitapların ilk sayfalarına yapılan süslü başlık: Çin zevkinde ejder kıvrıntılarıyle başlayıp Îran tarzında bulut olan ve Türk selîkasında “Rûmî çiçek” iklîline inkılâp eden nakışlarla süslü şemseler çevrelerde, serlevhalarda, tahta kürsü oymalarında, minber mermerlerinde hep aynı zarif mişvârı cilvelendiriyor (Rûşen E. Ünaydın). Örnek cümleler alınan Refik Halit Karay, Burhan Felek Türkçeyi en güzel kullanan yazarlarımızdandır. Ruşen Eşref Ünaydın ise daha dün denecek kadar bize yakın bir yazar. Yeteri kadar okumayan arkadaşlarımız kendi bildiği sınırlı sayıda kelimeden başkasını Türkçe saymıyor. Oysa o kadar az kelime biliyorlar ki… Ama kendi bildiği yabancı kökenli kelimeleri bile Türkçe zannedebiliyor. Mesela günlük hayatta kullandığımız birkaç kelime: Hayat, mesela, örnek, pencere, balkon, merdiven, pantolon, kemer, mükemmel, harika, mendil, çıra, vapur, kelime, patlıcan, domates, patates… Daha bunlar gibi on binlercesi… Bunları birçokları Türkçe kökenli sanır; çünkü kendisi biliyor ya… Oysa bu kelimeler yabancı kökenlidir. Hepsi Arapça kökenli de değil. Şu birkaç kelime içinde Arapça, Farsça, Yunanca, Fransızca kökenliler var. Ama bunların hepsi Türk yazar ve şairler tarafından kullanılmış, halkın diline yerleşmiş ve Türkçeleşmiştir artık. İşte “Büyük Türkçe” dediğimiz o zengin Türkçe böylece oluşmuştur. Biz sadece Arapça kelimelerin değil bütün kelimelerin muhafaza edilmesini savunuyoruz. Bahsettiğiniz şairlerden birkaç dörtlük paylaşalım mı? YUNUS EMRE: Halâs eyle nârından/Ayırma civarından/Cennette dîdârından/Bizi mahrum eyleme. (halâs, nâr, civar, didar, mahrum) PİR SULTAN ABDAL: Felek arka vermiş çerhin devine/Arıt kalbin evin iman sevine/Türlü dalga geldi gönlüm evine/Ya eceldir ya didardır ya nasip (felek, çerh, kalb, iman, ecel, didar). DADALOĞLU: Eliftir kirpiği İra'dır kaşı/Bu güzellik sana Mevla bağışı/Arasam cihanda bulunmaz eşi/Hiç mislin gelmemiş devr-i zamana (elif, Mevla, cihan, misl, devr-i zaman). KARACAOĞLAN: Bir adam hasmını utandıramaz/Elde külliyetli var olmayınca/Pervane şem’ini uyandıramaz/Başta sevdâ, kalbte nâr olmayınca. (hasım, külliyet, pervane, şem’, sevdâ, kalb, nâr). Bir de ben ekleyeyim: AŞIK VEYSEL: Ben gidersem sazım sen kal dünyada/Gizli sırlarımı âşikâr etme/Lâl olsun dillerin söyleme yâda/Garip bülbül gibi âh ü zâr etme. (dünya, sır, âşikâr, lâl, yâd, garip, bülbül, âh ü zâr) Gördüğünüz gibi edebiyâtımızın en büyük şâirleri bile sözünü ettiğimiz zengin, derin ve “Büyük Türkçe” ile yazıp söylüyorlarmış. İşte biz de “Gelin bu şâirlerimizin kullandığı kelimeleri telef etmeyelim, çöpe atmayalım, yeni nesillerimiz bu şâirleri anlasın ve onların konuştuğu gibi konuşabilsin, bu zenginlikten yararlansın.” diyoruz. Biraz okur ve düşünürseniz siz de bunun ehemmiyetini anlayacaksınız ve “Büyük Türkçe”yi aramaya başlayacak, bulacak ve savunacaksınız. Ümidim budur yani.

Hakikat

Adem kardeş bazı söylediklerine iştirak etmekle beraber bizim mücadelemizden birisi lisanın latinleştirilmesi. Niye bu mes'eleye tek kelime laf etmiyorsunuz ? Bir de hiçbir Türkî lisanlarda olmayıp ( anası babası olmayan) bin senelik kelimeleri işgal eden saçma sapan kelimeler mes'elesi var. Misal mesuliyetle sorumluluğun ne alakası var. Hâkezâ tahminle öngörü ve binlerce. Maalesef siz ezberden konuşuyorsunuz. İddialarinizin hiçbir ilmî kıymeti yok. 20 sene öncesini anlamayan bir nesil yetiştirmekle iftihar ediyorsunuz. İngiliz lugatinde 1 milyon kelime olduğundan haberin var mı? Biz idraki kıt bir millet miyiz ki 500 kelime ile konuşuyoruz? Eskiden çobandan padişaha şair olan bu milletten şair yetişmişmiyor? Yetişse de varak u mihr i vefayı kim okur kim dinler

Adem (Hakikat’e yanıt)

Değerli arkadaşım “serlevha”yı bir örnek olarak aldım. Maksadım bu ve benzeri Arapça, Farsça kelimelerin geçmişte de, bugünde de Anadolu’da kullanılan Türkçe içinde yer bulmadığını anlatmaktı. Saray çevresinin dilidir bu daha çok. Halk serlevha’yı bilmez ama karşıtı başlık’ı bilir. Niye serlevha diyorsunuz o zaman. Bu da başka yönden tasfiyecilik olmuyor mu? Muradım bunu anlatmaktı.

Hakikat

Kardeş hatt diye bir sanat vardır. Bizler maalesef o sanatın kenarından bile geçip kokusunu hiss etmediğimiz için bilmemiz gâyet tabiidir. Ser-levha kelimesi hatt sanatındaki en başta gelen kelimelerdendir. Yani bugün musikideki nota kelimesi gibi. Zaten bizdeki sistem öğretmek değil öğretmemek üzerine tesis edilmiş ki medeniyetimizden bi-haber ve bi-gâne bir nesil yetişsin. Ayıp değil midir, İngiliz lugatinden binlerce kelimeyi ezberleyip de 16 senelik tahsîl hayatında ama 15 sene önceki lisanımızı öğrenmemek. Kardeş sizi ve bizi öyle bir aldattilar ki, Türkçe kelime diye lisanımızı latin istilasına ma'rûz bıraktılar. Misal tahlil yerine analiz, ahlâk -etik, mukavele -kontrat , yunmak -duş, müsamaha -tolerans vs binlercesi.

Akın kimençe

Bütün insanlar kardeştir
  • 3 Yıl Önce

:)

... nın mumu?
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23