• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İran Meclis Başkanı Kalibaf’dan rest: Trump gücünü bize dayatamaz

Tahran'da İran-Irak Savaşı gazileriyle bir araya geldiği programda konuşan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, askeri ve diplomatik savaşta teslim olmayacaklarını belirterek, "Trump, köklü bir medeniyetle, ulusal ve dini bir direnişle karşı karşıya. O gücünü İran halkına ve silahlı kuvvetlerine dayatamayacağını bilmeli" dedi.

3 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

ABD ve İran Arasındaki Küresel Düello: Güç Gösterisi mi, Karşılıklı Kazanım Stratejisi mi? Uluslararası ilişkiler sahnesi, çoğu zaman askeri ve diplomatik restleşmelerin ötesinde, derin ekonomik ve siyasi çıkarların çarpıştığı bir tiyatro alanına dönüşmektedir. Bunun en net örneklerinden biri, son olarak İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Tahran'da İran-Irak Savaşı gazileriyle bir araya geldiği programda yaptığı açıklamalarla yeniden alevlenen ABD-İran gerilimidir. Kalibaf’ın, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik "Trump köklü bir medeniyetle, ulusal ve dini bir direnişle karşı karşıya. O gücünü İran halkına ve silahlı kuvvetlerine dayatamayacağını bilmeli" şeklindeki çıkışı, ilk bakışta iki ezeli düşmanın uzlaşmaz çatışması olarak okunabilir. Ancak madalyonun diğer yüzü, bu kontrollü gerilimin her iki taraf için de devasa birer "servet ve güç" mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir. Siyaset biliminde sıklıkla karşımıza çıkan ve dışarıdan amansız bir kavga gibi görünen ancak perde arkasında iki tarafın da çıkarına hizmet eden bu durum, adeta danışıklı dövüşü (muvazaa) andıran bir döngü yaratmaktadır. ABD ve İran’ın birbirlerine meydan okuması, her iki aktörün de hem iç siyasette konsolidasyon sağlamasına hem de küresel finansal ve askeri pastadan devasa paylar almasına zemin hazırlamaktadır. Silah Sanayii ve Güvenlik Sektörünün Finansal İştahı Bu kontrollü horoz dövüşünün en somut ekonomik çıktısı, küresel silah ticaretinde ve savunma sanayiinde yaşanmaktadır. ABD, Orta Doğu’daki "İran tehdidi" argümanını canlı tutarak bölgedeki müttefiklerine milyarlarca dolarlık silah satışı gerçekleştirmektedir. Körfez ülkelerinin güvenlik endişeleri üzerinden yükselen bu ticaret, Amerikan savunma sanayii devlerinin kasasını doldururken, Pentagon’un bölgedeki askeri varlığını ve bütçesini meşrulaştırmaktadır. Diğer taraftan İran ise, Amerikan ambargoları ve "büyük şeytan" söylemi sayesinde kendi askeri-endüstriyel kompleksini ve Devrim Muhafızları’nın ekonomideki ağırlığını tahkim etmektedir. Bölgesel tehdit algısı, İran’ın yerli savunma sanayiini büyütmesine, füze ve insansız hava aracı (İHA) teknolojisinde pazar bulmasına ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden asimetrik bir etki alanı yaratarak kendi savunma ekonomisini yönetmesine olanak tanımaktadır. Dolayısıyla, gerilimin tırmandığı her an, her iki tarafın askeri ve finansal elitleri için yeni bir servet kapısı aralamaktadır. İç Siyasette Güç Tahkimi ve Kitle Kuramı Mesele sadece finansal kazançla sınırlı değildir; siyasi servet de bu denklemin en büyük ödüllerinden biridir. Washington’da Donald Trump yönetimi, İran’a karşı takındığı tavizsiz ve sert tutumu iç kamuoyunda bir "güçlü liderlik" gösterisi olarak pazarlamakta, milliyetçi ve muhafazakar seçmen tabanını bu düşman algısı üzerinden konsolide etmektedir. Dışarıda yaratılan somut bir düşman figürü, iç siyasetteki ekonomik veya sosyal krizlerin perdelenmesinde her zaman kullanışlı bir araç olmuştur. Tahran cephesinde de durum farklı işlememektedir. Ekonomik yaptırımlar altında zorlanan İran yönetimi, Kalibaf’ın söylemlerinde de vücut bulduğu üzere, yaşanan tüm ekonomik sıkıntıların ve toplumsal huzursuzlukların faturasını doğrudan ABD baskısına kesebilmektedir. "Ulusal ve dini direniş" retoriği, halkın anti-emperyalist duygularını tetikleyerek iç siyasetteki meşruiyet krizlerini aşmanın ve toplumsal muhalefeti "vatan hainliği" potasında eritmenin en kestirme yoludur. Kalibaf’ın teslim olmayacaklarını vurgulaması, aslında iç kamuoyuna yönelik bir sadakat ve dayanıklılık çağrısıdır. Sonuç olarak, ABD ve İran arasındaki bu amansız retorik savaşı, iki ülkenin de birbirinin varlığından beslendiği simbiyotik bir ilişki modelini ortaya koymaktadır. Karşılıklı meydan okumalar ve diplomatik restler, tarafları zayıflatmaktan ziyade, statükonun korunmasını sağlayarak hem Washington hem de Tahran’daki karar alıcılara devasa siyasi ve ekonomik sermaye (servet) kazandırmaktadır. Küresel kamuoyu bu gerilimi bir savaş eşiği olarak izlerken, sahne arkasındaki bu kontrollü gerilim döngüsü, kazananı önceden belli bir stratejik ortaklığı andırmaya devam etmektedir.
  • 2 Ay Önce

Vay vay

Dostum Trump bizi seviyor, her dediğini yapıyormuşuz...
  • 2 Ay Önce

Erçelik

Hergün aynı terâne ve aynı tutarsız cümleler. [Esneme sesi...]...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23