• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

BAE'den İsrail'in uykusunu kaçıran Suriye hamlesi

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan, terör devleti İsrail'in zaman zaman kalleş saldırılarla hedef aldığı Suriye'nin Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüştü.

4 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Hey

Derin ilişkileri dikkat edelim suyun yüzeyinden bir şey anlamayız
  • 1 Gün Önce

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) pragmatik, istikrarsız ve tamamen çıkara dayalı dış politika felsefesi, sadece teorik bir analiz değil, yakın tarihin en kanlı kriz merkezlerinde somutlaşmış bir gerçektir. Abu Dabi yönetiminin müttefiklik ilişkilerini bir değerler ortaklığı olarak değil, tamamen bir alım-satım mekanizması olarak gördüğünü kanıtlayan en büyük arenalar Yemen, Libya, Sudan ve Somali olmuştur. "Eli hamur ovalar, gözü çoban kovalar" deyiminin hakkını verircesine, girdiği her coğrafyada meşruiyet ve istikrar vaatleriyle masaya oturan BAE, arka planda kendi gizli ajandasını işleterek müttefiklerini en kritik anlarda sırtından bıçaklamaktan çekinmemiştir.Yemen’de yaşananlar, BAE’nin güvenilmez ortaklık mantığının en açık vesikasıdır. 2015 yılında Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’na "meşru hükümeti koruma" sözüyle askeri olarak dahil olan BAE, sahadaki önceliklerini hızla değiştirmiştir. Meşru Yemen hükümetini desteklemek yerine, ülkeyi bölmeyi amaçlayan Güney Geçiş Konseyi (GGK) adlı ayrılıkçı milis grubu fonlamış, silahlandırmış ve kendi müttefiki olan Suudi Arabistan’ın bölge stratejisinin altını oymuştur. Stratejik limanları ve deniz yollarını ele geçirme hırsıyla hareket eden Abu Dabi, Yemen'in toprak bütünlüğünü hiçe saymış; nitekim yarattığı bu ikilik ve körüklediği ayrılıkçı isyan nedeniyle Aralık 2025'te Yemen Cumhurbaşkanlığı Konseyi tarafından savunma anlaşması iptal edilerek ülkeden adeta kovulmuştur. Suudi Arabistan ile yaşadığı bu derin stratejik çatışma, BAE’nin en yakın "kardeş" dediği aktörleri bile kendi liman ve lojistik çıkarları için feda edebileceğini göstermiştir.Libya’da ise BAE, uluslararası hukuku ve BM ambargolarını açıkça çiğneyerek darbeci general Halife Hafter’e yıllarca milyarlarca dolarlık askeri ve finansal destek sağlamıştır. Trablus'taki meşru hükümeti devirmek ve ülkeyi istikrarsızlaştırmak için her yolu mübah gören Abu Dabi, Libya halkının iradesini ve bölgesel barışı kendi siyasi İslam karşıtı ideolojik takıntılarına kurban etmiştir. Hafter’in Trablus’u ele geçirme operasyonları başarısızlığa uğrayıp sahadaki dengeler değiştiğinde ise, BAE yine karakterine yaraşır bir U dönüşü yapmıştır. Düne kadar terörist ve gayrimeşru ilan ettiği Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti ile 2026 yılında hiçbir şey olmamış gibi ekonomik ortaklık ve yatırım anlaşmaları imzalamaya başlamıştır. Bu keskin dönüş, ilkeli bir duruşun değil; mağlubiyeti parayla örtbas etme ve yeni dönemde pastadan pay kapma arayışının fütursuz bir örneğidir.Sudan krizi, BAE’nin kaynak sömürüsü ve bölgesel nüfuz uğruna bir ülkeyi nasıl topyekun bir iç savaşa ve insani felakete sürükleyebileceğini ifşa etmiştir. Resmi açıklamalarda barış ve insani yardım retoriğinin arkasına saklanan Abu Dabi, kapalı kapılar ardında Darfur'daki altın madenlerini ve stratejik kaynakları yağmalamak amacıyla Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) adlı paramiliter yapıyı el altından fonlamış ve silahlandırmıştır. Uluslararası raporlara ve Human Rights Watch gibi kuruluşların belgelerine yansıyan kanıtlara göre BAE, insani yardım kuruluşlarının amblemlerini ve sahra hastanelerini paravan olarak kullanarak HDK militanlarına insansız hava araçları ve ağır silahlar kaçırmıştır. Sudan devlet yapısını felç eden, milyonlarca insanı açlığa ve göçe mahkum eden bu müdahalecilik, BAE’nin gücü elde etmek için dost gördüğü bir ülkenin temellerine dinamit koymaktan çekinmeyeceğinin en net kanıtıdır.Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hamleleri ise BAE’nin "liman emperyalizmi" olarak adlandırılan yayılmacı ve sinsi stratejisini gözler önüne sermektedir. Devlet-i Aliyye anlayışıyla hareket eden Somali'nin merkezi hükümetini ve toprak bütünlüğünü hiçe sayarak, ayrılıkçı Somaliland ve özerk Puntland bölgeleriyle doğrudan karanlık pazarlıklara girişmiştir. Devlete ait DP World şirketi üzerinden Berbera gibi stratejik limanları tekeline almaya çalışan Abu Dabi, bu ticari kılıfın altına askeri üsler ve binalar inşa ederek Kızıldeniz koridorunu işgal etmeye yeltenmiştir. Dahası, İsrail'in Somaliland’in bağımsızlığını tanımasına zemin hazırlayarak bölgeyi Siyonist çıkarların arka bahçesi haline getirmek istemiştir. BAE'nin egemenlik haklarını açıkça ihlal eden bu kalleş eylemlerine karşı Ocak 2026'da Somali Bakanlar Kurulu tarihi bir kararla BAE ile olan tüm güvenlik, savunma ve liman işletme anlaşmalarını derhal feshetmiş ve Abu Dabi’nin askeri unsurlarını ülkeden kovmuştur.Sonuç olarak; İsrail ile imzaladığı İbrahim Anlaşmalarıyla Filistin davasını satan, Yemen’de müttefiki Suudi Arabistan’a kumpas kuran, Libya’da darbecileri parayla besleyip rüzgar dönünce çark eden, Sudan’ı altın madenleri için iç savaşa boğan ve Somali'yi parçalamak için ayrılıkçılarla iş tutan BAE, uluslararası arenada güvenilmezliğin ve istikrarsızlığın yegane aktörüdür. Abu Dabi ile müttefiklik masasına oturan her devlet, sırtını dayadığı bu güvencenin ilk virajda bir ticaret nesnesine dönüşeceğini ve BAE’nin kendi dar çıkarları uğruna en yakın dostunu bile gözünü kırpmadan satacağını bilmek zorundadır.
  • 1 Gün Önce

Vay vay

Bae israil dostu,Şara ile görüştü diye israil düşmanı mı oluyor..dostum Trump, makron,merz de görüştü israil düşmanı oldular..Orta Doğuda israil düşmanı ülke mi var iran dışında.
  • 1 Gün Önce

Orta doğuda hiçbir ülke israilin umurunda değil..

Israilin korktuğu falan fa yok..Şara da BAE da onların adamı değil mi.. Hangi Müslüman ülke israile ambargo ve yaptırım uyguluyor ki. Hepsi israille ticaret yapıyor...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23