--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ulemanın sorumluluğu

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

İmam-ı Gazali Hazretleri, halkın fesadının ulemanın fesada gitmesinden kaynaklandığına dikkat çekmekte ve ulemanın özellikle mal ve makam hırsıyla fesada düştüklerini, bu tür ulemanın halk üzerinde etkisinin kalmayacağını belirtir. Aile reisi kendi ailesinden, devlet başkanı idaresi altındakileri yönetmekten sorumlu olduğu gibi, ulemada yaşadıkları toplumda baş gösteren günah, isyan ve cehaletten sorumludurlar. Onların hayatı, sorumluluklarla doludur. Misyonları hayata uymak değil, hayatı imkanları nispetinde gerçek ve realiteye uydurmaktır.

Toplumumuzun içinde bulunduğu durumdan en çok ızdırab duyması gereken zümre, ulemadır. Yani, âlimler, âlimeler, bilginler, muallimler (öğretmenler) mürebbiler (eğitimciler) vs. Çare de, çaresizlik de âlimlerdir.

Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası Kitabında ulemanın sorumluluğunu şöyle ifade ederdi: “Bir memlekette ticaret ve alışveriş tarzı bozuksa bundan muallim mesuldür. Siyaset, milli tarihin çizdiği yoldan ayrılmış, milletin tarihi karakterini kaybetmişse bundan mesul olan yine muallimdir. Gençlik, avare ve davasız, aileler otoritesizse, bundan muallim sorumlu olacak. Memurlar rüşvetçi, mesul makamlar iltimasçı iseler muallimin utanması icap eder. Din hayatı, bir rüya veya taklit merasimi haline gelerek vicdanlar sahipsiz ve sultansız kalmışsa bunun da mesulü muallimlerdir. Yüreklerin merhametsizliğinden, hislerin bayağılığından ve iradelerin gevşekliğinden bir mesul aranırsa o da muallimdir. Alim bir sanatkardır, kullanıcısı değil sanatkarıdır, seyircisi değil, aktördür. O, geçeceği yol bütün engellerle örtülü olduğu halde buna tahammül etmesini bilen ve seven idealisttir. Bütün engellere tahammül edebilir. O, tahammülsüzlüğün bittiği yerde, davanın da biteceğinin farkında olur. Herhangi bir hata görse onu nefsinden bilir. Muallimlik sevgi işidir. Herkes gibi sevinip, eğlenmeye “bizim bildiklerimiz manidir” der. O, hepimizin her an muhtaç olduğu doktordur. İman ve anlayış vasıtaları ile bizi tedavi eder. Peygamberler en büyük ruh doktorlarıdır.” 

Hasan el Benna ulemanın sorumluluğunu şöyle dile getirir: “Ey Ulema! Ortalıkta mülhid, inkârcı ve onları besleyen basın cirit atıyorsa, bu sizin hareketsizliğinizdendir. Uyanırsanız onlar inlerine çekilecektir” der. 

İmam-ı Rabbani Hazretleri de: “Eyvah, ne büyük musibet, ne büyük felaket! Alemlerin sevgilisi Peygamberimizin mensupları zelil, zayıf ve hakirdir. Risaletini inkar edenler ise güçlü ve pervasızdır. Müslümanlar inlerken, inkarcılar inançlarıyla istihza etmektedirler. Hidayet güneşi battı” diye feryat eder.

İmam-ı Gazali Hazretleri, halkın fesadının ulemanın fesada gitmesinden kaynaklandığına dikkat çekmekte ve ulemanın özellikle mal ve makam hırsıyla fesada düştüklerini, bu tür ulemanın halk üzerinde etkisinin kalmayacağını belirtir. 

Aile reisi kendi ailesinden, devlet başkanı idaresi altındakileri yönetmekten sorumlu olduğu gibi, ulemada yaşadıkları toplumda baş gösteren günah, isyan ve cehaletten sorumludurlar. Onların hayatı, sorumluluklarla doludur. Misyonları hayata uymak değil, hayatı imkanları nispetinde gerçek ve realiteye uydurmaktır.

Ulema, toplumda başa, toplumda gövdeye benzetilmiştir. Gövdenin başsız olması mümkün olmadığı gibi, başın da gövdesiz kalması mümkün değildir. Ulemanın en önemli misyonu İslam’ı gerçek anlamıyla kitlelere ulaştırmaktır. Ulema, hekimler gibidir. Her âlim çevresinde irşad görevini üstlenmeli, iyiliği emredip kötülükten sakındırmalıdır. Halka dini öğretmeli, sünnet ile bidatı birbirinden ayıracak biçimde dini sunmalı, faydalı ve zararlı konularda kendini ikaz etmelidirler.

Ulema, ecel ve rızkın da yalnız Allah’ın elinde olduğuna iman edip insanlara öğretmeye çalışmalıdır. Bütün Peygamberlerin hitabı: “Dâvet ve tebliğime mukabil sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız Âlemlerin Rabbine aittir.” Peygamberlerin varislerinin de bu âyetler ışığında hareket etmesi gerekmez mi? Makam, mevki, şan, şöhret, para, kısaca ‘dünyevileşme belası’ insanımızı çürüttüğü gibi, âlimlerimizi de çürüttü.

Ulemanın korkacağı herhangi bir durum söz konusu olmamalıdır. Suç ve günah işleyenlerin ulemadan korkmaları gerekir, ulemanın onlardan değil. Ulema, insanları iman etmeye, ibadet etmeye, kardeşlik ve hürriyete davet etmelidir.

İbni Cevzi, ulemanın susmasının caiz olmadığını şöyle ifade eder, “Cahil, cehaletini öne sürerek, alim de (insanların bozulduğunu bahane edip) inzivaya çekilirse, halk bu durumda ne yapabilir?” 

Alimin sorumluluğunu Amerika’da yeni Müslüman olan biri, Müslümanların bulunduğu topluma gelip hazır olanlara şöyle haykırır: “Selamün Aleyküm ey zalimler! Evet sizler zalim olmasaydınız, benim bu yaşa kadar inkar ve isyan içinde kalmama mahal bırakmadan daha önce İslam’la tanışmamı sağlayacaktınız.” Bu Amerikalı, Müslümanların irşad ve tebliğ vecibelerini hakkıyla yerine getirmediğine dikkat çekmektedir. Kendisine daha önce İslam mesajı ulaştırılsaydı, daha erken İslam’la müşerref olacaktı.

Kötülükleri değiştirmek ulemanın başta gelen özelliklerindendir. Ulema, her münasebetle bunu söylüyor ve hiçbir kınamacının kınamasından korkmadan bu vazifeyi yerine getiriyordu. Selçuklu Sultanı Atabek Tağtekin ulemadan birini ihtisab yani iyiliği emredip, kötülükten sakındırma görevine tayin eder. Alim, “O halde bu işe senden başlayalım. Şu üzerinde oturduğun minder ile yaslandığın yastığın ikisi de ipektendir, yüzüğün de altındandır. Peygamberimiz ikisini de erkeklere haram kılmıştır. Derhal bunları bırak”  Bunun üzerine Sultan peki deyip yerinden kalkarak alimin bu ikazına itaat etmiştir. 

Bu bahsi üstad Sezai Karakoç’un şu tespitiyle bitirelim: “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. 

Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulmayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulmayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulmayacaklar.”

Alimler, Müslümanları uyandırmaya, Batı’nın her istediğine evet dememeye zilletten izzete, ümitsizlikten ümide, taklit ve taassuptan tahkik ve araştırmaya, hurafe ve bidatlardan sahih akideye davet ediyorlardı. (Devam edeceğiz İnşaallah…)

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle