• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Devlet çaresiz: Yarım milyon insan sokaklara döküldü!

Fransa İçişleri Bakanlığı, sendikalar ve öğrencilerin de destek verdiği Sarı Yelekliler eylemine ülke genelinde 410 bin kişinin katıldığını duyurdu.

4 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Ali

Tencere iktidar götürür
  • 1 Saat Önce

Hakan

Fransa'daki olayları kaygı ve endişe ile izliyorum, acilen Türk tv kanallarının oradan 24 saat canlı yayın yapması lazım, orantısız güç kullanılıp göstericilere insan haklarına aykırı müdahalede bulunuluyor bunu şiddetle kınıyorum, nerede insan haklarına saygı ve özgürlük ? Derhal ! Fransa'daki yetkililerin istifa etmesi gerekir.
  • 2 Saat Önce

Yakup

Fransa yıllar boyunca ülkemizdeki terör örgütlerinin baş yöneticileri arasında idi. Şimdi sıra kendilerine geldi.
  • 2 Saat Önce

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

FRANSA YANIYOR DİYE SEVİNEMEYİZ! ÇÜNKÜ BİZİM VİCDANIMIZDA İNSANLIK VAR! Dün Türkiye'ye demokrasi dersi vermeye çalışanların, bugün kendi sokaklarında yaşananlardan çıkaracağı çok önemli dersler var! Fransa'da Sarı Yelekliler hareketiyle başlayan toplumsal olaylar, yalnızca bir ülkenin iç meselesi değil, bütün insanlığın üzerinde düşünmesi gereken önemli bir ibret tablosudur. Sokaklara dökülen insanlar, yükselen öfke, yakılan araçlar, tahrip edilen iş yerleri ve güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmalar... Bütün bunları gördüğümüzde çıkıp da "Oh olsun Fransa'ya, beter olsunlar!" diyemeyiz. Neden mi? Çünkü bizim inancımız, ahlakımız ve insanlık anlayışımız başkalarının felaketinden mutluluk çıkarmamıza izin vermez. Bizim medeniyetimizde mazlumun milliyeti sorulmaz. Bir annenin gözyaşının Fransız'ı, Türk'ü, Arab'ı olmaz. Acı her yerde acıdır, gözyaşı her yerde gözyaşıdır. Ancak bu vicdanî yaklaşımımız, geçmişte yaşananları unutacağımız anlamına da gelmez! DÜN GEZİ PARKI'NDA DEMOKRASİ DERSİ VERENLER, BUGÜN KENDİ SOKAKLARINA BAKSIN! Hatırlayalım... Türkiye'de Gezi Parkı olayları yaşanırken bazı Batılı medya kuruluşları günlerce canlı yayınlar yapmış, Türkiye'deki gelişmeleri dünya kamuoyunun gündemine taşımıştı. Fransa'dan da Türkiye'ye yönelik demokrasi, özgürlük ve insan hakları eleştirileri yükselmişti. Elbette basın olayları haberleştirebilir. Demokratik hakların korunmasını savunabilir. Hatta hükümetlerin yanlışlarını sert biçimde eleştirebilir. Ancak burada sorulması gereken önemli bir soru vardır: Demokrasi ve insan hakları yalnızca Türkiye söz konusu olduğunda mı hatırlanmalıdır? Fransa'da göstericiler sokaklara çıktığında, güvenlik güçleri sert müdahalelerde bulunduğunda, insanlar yaralandığında aynı hassasiyet gösteriliyor mu? Türkiye'deki polis müdahalesini eleştiren bir anlayış, Fransa'daki orantısız müdahaleleri de aynı açıklıkla eleştirmelidir. Çünkü insan haklarının pasaportu, demokrasinin milliyeti, adaletin çifte standardı olamaz! Türkiye için savunulan hak, Fransa için de savunulmalıdır. Fransa için savunulan güvenlik hakkı da Türkiye için geçerli olmalıdır. İşte gerçek samimiyet budur! HAK ARAMAK BAŞKA, YAKIP YIKMAK BAŞKADIR! Bir insan geçim sıkıntısından şikâyet edebilir. Bir işçi ücretinin artırılmasını isteyebilir. Bir öğrenci geleceği için endişelenebilir. Bir vatandaş hükümetinin politikalarını beğenmeyebilir. Bunların hepsi demokratik toplumlarda meşru taleplerdir. Ancak bir insanın hakkını araması, başka bir insanın hakkını çiğnemesine izin vermez. Bir esnafın dükkânını yağmalamak hangi özgürlüğün gereğidir? Bir ailenin otomobilini ateşe vermek hangi demokratik hakkın karşılığıdır? Bir ambulansın yolunu kesmek, kamu malını tahrip etmek, polise saldırmak hangi adalet anlayışıyla açıklanabilir? Hakkını arayan insanla, başkasının hakkına saldıran insan aynı kefeye konulamaz! Barışçıl göstericiye saygı duyulur. Ancak yağmacılık, kundaklama ve sivillere yönelik şiddet suçtur. Sivilleri korkutmayı veya baskı altına almayı amaçlayan örgütlü şiddet ise niteliğine göre terör suçu da oluşturabilir. Her göstericiyi terörist ilan etmek ne kadar yanlışsa, her şiddet eylemini demokrasi adına mazur görmek de o kadar yanlıştır. DEVLETE MEYDAN OKUMANIN BEDELİNİ EN ÇOK KİM ÖDER? Bir ülkenin hükümeti eleştirilebilir, yöneticileri değiştirilebilir. Devletin kurumları hukuk içinde hesap vermek zorundadır. Ancak devleti işlemez hâle getirmek için sokakları savaş alanına çevirmek, sonuçta yine o ülkenin insanlarına zarar verir. Çünkü devlet yalnızca hükümetten ibaret değildir. Devlet; hastanedir, okuldur, güvenliktir, adalettir, kamu hizmetidir. Yakılan belediye otobüsü kimin parasıyla yeniden alınacaktır? Tahrip edilen yolları, durakları ve kamu binalarını kim onaracaktır? Yağmalanan dükkânında yılların emeğini kaybeden esnafın zararını kim karşılayacaktır? Cevap bellidir: Çoğu zaman yine millet! Devlete zarar verdiğini zannedenler, aslında kendi milletinin imkânlarını tüketir. Üstelik şiddetin büyümesi, haklı taleplerin duyulmasını da zorlaştırır. İnsanlar artık geçim sıkıntısını, adaleti ve reform taleplerini değil; yangınları, yaralanmaları ve yıkılan şehirleri konuşmaya başlar. Böylece hak arama mücadelesinin üzerine şiddetin gölgesi düşer. İSLAM BİZE ÖFKEYLE DEĞİL, ADALETLE HAREKET ETMEYİ ÖĞRETİR! Biz Müslümanlar için mesele yalnızca siyasi değildir. Aynı zamanda ahlakî bir sorumluluktur. Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır." (Mâide Suresi, 8. ayet) Ne kadar büyük bir ölçü! Fransa geçmişte Türkiye'ye haksızlık yapmış olabilir. Bazı Fransız siyasetçilerin ve medya kuruluşlarının tutumlarını samimiyetsiz bulabiliriz. Ama bu durum, Fransız halkının acılarından sevinç duymamızı haklı çıkarmaz. Biz bir Fransız annenin evladını kaybetmesine sevinemeyiz. Bir Fransız esnafın dükkânının yakılmasına alkış tutamayız. Bir Fransız polisinin yaralanmasını mutluluk vesilesi yapamayız. Çünkü bizim ölçümüz intikam değil, adalettir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) öğrettiği merhamet anlayışı, öfkemizi bile ahlak sınırları içerisinde tutmamızı gerektirir. TERÖRDEN VE ŞİDDETTEN HUZUR DOĞMAZ! Tarihin bize öğrettiği önemli gerçeklerden biri şudur: Şiddet, bazen geçici olarak korku meydana getirebilir. Ancak korkuyla kazanılan sessizlik, kalıcı huzur değildir. Terör