• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Reis etrafını saran bu kuşatmadan kurtulmalı!

22 Mayıs 2024
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

 

Günler, gün olmaktan çıktı. Kendi kutsalları verilmeyince her kurtlanan (kutlanan) gün verilmeyen kutsalın yerini aldı. 

29 Ekim’den 10 Kasım’a, 23 Nisan’dan 19 Mayıs’a hep verilmeyen kutsalın yerini bu günlere kutsallık yüklenerek bu günlere gelindi. Son yaşanan 19 Mayıs! İstanbul’da yaşayanlar; Metro, tramvay, Marmaray’da beyin yıkar, zihin işgaline maruz bırakılır tarzda ‘Ulu önderli söylemler’le yapılan yolculuklar. Öylesine zihin işgaline uğramışız ki bana hep şu sözü hatırlatıyor. “Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâket; başına ne geldiğini bilememesidir. Daha kötüsü, bilemediğini de bilememesidir.” 

Allah’ın dışında bir ilah gibi, doğrusu doğru, yanlışı yanlış sayılan, kendisinde ‘değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ hükmü de rejim hâline getirilmişse bizlere biçilen rol de uşaklık! İradesi elinden alınan, robotlaştırılan Batı uşaklığı!

Devletin kurucu değerleri laik değil İslâmî değerlerdi. İstiklal mücadelesi laik değerlerle ve ilkelerle değil İslâmî değerlerle ve ilkelerle verilmişti. İslâmî mücadele ilkeleri üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti, zamanla laik bir devlete dönüştürüldü. Ülke de tarihsiz, köksüz hafıza kaybına uğramış/uğratılmış topluma dönüştürüldü. 

Selçuklu-Osmanlı devamı olduğumuzu inkâr bizi nereye götüreceği hiç düşünülür mü? Bir devlet kurulurken mâziyi, ecdadı kötülemekle ne elde edilir? Osmanlı imparatorluk değil, Devleti Âliye idi. 

Türkiye Cumhuriyeti; fiilen 23 Nisan 1920’de kuruldu. Meclis değil devletin kurulduğu hiç bilinmesin mi? Bu kuruluşun; Kur’ân-ı Kerîm’le, Buhari-i Şerîf hatimleri’yle, kurbanlar kesilerek tekbirler getirilerek gerçekleştirildiği hatırlanmayacak mı?

Bu Meclis gerek törenleri, gerek gündemleri, gerekse mebuslarının kahir ekseriyetinin hocalardan, âlimlerden, toplumun İslâmî kurumlarının ve oluşumlarının önde gelen isimlerinden oluşmasıyla İslâmî bir meclis değil miydi? Bu devlet, 1928 yılına kadar, Anayasa’nın 2. maddesindeki “devletin dini, din-i İslâm’dır” ibaresi çıkarılana kadar İslâm devleti olarak kurulmamış mıydı? Hilafetin olmasıyla bütün Müslümanlar İstiklâl Harbi için yardım etmediler mi? Zafer günü olarak kurtlanan (kutlanan) Lozan’ın gizli anlaşma maddelerinden birisinin de ‘hilafetin kaldırılması’ maddesi.  

Hürriyet, meşrutiyet sloganları, Tanzimat’tan Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar ülkeye çekidüzen veren Jön Türklerin sloganları oldu. Bu sloganlarla Sultan Abdülaziz’in bileklerini keserek Osmanlı’da bir iç darbe yapmayı başardılar. Bu sloganlarla ülkenin ezelî düşmanları Yahudi, Ermeni ve Rum çetelere Sultan Abdülhamid’e hal fetvasını bildirme görevi verecek kadar küstahlaşarak koskoca Sultan’ı tahttan indirdiler. Osmanlı’nın tarihten çekiliş sürecinin pimini çektiler. Devamında yaşadıklarımız da bu yapılanların benzeri. (Menderes’ten Özal’a, Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Erbakan’a ve Erdoğan’a kadar bu ülkenin Anadolu ruhunu taşıyan çocukları, Erdoğan hâriç hepsi de ya darbe yiyerek uzaklaştırıldı ya da şehit edildi. Erdoğan’ı sevin sevmeyin ama gerçek şu ki, Erdoğan direniyor.) 

Türkiye Cumhuriyeti kadroları daha sonra Türkiye’nin laik bir devlet olduğunu, İslâmî bir iddiası ve temsiliyeti olmadığını açıkça ilan etti bütün dünyaya.

28 Şubat darbesiyle, laikliği kutsadılar, cemaatleri ve bütün İslâmî oluşumları tehlikeli göstererek siyasilere kendi değerlerini hatırlatan TBMM’ye İslami kimliği taşıyan Prof. Necmettin Erbakan hocamıza tahammül edemeyen omuzu kalabalık askerler, iktidar değişimini sağlattılar. Cezalandırıldılar, rütbeleri söküldü. Cumhurbaşkanı’nın (yapmaması gereken) affıyla serbest bırakılırken hem suçlular hem de hâlâ parmak sallayarak basına poz verdiler. Bunlar Siyonizm’in emrindeydiler. Öyle ki ABD’ye gitmeden, onlardan emir almadan kendi ülkesinde, kendi devletinde, kendi vatanında, dalgalanan bayrağımızın altında bulunma şerefinden yoksundular. Bütün İslâmî sembolleri düşman ilan ettiler. Yahudi’nin ağlama duvarına elini-yüzünü sürerek dua ettiler, Kâbe’yi ziyarete gelemediler. Resulullah Efendimizin şu hadis-i şerifi de bunu anlatır: “Üç şey insanı helak eder: Boyun eğilen bir ihtiras, peşinden gidilen heva/hazlar ve kişinin sadece kendi görüşünü beğenmesi.”

6-8 Ekim Kobani davasındaki mahkeme kararları ile 28 Şubat darbe mahkûmu generallerin tahliyesi gündeme oturdu. Diğer mahkûm hapistekilere verilen cezalar sebebiyle ortalığı karıştırdılar. Muhalefet dahil, devletin, milletin parasıyla İBB tarafından seçilmiş basın mensupları ağırlanırken; haksız yere suç bulunmadığı halde hâlâ hapiste çürüyen, sağlıkları bozulan, yaşlanan Sivas Davası mağduru aileler adalet bekliyor. Bir derin devlet operasyonu olduğu birçok kişi tarafından itiraf edildiği halde, 24 kişi hâlâ bu davadan cezaevinde bulunmaktadır. Buradaki yaşlıların tahliyesi niçin gündeme gelmiyor? 

Amentü şerhini yazan merhum Numan Kurtulmuş’un torunu bile hiç gereği yokken büstler, çelenkler, saygı duruşları, vs. ile programlarını doldururken, Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan bütün devlet ricali’nin ortak olmayan paydada buluşmalarının vebalini hiç mi hatırlamayacaklar? Öbür âlemde ‘laik devletin kanunları’ ile değil, korkutulan, ürkütülen, hep kötülenen “Şeriat” ile hesaba çekilmeyecek miyiz? 

Aile seminerleri, aile haftaları düzenlenirken gayet güzel konuşmalar yapan Reis’in aile efradının maiyetinde kurulan KADEM’i, İstanbul Sözleşmelerinin savunucularını, hâlâ (Meclisteki toplantıda masaya kurulup sırıtan) Özlem Zengin’ler çıkarılmalı. Boşanmayı câzip hâle getiren süresiz nafaka mutlaka temizlenmeli. Reis de etrafını saran bu kuşatmadan kurtulmalı artık.Aileler yıkılıyor, mahkemelerimiz babayı yok sayıyor. Babanın işi yok, geliri yok, tazminata mahkûm ediyor ve de tazminatı ödemedi diye hapis cezası veriyor. Dünyada böyle bir uygulama yok. Süresiz nafaka insanlık suçu. Kaldırılmalı, kadının beyanı esastan vazgeçilmeli, dini nikahı kabullenemeyen yapının mağdurları da unutulmasın. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İzmirli

Bir cumhuriyet düşünün ki hep darbelerle ayakta. Demek hep yalan dolanla temelleri kurulmuş. Osmanlı'nın temelleri ne kadar sağlamdı ki 624 yıl üç kıtaya hükmetti.

Erzincan'dan Salih

Çok teşekkür ederim sayın yazarım.Özal'da son deminde,papatyası İstanbul İl başkanı olurda,nafakayı süreli hale getirip,rahmetli Akbulut'a seçim kılıflı darbe yapmadımı.Hep ayağımıza sıkmışız.Şimdide KADEM denilen memleket,Müslüman düşmanı bir örgütle karşı karşıyayız.Erkekleri ayı olarak gören feminist,bölücü,din düşmanı bir örgüt.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23