Yerli Pravda 100 yaşında!
Yıl 1924!
‘Genç Cumhuriyet’in “gözde” gazetecilerinden ve CHP milletvekillerinden Yunus Nadi…
Osmanlı’nın en önemli matbaalarından biri olan ve 1915 olaylarından sonra Ermeni sahibi ülkeyi terk ettiği için sahipsiz kalan Matosyan Matbaası’na bedava denilecek sembolik bir bedelle çökerek (!) Cumhuriyet gazetesini kurdu.
Matbaa için devlete ödediği parayı dahi geri talep edecek kadar paragöz olan ve akçeli işler karşılığında yabancılara “alışılmadık biçimde kolaylık” gösteren Yunus Nadi, kurduğu gazete ile güya “Kemalist rejimin” sözcülüğüne soyundu.
Kendisini “laikliğin teminatı” olarak gören Cumhuriyet, bu uğurda; “komünizm” belasını Türkiye’ye musallat etmesinden korktuğu Nazım Hikmet’in fotoğrafını, sırf tükürsünler diye birinci sayfasına bastı.
1953 yılına kadar “CHP’nin parti bülteni” gibi yayın yapan Cumhuriyet, vatandaşın Adnan Menderes’e olan teveccühünü görerek 180 derecelik keskin bir dönüş yaptı.
Öyle ki…
Cumhuriyet gazetesi, “İstanbul’un Fethinin 500. yılı” kapsamında 1953 yılına özel “Türk İstanbul” adıyla fethi öven bir ek bastırarak takıyyenin dibine vurdu.
Size garip gelecek ama şimdilerde İslam’a ve dindar insanlara kin kusan Cumhuriyet, fetih bahanesiyle bastırdığı ekte, 211 caminin ismini tek tek saydıktan sonra önceki gün ibadete açılan “Kariye”den de “Kariye Camii” diye bahsetmekte sakınca görmedi.
Muhtemelen birileri 1960 darbesine giden süreçteki kanlı plandan bahsetmiş olmalı ki Cumhuriyet yöneticileri bir sene dolmadan yine özüne dönerek, gazeteyi katı laikçi çizgisine taşıdı.
Böylece “Türkiye’nin Pravda”sı Cumhuriyet kaldığı yerden mukaddesat karşıtlığına ve darbe goygoyculuğuna devam etti.
Özellikle 28 Şubat sürecindeki haberleriyle ve attığı «Genç subaylar tedirgin» manşetiyle vesayetin borazanlığına soyundu.
Sözde “rejim bekçiliği” adı altında dindar insanları ve seçilmiş meşru iktidarları hedef almayı alışkanlık haline getiren Cumhuriyet gazetesi, aynı tavrını AK Parti iktidarında da sürdürdü.
Ülkenin Başbakan’ı için iğrenç karikatürler çizecek kadar ileri gitti.
Yetmedi…
Kur’an ayetlerini çöpe benzetti.
Charlie Hebdo adlı lağım çukurunun, Hz. Muhammed’e yönelik iğrenç karikatürünü sayfalarına taşıdı.
2007 yılında, güya Arapça harflere benzettiği fontuyla “Tehlikenin farkında mısınız?” yazarak, 27 Nisan e-Muhtırasına giden sürecin taşlarını döşedi.
Akabinde, şimdilerde “gömütünde” sura üflenmesini bekleyen eski Genel Yayın Yönetmenleri, “Anayasayı ortadan kaldırmak” suçlamasıyla gözaltına alındı ve günlerce sorgulandı.
Bir sonraki Genel Yayın Yönetmenleri ise “casusluk” suçlamasıyla firar etti.
O, Alman koltuğunda, Amerikan bayrağına sarılıp uyurken, gazetenin Siyaset Kulisi köşesinde “trol gazeteciliğinden kurtulduk” itirafları yapıldı.
“İrtica” bahanesiyle Müslümanları hedef alan Cumhuriyet, sıra teröristlere geldiğinde ise sevgi pıtırcığına dönüştü.
İmam Hatipli Cumhuriyet savcısını katleden teröristlerin, “mecbur kaldığımız bir eylem” sözlerini manşet yaparak, canileri aklamaya çalıştı.
FETÖ’cü savcı Celal Kara’nın, hükümete yönelik darbe operasyonunu anlattığı röportajı yayınlamaktan çekinmedi.
Türkiye’nin ilk sivil darbe girişimi olan Gezi’nin vandallarını kolladı.
Bir yandan dindar insanların mukaddes değerlerine saldıran Cumhuriyet, diğer yandan kasasını doldurmak için olmadık işlere kalkışmayı da ihmal etmedi.
1978’de, İskenderun limanında yaşanan bir silah kaçakçılığına adı karışan ve Türkiye aleyhine yurtdışında faaliyet gösteren ASALA gibi Ermeni terör örgütlerinin uzantısı olan Overco firmasını, 13 Nisan 1981 tarihli manşet haberiyle aklayarak, firmanın açıklamasına manşetinde yer verdi.
2008 yılında, dönemin CHP’li Ankara Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’a ait bir ses kaydında, Cumhuriyet’in fonlandığına yönelik iddialar yer aldı.
“Yamyamları doyuramıyorum” diye yakınan CHP’li Eryılmaz, açık açık “Cumhuriyet’e büyük desteğimiz oluyor. Bak şimdi Balbay’a (Dönemin Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay) neredeyse 1-1,5 aydır ödeyeceğiz. 100 milyar ödememiz lazım” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet gazetesinin isim hakkını elinde bulunduran Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyelerinin, bağış ve yardımlardan elde edilen gelirlerden aldıkları ballı “huzur hakları” çokça konuşuldu.
Yazdığı yalanlar yüzünden “tekzip bültenine” dönen Cumhuriyet, son olarak çikolata kutusu içinde gelen rüşvet paraları karşılığında haberler yapmaktan mahkemelik oldu.
Buna rağmen ne zaman köşeye sıkışsa, “Cumhuriyet bir Kuvayı Milliye kuruluşudur” diyerek, kendisini aklamayı bildi.
Her türlü rezalete karşın bugünlere gelmeyi başaran Cumhuriyet, şimdilerde 100’cü yaşını kutluyor.
Cumhuriyet gazetesinin 100. yaşını bahane eden İmamoğlu yönetimi, bu kapsamda içinde tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan İBB bütçesiyle, tüm yıla yayılacak bir program dizisi başlatırken…
Dün de Cumhuriyet gazetesi manşetine, “Aydınlanmanın Kalesi 100 Yaşında” ifadelerini kullanmış. İlgili haberde Cumhuriyet’in şimdiki Genel Yayın Yönetmeni Mine Esen, “Biz doğruları yazmaktan vazgeçmeyiz. Yaşasın Cumhuriyet” demiş…
Bence de Cumhuriyet yaşamalı!..
Yaşasın ki genç nesil Cumhuriyet’in gerçek yüzünü bizzat kendi gözleriyle görsün!