insanları birbirine düşman eder. Şiddet toplumsal güveni yıkar. Yağmacılık ekonomiyi zayıflatır. Kundaklama masum insanların hayatını karartır. Bütün bunların sonunda en büyük bedeli çoğu zaman sıradan vatandaş öder. Oysa sorunların çözüm yolu bellidir: Adalet, hukuk, diyalog ve demokratik mücadele. Devlet yöneticileri de vatandaşlarının sesine kulak vermeli, haklı talepleri görmezden gelmemeli ve güvenlik tedbirlerini hukuk sınırları içerisinde uygulamalıdır. Çünkü devletin güçlü olması yalnızca polisinin güçlü olması demek değildir. Gerçekten güçlü devlet, vatandaşının güvenini kazanabilen devlettir. FRANSA'YA BAKARKEN TÜRKİYE'Yİ DE UNUTMAYALIM! Bizim Fransa'ya söyleyecek sözümüz vardır. Ancak bu söz intikam çağrısı değildir. Ey demokrasi ve insan hakları konusunda dünyaya ders vermeye çalışanlar! Demokrasi yalnızca sizin ülkenizde değerli değildir. İnsan hakları yalnızca sizin vatandaşlarınıza ait değildir. Bir Türk polisinin canı da bir Fransız polisinin canı kadar değerlidir. Bir Türk esnafının alın teri de bir Fransız esnafının alın teri kadar kutsaldır. Türkiye'de yakılan bir araçla Fransa'da yakılan bir araç arasında ahlakî bakımdan fark yoktur. Türkiye'de yapılan yağmacılık suçsa, Fransa'da yapılan da suçtur. Türkiye'de barışçıl gösteri demokratik haksa, Fransa'da da demokratik haktır. Adaletin ölçüsü ülkeye göre değişirse, onun adı adalet değil, çifte standart olur! SON SÖZ: BİZ YANGINA ALKIŞ TUTANLARDAN DEĞİL, YANGINI SÖNDÜRMEYE ÇALIŞANLARDAN OLALIM! Fransa'da yaşanan olaylara bakıp sevinmek bize yakışmaz. Ancak bu olaylardan ders çıkarmak hepimizin görevidir. Bir ülkenin huzurunu bozmak kolaydır. Zor olan, o huzuru yeniden tesis etmektir. Bir camı kırmak saniyeler sürer. Ama o camın arkasında yıllarca emek vermiş bir insanın hayallerini onarmak bazen mümkün olmaz. Bir otomobili yakmak dakikalar sürer. Ama o otomobili almak için yıllarca çalışan bir babanın emeğini geri getiremezsiniz. Bir şehri savaş alanına çevirmek mümkündür. Ama insanların birbirine duyduğu güveni yeniden inşa etmek yıllar alabilir. Bu sebeple bütün dünyaya sesleniyorum: Hak arayın ama haksızlık yapmayın! Devleti eleştirin ama milletin malına zarar vermeyin! Yöneticilerden hesap sorun ama masum insanları cezalandırmayın! Demokrasi isteyin ama demokrasiyi şiddetin bahanesi hâline getirmeyin! Ve devlet yöneticileri de unutmasın: Vatandaşın huzurlu biçimde itiraz edebilmesi, devletin zayıflığı değil, hukuk düzeninin gücüdür. Bizim ne Fransa'nın yanmasından çıkarımız vardır ne de başka bir ülkenin yıkılmasından mutluluğumuz. Biz Türkiye'nin de Fransa'nın da bütün insanlığın da barış ve huzur içinde yaşamasını isteriz. Çünkü bizim inancımızda bir insanın canı, bütün siyasi hesaplardan daha değerlidir. Ve unutulmamalıdır ki: Yangından medet umanlar, gün gelir o yangının kendi geleceklerini de kül ettiğini görürler. Devletler adaletle ayakta kalır, milletler merhametle büyür, insanlık ise ancak barışla kazanır. Rabbim ülkemizi ve bütün insanlığı fitneden, terörden, zulümden ve kardeş kavgasından muhafaza eylesin. Âmin.
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23