Sahabe bakışı ile HAYATIMIZ
Müslüman hayatının kaynağının vahiy, vahyi de hayata taşıyanın Peygamber Efendimiz olduğu, ruh üfleyici olarak, durağan, donuklaşan ‘İslami Hayatı’ canlı tutup, kirlenip, paslanmasına mani olup ihya edenin de gürül gürül akan bir ırmağa dönüştürenin de O’nun Sünnet-i Seniyyesi’ olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Şayet bugün Müslüman hayatı donmuşsa, bunun en temel sebebi, Sünnet-i Seniyye ile irtibatın kopmuş olmasıdır.
Mü’minler olarak bugün en büyük sıkıntımız, amellerimizi Kur’an ve Sünnete arz etmememiz. Diğer bir ifade ile âyet ve hadis merkezli bir İslâm anlayışından uzaklaşmamız. Buna ilave olarak da son zamanlarda sahabe-i ikramı, tâbiini ve o izi süren mezheb ve müctehid imamlarımızı pek kaale almayan bir anlayış ve düşüncenin gittikçe yaygın hale gelmesi. Hiç zahmet çekmeden arama motorlarından ulaşılan bilgi ve kültürlerin ‘ilim muamelesi’ görmesi. Yahut ilim zannedilmesi. Okunan mealin, Kur’an-ı Kerim ile aynı okuma olarak değerlendirilmesi. Lüzumsuz tartışmalar da işin cabası. Buna ilim meclislerinde konuşulması gereken meselelerin ulu orta konuşulup kafa karışıklığına sebebiyet verilmesi, Sünnetin bir ‘hayat tarzı’ olarak görülmemesini de ayrıca bir dert olarak ele alabilirsiniz. Müslüman hayatının kaynağının vahiy, vahyi de hayata taşıyanın Peygamber Efendimiz olduğu, ruh üfleyici olarak, durağan, donuklaşan ‘İslami Hayatı’ canlı tutup, kirlenip, paslanmasına mani olup ihya edenin de gürül gürül akan bir ırmağa dönüştürenin de O’nun Sünnet-i Seniyyesi’ olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Şayet bugün Müslüman hayatı donmuşsa, bunun en temel sebebi, Sünnet-i Seniyye ile irtibatın kopmuş olmasıdır.
Dinimizin bir bütün olarak alınmayıp, parçalara bölünüp herkesin kendi ‘parça yaşayışı’nı ‘bütünü yaşama’ zannetmesi. Kimi ibadeti, kimi ahlakı, kimi tesettürü, kimi muamelatı, vs. Halbuki dinimiz İslâm, bütün bunları muhtevi (içine alan) bir dindir. O dinin Peygamberi de bizler için üsve-i hasenedir. (güzel örnektir.) Kur’an’ın uygulayıcısı, pratiğidir. Allah onu “izlememizi” emretti. Çünkü o yeryüzünde iz bırakan, yerde yürüyen bir “insan” idi. Allah zatını izlememizi bunun için emretmedi. Zatına olan sevgimizi, Elçi’sini izleyerek isbat etmemizi emretti: “De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız, beni izleyin ki Allah da sizi sevsin; günahlarınızı mağfiret etsin.” Kur’an-ı Kerim’de “sizler için Allah’ın Resulünde güzel örnek(ler) vardır (33 el-Ahzab, 21) buyrularak ümmetin uyması gereken şahsı belirlemiş ve peygambere uymanın güzelliğinden söz edilmiştir. Peygamber’e iman eden her bir mü’min için Rasulullah’a teslim olmak, gösterdiği yoldan gitmek, öğrettiği ibadetleri eksiksiz yapmak, imanına şüphe ve yanlışlıklar katmamak, saf ve temiz bir imanla, mükemmel bir ahlak ile imanının gereklerini yerine getirmek bir görev ve fazilettir.
Bu söylediklerimizi Hz. Ömer üzerinden açıklamaya çalışalım. Ashabın büyüklerinden Hz. Ömer bin Hattab (r.a) Resûlullah Efendimizi nasıl örnek aldığını tahlil ederek, örnek almanın ve örnek olmanın içeriğini öğrenebiliriz.
l Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği din, sadece namaz ve hac gibi ibadetleri emreden, içkiyi yasaklayan bir din değildi. Hayat neredeyse orada bir hükmü bulunan, insanı hiçbir şekilde kendi başına bırakmayan din İslam dinidir. Gerek sahabeyi ikram, gerekse Hz. Ömer her şeyden önce Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme bu gözle baktı.
l Önce bakarken şaşı bakmadı. Resûlullah Efendimiz de kendisini tam tanıttı. Tavizsiz ve eksiksiz bir tanıtım yaptı. Mevsimlik değişiklikler göstermedi.
