• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı vuruldu

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı vuruldu

1 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı balistik füzelerle vurması, Ortadoğu’da dengelerin ne denli kökten sarsıldığını ve diplomatik çabaların neden tamamen boşa çıktığını gösteren bir dönüm noktasıdır. Yaşanan bu son gelişme, asimetrik savaşın yıkıcı gücünü kanıtlarken, bölgenin Suudi Arabistan için nasıl içinden çıkılmaz bir bataklığa dönüştüğünü de tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bu kördüğümü anlamak için ne Husilerin tek başına askeri kapasitesine ne de Suudi Arabistan’ın savunma sanayisine bakmak yeterlidir; asıl büyük resim, İran’ın küresel sahnede, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri karşısında elde ettiğini düşündüğü stratejik üstünlükte ve bunun yarattığı muazzam özgüven patlamasında saklıdır. Ortadoğu’da klasik diplomasi, tarafların rasyonel kayıplardan korktuğu ya da uluslararası yaptırımlardan çekindiği zeminlerde bir ihtimal sonuç verebilir. Ancak bugün karşımızda, ABD’ye karşı bölgede net bir geri adım attırmış, Washington’ın caydırıcılık duvarlarını yıkarak ona tam bir yenilgi yaşatmış olmanın gururunu taşıyan bir İran realitesi var. Tahran yönetimi, yıllardır süregelen amansız baskılara, ekonomik ambargolara ve askeri tehditlere rağmen bölgedeki nüfuz alanını daraltmadığı gibi, Washington’ın askeri olarak doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçınan temkinli duruşunu kendi lehine bir zafer olarak tescilledi. ABD'nin bölgedeki bu stratejik çekingenliği ve müttefiklerini tam anlamıyla koruyamaması, İran üzerinde adeta bir dokunulmazlık zırhı yarattı. İşte bu tarihsel kırılmanın getirdiği psikolojik üstünlük ve sınırsız özgüven, Tahran’ın vekil güçleri üzerindeki dizginleri tamamen serbest bırakmasına yol açtı. İran artık sadece savunmada kalan bir aktör değil; asimetrik hamlelerle oyunun kurallarını tek başına yazabileceğine inanan, jeopolitik bir cüretkarlık evresindedir. Bu özgüven patlamasının sahadaki en radikal uygulayıcısı olan Husiler ise klasik bir devlet refleksi göstermiyor. Kaybedecek sivil bir altyapısı, korunması gereken küresel ticaret ağları ya da uluslararası meşruiyet kaygısı olmayan ideolojik bir yapıya diplomatik baskı uygulamaya çalışmak, baştan kaybetmeye mahkum bir stratejidir. İran için Husileri silahlandırmak, Suudi Arabistan'ın milyarlarca dolarlık Amerikan menşeili hava savunma sistemlerini birkaç bin dolarlık asimetrik füzelerle bypass etmenin en ucuz, en maliyetsiz ve en etkili yoludur. Masada diplomatik müzakereler sürerken, sahada Riyad’ın kalbindeki en büyük havalimanının vurulması ve sivil uçuşların felç edilmesi, direniş ekseninin diplomasiyi bir çözüm değil, yalnızca bir zaman kazanma ve oyalama taktiği olarak gördüğünün en açık ilanıdır. Suudi Arabistan açısından bakıldığında ise durum tam bir "bataklık sendromu"dur. Riyad yönetimi, Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda ülkesini küresel bir finans, turizm ve lojistik merkezine dönüştürmek için milyarlarca dolar harcarken, yanı başındaki dağlık coğrafyadan fırlatılan füzeler bu güvenli liman imajını yerle bir ediyor. Suudi Arabistan ne kadar modern silah satın alırsa alsın, sınırındaki asimetrik ve gerilla tarzı tehdidi konvansiyonel ordusuyla yok edemiyor. Sonuç olarak, ABD’nin yaşadığı stratejik zafiyetten beslenen İran’ın bu dizginlenemez özgüveni kırılmadığı ve Husilerin asimetrik gücü masaya rasyonel bir aktör olarak oturmalarını sağlayacak bir yöntemle dengelenmediği sürece, diplomatik baskı formülleri havada kalmaya mahkumdur. Bu bataklık, taraflardan birinin kaynakları tamamen tükenene kadar bölgeyi ve küresel enerji hatlarını rehin almaya devam edecektir.
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23