Yanlış anlamak için tetikte bekleyene doğruyu anlatamazsın
Gerçekten de öyle değil mi? Bir insan sizi anlamak, ya da ortada olan bir konu üzerinde anlatılanı veya gerçekte olanı görmek, araştırmak yerine kendi kafasından geçenlere adapte olup hareket ediyor ve ona göre de kararlar alıyorsa; hiç yorulmayın gerçekleri anlatmaya çalışmak için. O kafa taş veya duvar benzeri bir yapıdır. Hem de su ve ses geçirmez!
Öncelikle; her kim hazinenin, kamunun yani senin benim parama, malıma hak etmediği halde el uzatıyorsa, o elin kırılması yani cezalandırılması gerekir. Çünkü bu iki kişi arasındaki bir alacak verecek meselesi değil; bu ülkede yaşayan herkesin hak gaspıdır.
Öyle büyük ve caydırıcı cezalar olmalı ki; hiç kimsenin değil el uzatmak, aklından bile geçmemeli. Hem de; en alt kademedeki kamu personelinden başlayarak en üst makamda olanlar dahil olmak üzere ve diğer tüm vatandaşlar. Kişiliğine, konumuna, partisine bakılmaksızın yargılanıp hesap sorulmasından yanayım. Ki; kimse sırtını bir yerlere dayayıp bu işlere tevessül etmesin.
Sözü, son İBB soruşturmasında ortaya çıkan rakamlara göre asrın Belediye vurgunu olarak nitelendirilen ve bu kapsamda tutuklanan kamu görevlilerine getireceğim.
Fakat; yargılanıp aklanmadan veya ceza almadan da hiç kimseyi suçlamıyoruz. Hele bir yargılanma sürecini görelim..
CHP’li İmamoğlu dönemiyle beraber, bütçesi bir küçük devlet kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle ilgili olarak birçok yolsuzluk, usulsüzlük iddiaları basına yansıdı. Öyle ki; halka hizmetleriyle gündemi gelmesi gereken bir metropol kent Belediye Başkanı ve bazı çalışanlar hakkında akıllara durgunluk verecek astronomik rakamlar konuşulmaya başlandı.
Elbette yargı bu gelişmelere kayıtsız kalamazdı ve harekete geçerek Başkan dahil bir çok kişiyi gözaltına alarak hesap sormak üzere harekete geçti. Tabi ki elde kuvvetli deliller olmasa böylesi bir operasyon için harekete geçilemezdi.
Öylesine pervasız, pişkin, kibirli, ulaşılamaz, erişilemez, hesap sorulamaz havasına girmişti ki; Valisinden, Savcısından, Seçim Kurullarından, siyasilerden sataşmadığı, parmak sallamadığı kimse kalmamıştı ülkede. Belli ki; seçmen desteğinden ziyade güvendiği, arkasını dayadığı güçler vardı.
Tek elden düğmeye basılmış gibi CHP’lilerin, öğrencilerin, sözde sanatçıların, beslediği basının daha ilk andan itibaren mübarek Ramazan ayı felân saymayarak yaygara koparıp sahaya inmeleri, aklama/paklama gayretleri, güvenlik güçlerine saldırmalar, yargıya parmak sallamalar…
N’oluyoruz kardeşim? Panik atak geçirmenin lüzumu yok. Yargılanmaktan ancak suçlular
korkar! Hep beraber yargılanma sonucu bekleyelim medeni insanlar gibi. Üstelik, sahip çıktığınız kişi mağdur felân değil; mağdur etmiş. Buna kör ve sağır olsanız da..
Yok geleceğin Cumhurbaşkanı olacağı için önü kesiliyormuş da.. Hem, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarında ısrar niye ki?.. Ne yani; Genel Başkanınız Özgür Özel’in başı kel mi?!?.. O makama lâyık değil mi? Bakın hem de Lise mezunu olmayıp, Eczacılık Fakültesi mezunu kendileri. Sesi cazgır sesi, tavrı militan gibi!
Gezi olaylarında mesele ağaç olmadığı gibi bu olayda da mesele Ekrem felân değil. Ak Parti ve daha da önemlisi RTE gitsin. Sizi kullanan güç öyle istiyor, ama farkında bile değilsiniz.
Dünyada bindiği gemiyi batırmaya çalışan böylesi mankurtlaşmış -milli kimlikten uzaklaşan, içinde bulunduğu topluma yabancılaşan bilinçsiz- bir kitle var mı acaba?..