l Hz. Ömer’in hayatında Kur’an her şeydi. Onu öyle büyüttü ki gözünde, hadis okumayı bile neredeyse yasaklayacaktı. Resûlullah Efendimiz gelirken Kur’an getirdi, Ömer de O’nun gelişindeki ana maksadı yakaladı. Kur’an’la başlayan ve süren bir hayat yaşadı, yaşatmaya çalıştı. Zaten hidayetine de Kur’an-ı Kerim’i dinlemesi vesile olmuştu. Taha suresinin ilk âyetleri katil olacak Ömer’i aşere-i mübeşşereden yapacaktı.
lAshabın arasında ‘Neden? Niçin?’ sorusunu en çok soranlardan biri Ömer’di. Hem Peygamberimizin sağlığında benzer soruları sordu, hem ölümünden sonra. Ama bunun yanında ‘körü körüne’ denebilecek teslimiyetlerde de onun isminin öne çıktığını görüyoruz. Hacerulesved’i öperken onun bir taş olduğunu, Resûlullah Efendimizi öperken gördüğü için sadece onu öptüğünü söylediğinde bu idraki nasıl yakaladığını anlamış oluyoruz. Soru sorulabilecek yerlerde soruyor, teslimiyet gerektiren yerlerde ise tam teslim oluyor. Arkadaşları bile onun nerede nasıl tavır koyacağını çok iyi biliyorlardı. Abdullah bin Mesut sahabeleri görenlerin (tâbiinin) bulunduğu bir mecliste, ilmî, dine dair hassas meselelerin konuşulduğunu görünce demiş ki: “Bakın Ömer zamanında böyle şeyler konuşulsa, Ömer, ‘ne cevap vereceğim’ diye Bedir ashabını toplardı. Siz, maşaallah her cevabı veriyorsunuz. Bu ne cüret…” Abdullah b. Mesud bir de günümüzdeki lüzumsuz tartışmaları görseydi ne derdi acaba? Herhalde Ömer’in elinde sopayla bunları kovalayacağını söylerdi.
lHz. Ömer’in Peygamberimizin aile hayatına, yolculuklarına, ibadetine, ticaretine, savaşlarına ait pek çok alanda onunla beraberliği vardı. Ömer’i Ömer yapan meziyetlere baktığımızda, Peygamberimizi her alanda taklit etmeye çalışırken görüyoruz. Gece ibadetini örnek alıp cihadını ihmal ederken, ticari faaliyetini taklit edip ahlâkını ihmal ederken görmüyoruz. Peygamberine bir bütün olarak sarıldığını hem söylüyor, hem gösteriyor, hem yaşıyordu.
lGerek Ömer’de ve gerekse diğer sahabilerde şu nokta dikkatimizi çekmektedir. Bütün sahabiler, kalpleriyle/beyinleriyle (niyet-düşünce ve amelleriyle) Peygamberimizin izini sürdüler. ‘Ama ve fakat, ancak’ kelimelerine yer açmadılar. Canlarıyla ve mallarıyla, Resûlullahın peşinde oldular. O’nu kâmilen izlemek için uğraşmışlardır. Öyle ki nazil olan her âyeti kendilerine iniyormuşçasına ona kafa yorup nefis muhasebesi yaptılar. Hz. Ömer ile alakalı olarak sadece Bakara suresini uzun müddet bitiremediği ifade edilir.
l Resûlullah, yürüyen bir Kur’an’dı. Onlar da O’nu taklit etmeye çalıştılar; ancak tam bir yürüyen Kur’an olabildiklerini de iddia etmediler. ‘efdaliyet (üstünlük) hastalığı’na bulaşmadılar. Kimi şecaatte iyi bir örnek oldu, kimi ilimde, kimi ahlâkta, kimi ailevi münasebetlerde daha öne çıktı. Hepsi dinin tamamını hayat tarzı olarak gördü hayatın içinde bir Peygamberin hayatın içinde bir din getirdiğini ve hayatımıza müdahil bir dinimiz olduğu gerçeğini de bizlere kadar ulaştırdılar. (Allah hepsinden razı olsun.
Kur’an-ı Kerim’de “sizler için Allah’ın Resulünde güzel örnek(ler) vardır (33 el-Ahzab, 21) buyrularak ümmetin uyması gereken şahsı belirlemiş ve peygambere uymanın güzelliğinden söz edilmiştir. Peygamber’e iman eden her bir mü’min için Rasulullah’a teslim olmak, gösterdiği yoldan gitmek, öğrettiği ibadetleri eksiksiz yapmak, imanına şüphe ve yanlışlıklar katmamak, saf ve temiz bir imanla, mükemmel bir ahlak ile imanının gereklerini yerine getirmek bir görev ve fazilettir.







