--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Peygamberimiz’den iki hatıra ve düşündürdükleri (1) Beş satırı gecmeyen şiirle şehadete koştu

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Âmir, herkesin koştuğu şehadet yarışına beş satırı geçmeyen bir şiiriyle katıldı. Kılıcıyla kazanamadığını şiiriyle kazandı. Dilinden dökülen şiir, onu Peygamberimiz’in rahmet duasına kavuşturdu

Herkesin bir şekilde Peygamber Efendimiz’in ‘Veladet (Mevlid) Kandili’ni kutladığı bir dönemde, üzerinde düşünüp kafa yoracağımız; ashab-ı kiramdan iki hatırayı naklederek bugünümüze ışık tutmak istiyorum.

Ashab-ı kiramdan Seleme bin El-Ekva (r.a.) anlatıyor:

Resûlullah (s.a.v) ile beraber Hayber’e çıkmıştık. Gece boyu yol aldık. Orduda bulunanlardan biri Âmir’e dedi ki:

“Âmir, şu senin şiirlerden bize dinletsene!”

Âmir, şair biriydi. Bineğinden indi ve mücahitlere dönerek şu sözleri, makamlı bir şiir şeklinde okudu:

“Allah’ım! Sen olmasaydın biz hidayet bulamazdık, / Sadaka veremezdik, namaz kılamazdık. / Sana feda olalım, bizi hayatta tuttuğun sürece bağışla. / Düşmanla karşılaşınca ayaklarımızı kaydırma, / Bizi rahatlat. / Biz, nerede arandıysak oradayız, / Bizi aradılar da buradayız.”

Develer bu ses hareketliliğinden etkilendiler. Bu sözleri duyunca Resûlullah:

“Kimdir bu, develeri yönlendiren sözlerin sahibi?” diye sordu.

“Âmir bin el-Ekva’dır” dediler.

“Allah ona rahmet etsin” buyurdu. Orada bulunanlardan biri dedi ki:

“Ya Rasûlullah! Bu duanın bereketiyle Âmir’e cennet şart oldu. Muhakkak şehit olur o. Onun gibi biri, biraz daha aramızda kalmalıydı ki yeteneklerinden istifade edelim! (...)”

Hayber’de Müslümanlarla Yahudiler karşı karşıya geldi. Âmir, Yahudilerden biriyle mübarezeye çıktı. Âmir’in kılıcı kısaydı. Kılıcını vurmak için Yahudi’nin baldırına saldırmıştı. Ne var ki kılıcın keskin tarafı dönüp Âmir’in diz kapağına isabet etti. Aldığı bu yaranın sonunda da vefat etti.

Hayber’den döndüğümüzde Rasûlullah beni gördü ve elimi tutarak dedi ki:

“Neyin var, ne oldu sana?” Ben de dedim ki: “Anam babam sana feda olsun! Amcam Âmir’in amelinin boşa gittiğini söylüyorlar...”

Buyurdu ki: “Kim söylemiş ise yalan söylemiş! Onun için iki ecir vardır. O, Allah yolunda savaşmış bir mücahittir.” Bu arada iki parmağını da birleştirmişti. Araplar arasında onun gibisi az bulunur. (Buharî, Mağazî, 38/4196)

Ashabı kiramın bir tek sesle bile olsa yardıma muhtaç oldukları bir zamandır o zaman. Cihada giderken, kızgın çöllerde bineklere nöbetleşe binilip yolun bir kısmının yaya katedildiği zaman... Güç ve söz başkalarının elindedir. İslâm, yeni yeni eşraftan olmayanların da girdiği bir din olmaya başlamıştır. Çevrenin en büyük meselesi Yahudilerle savaşmak için onların muhkem kalesi Hayber’in üzerine yürünmektedir. Binekler yorulmuş, bitkinlik göstermeye başlamıştır. Binekler olmadıkça da hedefe ulaşmak imkânsız gibidir. Herkes bir şeyler yapmak istiyor ama yapılabilecek çok şey yoktur ortada.

Cihad ordusuna katılan sahabiden birinden şiir yeteneğini kullanması istenmiştir. Ondan istenen, insanların ve hayvanların bitkinlik göstermeye başladığı bir zamanda, şiir söyleyerek de olsa bir çeşit moral verme işidir. O da bunu kabul etmiş ve beş satırı geçmeyen bir şiir söylemiştir.

Şiirini nağmeyle söylemiştir ama okuduğu şiiri uzun da değildir. Savaşa teşvik eden heyecanlı sözleri de yoktur. Sadece bitkin düşmüş bir orduyu hareketlendirmek istemiştir. Rasûlullah hem onu duymuş, hem de hayvanlardaki hareketlenmeye dikkat etmiştir. Bu işi yapanı sorunca da karşısına Âmir (r.a.) çıkarılmıştır.

Âmir o ana kadar sıradan biridir. Yaptığı da sıradan bir iş. Rasûlullah Efendimiz’in, Âmir’i değerlendirmesi ise sıradan değildi. Allah’ın ona rahmet etmesi için dua etti. Bu dua, bir mü’minin sıradan bir duası gibi olamazdı. Bir kere kabul olması, kati bir dua idi. İkinci olarak da o rahmet temennisi, cihad için katedilen bir yolda şehadete ermek şeklinde tecelli edecekti. Âmir, herkesin koştuğu şehadet yarışına beş satırı geçmeyen bir şiiriyle katıldı. Kılıcıyla kazanamadığını şiiriyle kazandı. Kılıcı ile Yahudi’yi öldürmek isterken kendini öldürdü. Dilinden dökülen şiir ise onu, Peygamberimiz’in rahmet duasına kavuşturdu. Kılıç, mızrak ve okla yürütülen bir savaşta beş satırlık bir şiir parçasının gücünü, Âmir’in aldığı duada ve savaş arkadaşlarının hissiyatında görebiliriz.

Âmir, savaş şartlarında başarısız bir sonuçla bitirmiştir hayatını. Âdeta kendi eliyle kendini öldürmüş gibidir. Şiirdeki maharetini kılıçla göstermeye muvaffak olamamıştır. Onun savaş arkadaşları da bunu, işlerinin boşa gitmesi şeklinde yorumlamak istemişlerdir. Çünkü o, en çok işe yarayacağı ortamda arkadaşlarının önünde kendi ölümüne sebep olmuştur. İnsan ölçüleriyle değerlendirildiğinde bu bir başarısızlıktır. Vahiy ölçüleri ile değerlendirildiğinde ise Âmir (r.a.) tam bir mücahittir. Maharetini ortaya koymuş; becerebileceğini becermiştir.

(Devamı yarın İnşaallah)

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle