• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Unutulan farz: Emri bi’l-maruf nehyi ani’l-münker İyiliği emretmek, kötülükten men etmek!

23 Ağustos 2013
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]
“Emri bi’l-maruf, nehyi ani’l-münker” vazifesi varlığın yaratılış gayesine götüren bir yoldur. Peygamber Efendimiz’in gönderiliş gayesi ise tebliğdir. Tebliğin özü de, “emri bi’l-maruf, nehyi ani’l-münker”dir. İyiliği emredip kötülükten vazgeçirme, her Müslüman’ın yapması gerekli olan bir vazifedir. İyiliği emredip yaymak, kötülüğe karşı koyup onu engellemek, İslâm’ın Müslümanlara yüklediği en önemli görevlerden biridir. Hatta İslâm toplumunun en belirgin vasfı iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymaktır, dense mübalağa edilmiş olmaz. Zira bizzat Allah Kur’an-ı Kerim’de Müslümanların bu özellikte bir toplum oluşturmasını onlardan istemekte ve şöyle buyurmaktadır:
“Sizden hayra ve iyiliğe davet eden, iyiliği emredip kötülüklere engel olan bir toplum oluşsun. İşte kurtuluşa erenler de onlardır” (3, 104). Bir başka ayette “Siz insanlık için (tarih sahnesine) çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder kötülüğü yasaklarsınız/engellersiniz.” (3, 110) buyurmuş ve İslâm toplumunun en hayırlı ümmet oluşunun, iyiliğin emredilmesi şartına bağlı olduğunu açıkça ifade etmiştir. Yine başka bir âyette, mü’min erkek ve kadınların özellikleri sayılırken emri bi’l-maruf nehyi ani’l-münker, namaz ve zekatla birlikte, hatta onlardan önce zikredilir: “İman eden erkekler ve kadınlar birbirlerinin velisidirler. İyi ve doğru olanı emreder, kötü ve yanlış olandan alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah azizdir, hakimdir.” (9 Tevbe, 71. Âyet)
“Ya marufu emredip münkerden nehyedersiniz, ya da Allah sizin başınıza en şerlilerinizi musallat eder; sonra da ne büyüklerinize saygı gösterilir, ne de küçüklerinize merhamet edilir. O zaman en hayırlılarınız dua eder de kabul edilmez; istiğfar edersiniz, mağfiret olunmazsınız; yardım istersiniz de yardım gelmez” ve “Ademoğlunun bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir; ancak marufu emir, münkeri nehiy ve Allah’ı zikir müstesna” hadisleri bunlardan sadece birkaçıdır.
İslâm dünyası Allah’ın bu emrini yerine getirdiği sürece ayakta kalmaya devam etmiş, bu konuda ihmalkâr davrandığında ise gerek İslâm toplumlarının sosyal yapıları, gerek İslâm ümmetinin genel yapısı bozulmaya ve çökmeye yüz tutmuştur. Günümüzde hem İslâm dünyasının sosyal yapı bakımından bir bozulmaya yüz tuttuğu; hem de küresel ölçekte dünya düzeninin ve insanlık ailesinin, adaletsizlik, zulüm, emperyalizm, sömürü, katliam, tabii kaynakların talan edilmesi, maddi-manevi çevre felaketleri, fakirlik, açlık, kıtlık, kan ve gözyaşı altında kıvrandığı müşahede edilmektedir. Şüphesiz bu kaosu, bu düzensizlik düzenini, başı boşluğu durdurmak isteyen bir ferdin, Allah’ın ve peygamberinin iyiliğin emredilmesi, kötülüğe mani olunması yolundaki emirlerini uygulamaktan başka bir çaresi yoktur. Aksi takdirde, Allah’ın çeşitli şekillerde tezahür eden azabının bütün Müslümanları (hatta bütün insanlığı) kuşatması kaçınılmazdır.
Nitekim günümüzdeki gelişmeler bu tehlikenin pek de uzak olmadığını göstermektedir. Kaldı ki, bir rivayette Peygamberimizin “İnsanlar kötülüğü görüp de ona engel olmazlarsa, Allah’ın azabıyla onları kuşatması yakındır” sözleriyle işaret ettiği azabın, mutlaka gökten taş yağması şeklinde bir azap olması gerekmez. Salih Peygamberin kavminin imtihan aracı kılınan husus, ‘deveyi kesme’sinde görülür. Kur’an-ı Kerim “Onu kestiler fakat pişman oldular” buyuruyor. Aslında deveyi kesen bir kişidir. Ama âyette suçlanan, bu olaya seyirci kalan toplumun tamamıdır. Bela da sadece bu işi yapanı değil, bu işe sessiz kalan, diğer bir ifade ile ‘emri bi’l-marufu, nehyi ani’l-münker’i yapmayıp bu fiile sessiz kalan bütün toplumu kuşatmıştır.
Emri bi’l-marufu, nehyi ani’l-münkeri ihmal etme sebepleri şu şekilde sıralanabilir:
Dünya sevgisini öne çıkarıp malının makamının elinden gitmesinden korkup, bu imkânın gidebileceği mülahazasıyla hiçbir şeye karışmayan, sessiz kalan ‘nemelazımcı’ insanlar.
Aralarındaki dostluk ve iyiliğin etkisinde kalarak sessizliğe bürünenler. Sessiz kalmasının, insanlar tarafından daha çok sevilmesini sağlayacağını düşünenler. Din konusunu, ilgilenilmesi gerekmeyecek kadar basit gören kibirliler.
Kendisini (güya) ibadete adadığı için çevresinde olup bitenlerden haberdar olmayanlar.
Peygamberimiz, kötülere karşı, haramları aleni işleyenlere karşı, mücadelede şu kuralı koymuştur: “Onlarla kim eliyle cihad ederse o mü’mindir. Onlarla diliyle mücadele eden mü’mindir. Onlarla kalbiyle cihad eden mü’mindir. Bundan sonra imandan hardal tanesi kadar bile yoktur.”
Şahsın kendini muhafaza etmesi, başkalarını korumasıyla çok yakından irtibatlıdır. İnsan sosyal bir varlık olduğu için, etkiler ve etkilenir. İnsanı şekillendiren çevredir, çevreyi şekillendiren de insan. Nitekim İmam-ı Gazali de ‘İnsan çevrenin mahsulüdür’ der. Bir toplumun en hareketli, en canlı, en gayretli kısmını iyiler değil de kötüler teşkil ediyorsa, bu o toplumun yavaş yavaş intiharı demektir.
Dinimiz, iyiliği emri, kötülükten nehyi, bu çok önemli meseleyi tesadüfe bırakmamış, mü’minlerin üzerine terettüp eden en önemli bir ibadet olarak görmüştür. Tıpkı namaz gibi, oruç, hacc, zekat gibi...

‘Korkarım ki toprak
beni kabul etmez!’
Sırrı Sekati Hazretleri bir gün sohbette talebelerine: “Otuz sene önce dediğim bir ‘Elhamdülillah’ yüzünden, otuz senedir tevbe istiğfar ediyorum” deyince, talebeler şaşırdı:
“Efendim bu nasıl olur? Hiç Elhamdülillah demekle insan tövbe eder mi? Sebebi, hikmeti nedir Efendim?” diye sordular.
Şöyle anlattı:
“Dükkânların bulunduğu çarşıda yangın çıkmış, bütün işyerleri; terlikçiler, örücüler, elbiseciler, tatlıcılar, baharatçılar neredeyse tamamen yanmıştı. Bu durumu bana gelip haber verdiklerinde, ‘Senin dükkâna bir şey olmamış’ dediler. Ben de gayri ihtiyari; ‘Elhamdülillah’ demiştim.
Sonra kendi kendime: ‘Din kardeşlerinin malı, mülkü yansın, seninki kurtuldu diye hamd et, bu nasıl Müslümanlık?’ diyerek çok üzüldüm, ağlayıp çok tevbe ettim.
İşyerleri yanan din kardeşlerime benzemek için, dükkânımdaki bütün malları fakir fukaraya dağıttım. Otuz senedir de tevbe ediyorum, hâlâ vicdan azabından kurtulamadım. Ben ölünce beni ıssız bir yere gömün, korkarım ki toprak beni kabul etmez, dostlarım arasında utanırım...”
Vahyin Dilinden
“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nîmetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nîmeti sâyesinde kardeşler olmuştunuz…”
3 Âl-i İmrân, 103. Âyet

Allah
Rasulü’nden
Peygamberimiz buyuruyorlar ki:
“Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”
Buhârî
(Hz. Peygamber bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi. Peygamberimiz, mü’minlerin birbirlerine yardımcı olmalarını, aralarında yardımlaşmalarını, bir binanın unsurlarının birbirini sımsıkı tutması, kenetlenmesi haline benzetmiştir. Böyle bir bina sağlam ve dayanıklı olur. Aksi takdirde ayakta duramaz, yıkılır. Şayet Müslümanlar birbirlerine yardımcı olmaz, birlik ve beraberlik içinde bulunmaz, birbirlerine sımsıkı kenetlenmezlerse, güçlerini ve kuvvetlerini kaybeder, ayakta duramaz, yıkılırlar. Nitekim, İslâm tarihi, bunun hem müsbet, hem de menfi tecrübeleriyle doludur.)

Günün Sözü
“Diken ekerek gül yetiştirme isteği, Allah’ın nizamına aykırıdır, sonuçsuz kalır.” - İbni Sina
Toprağın altında
en fazla ne var?
Behlül Dânâ Hazretleri, Halife Harun Reşid’e sordu: “Toprağın altında en fazla ne var?” “Bunu bilemeyecek ne var Behlül, ölü var tabii.”
“Hayır Sultanım, yerin altında ölüler değil feryatlar var:
İman ile gidenler, niye daha çok çalışmadık, niye daha çok ibadet etmedik” diye, iman ile gidip günahkâr olanlar da niye bu günahları işledik’ diye, ‘Kâfirler ise neden küfre sebep olacak işler yaptık’ diye herkesin feryadını bastırarak, feryat ederler.
İnsanın ahiret hayatı, ölümü ile başlar. Kabirdekilerin feryatlarını insanlar ve cinler dışında herkes duyar.”
Sevgili Peygamber Efendimiz:
“Eğer hayvanlar, ölümden sonra insanların başına gelecek olan dehşetli anı bilecek olsaydılar, deri kemik kalacakları için, yiyecek et bulamazdınız...” buyurdu.
Ama insanlar bildikleri hâlde gaflet içindeler.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23