Peygamberimiz’den iki hatıra ve düşündürdükleri (2) HER ZAMANIN GÖREVLİSİ OLABİLMEK
Bugün, Müslümanların içinde bulunduğu durumu ve İslâm düşmanlarının (içte ve dışta) ‘küfür bir millettir’i isbat edercesine ittifak halinde yaptıkları planlar, programlar, tahrikler, zulümler, işkenceler… Her gün bu bilgilerin ve bunların ayrıntılarının günboyu tekrar etmesi ise başımıza gelen bir başka bela.
Müslümanların içinde bulunduğu sıkıntıları sayıp durmak yerine, hepimizin dinimiz namına yapabileceği pek çok şeyin bulunduğu unutulmamalıdır. Bir şiir seviyesinde de olsa yapabileceğimiz çok işin olduğunu anlayabiliriz, anlamalıyız. Allah’ın dininin en üstün ve en son söylenen söz olması için mücadele edecek kadroların, ümitsizliğini önleyebiliriz.
Teşvik ediciliğimiz, tebrik görevimiz ve benzeri yapabileceklerimiz, bizim de “Allah’ın rahmetine erme” şerefi ile şereflenmemize vesile olabilir. Meydanlarda beceremediklerimizi bulunduğumuz her sahada, her hal ve şartta (evlerimiz dahil) becerebiliriz. Belki de yapabileceğimiz Allah’ın rızasına muvafık her faaliyet, mü’minlerin dirliğine ve dinin izzetine katkılar şeklinde sonuçlanır. İslâm’ı insanla buluşturur, İslâm ile insan arasındaki engelleri kaldırma çalışmalarında bizim de bir payımız olur. ‘Ümmet Okyanusu’nda bir damla olarak bulunabiliriz belki...
Bir savaş, sadece meydanlardaki silahlarla kazanılmaz. Silah kadar silah kullanan savaşçının da iyi kullanılmış olması gerekmektedir. Yazarlarımız, hocalarımız, eğitimcilerimiz, idarecilerimiz ve mü’minler adına görevi olan her mü’minin, morale de ihtiyacı vardır. Umuda ve heyecana da. Moral veren yok, moral kıran var; heyecan veren yok, umut çökerten var! Ciddi bir sıkıntıdır bu.
Şüphesiz Allahû Teâlâ, dinini galip kılacaktır; nihai zafer İslâm’ındır.
Şunu anlamalıyız: Allah’ın dini için yazdığı galibiyet ve zafer, insanlar tarafından gözlenecektir. İnsanların gözlemleyeceği bir zafer de insan emeği, sayu gayreti üzerinden gerçekleşecektir ki; insan bir zafer mutluluğu hissedebilsin. ‘Her insana ancak çalıştığının karşılığı’ olduğuna göre insan çalışacak, terleyecek, gayret edecek ki zafer geldiğinde de Allah’ın rızasını kazansın. Bunun için de (yerine göre) tank da, şiir de gereklidir.
Bazen bir tebessüm, bir güneş kadar ısıtabilir. Bir tatlı söz kanatlandırabilir. Bir küçük sadaka bir devlet kurabilir. Elbisesiz bir Mus’ab, bir medeniyetin temelini atabilir. Yeter ki herkes kabiliyetinin tembeli olmasın, yapabileceğini yapsın. O takdirde yapılanı insanlar da anlar, develer de...
Sahabiden Ebu Katade (r.a.) bir hatırasını anlatıyor:
- Resûlullah (s.a.v), bir sefer öncesi bize konuşma yapıp buyurdu ki:
“Sizler bugün öğleden sonra ve gece boyu yürüyecek, yarın da suya kavuşacaksınız.”
Bunun üzerine insanlar birbirlerine bakmadan yola koyuldular. Resûlullah (s.a.v) de yola koyuldu. Ben yanıbaşında idim. Geceyarısı oldu. Yavaş yavaş uyuklamaya başladı. Hayvanının üzerinde eğildi, kaldı. Hemen yetişip onu uyandırmadan, hayvanının üzerinde dik duruncaya kadar doğrulttum. Yoluna devam etti. Biraz daha vakit geçince tekrar eğildi. Ben yine onu uyandırmadan doğrulttum. Yola devam etti. Vakit iyice ilerlediği bir anda tekrar eğildi. Bu sefer sanki düşecek gibiydi. Neredeyse de düşüyordu. Ben yanına varıp onu doğrulttum. Bunun üzerine başını kaldırıp:
“Kimdir o?” dedi.
“Ebu Katade...” dedim.
“Ne zamandan beri benim yanımda yürüyorsun böyle?” dedi.
“Gece boyu böyle yürüdüm” dedim. Bunu üzerine buyurdu ki:
“Peygamber’ini koruduğun gibi Allah da seni korusun.” (Müslim, Mesacid, 55/1560)
Bu hatıradan da bir önceki sahabinin hatırası gibi bir ders çıkarmak mümkündür.
Herkesin uyuyakaldığı zamanlarda uyanık kalma direncini gösterebilen, özel zevklerinden feragat etmeyi başarabilen insan profilidir bu. Kendisine bir görev verilmediği halde verilmiş gibi davranmak, her zamanın görevlisi olabilmek adına bir örnektir bu. Üzerine yüklenen görevi bile yapamayan nesille, geceyarısı kendisine görevler çıkarabilen nesil arasındaki fark da budur.
Allah o mübarek nesilden razı olsun. Onlar, Allah’ın adının ve sözünün en üstün olması için gereken her şeyi fiilen can ve mal vererek yapmayı başarmışlardır. Peki biz neredeyiz, ne yapıyoruz?!..







