--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

‘Mü’minler muhakkak kardeştir’ âyetinin Muhatabı değil miyiz?

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

İman kardeşliği nimettir. Allah’a imanımız sayesinde kardeş olmamız büyük bir nimettir. Bu kardeşliğimizin esas dayanağı da imanımızdır. Kardeşliğimizin istikameti de ‘Allah için sevmek’tir. Allah için sevmek ise, iman bağlarının en kuvvetlisidir. İnsanın edinebileceği en mühim kardeşlik değeri, ‘Allah için ve Allah yolunda’ olan bağdır. “Bütün mü’minler muhakkak kardeştirler.” (49 Hucurat 10) âyetini sindire sindire okuyup amel etmeliyiz.

Maddi ve manevi bütün nimetler gibi ‘kardeşlik’ nimetinin değerinin bilinmesi, onun dış müdahalelere, nefsin arzularına karşı korunması, devamlılığını ve bir ecir kaynağına dönüşmesini sağlar. Şükrü eda edilmeyen nimetler nasıl kulun elinden alınıyorsa, bir nimet olarak bilinmesi gereken ‘mümin kardeşliği’nin de kıymetsiz veya menfaatlere feda edilebilen, değeri ucuz bir kavrama dönüştürülmesi elden alınması sonucunu getirebilir. Şeytana ve şeytanlaşmış güçlere alet olma, onların kursağına yem olarak düşme süreci kardeşliğin zedelenmesiyle başlar. Mü’min insanın gönlü ile Kâ’be arasında benzetme yapan veciz ifadeler bir kenara atılamayacak çapta sözler olarak görülmelidir. ‘Dava uğruna’ gibi bir gerekçeye dayandırılmış olsa dahi, mü’minlerin kalp kırma, incitme ve horlama gibi tavırların yine dava için doğuracağı sonuçları, zamana yayılmış haliyle yahut şeytanın o tavırlardan üreteceği fitnenin etkilerinin sonuçlarıyla düşünmeleri gerekir. Şeytanın dümen suyunda gerçekleştirilmiş eylemlerden bereket ummak yanılgıdır. Maalesef, şeytanı eylemlerinden tanımak ve ondan arınmış eylemler yapabilmek hiç de kolay olmamaktadır. Nice tuzaklarını, tuzağa yakalandıktan sonra anlayabilmekteyiz. Nefsimizin ve imanî kimliği oluşmamışların kışkırtması kimseyi aldatmamalıdır. Büyük bir imtihanın içinde en büyük düşmanımız nefsimize ve şeytana dikkat etmeliyiz. Resûlullah Efendimizin ümmetine nasihatindeki ölçü şudur: “Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz.” Eğer bir mü’min, Allah’ın kendisine karşılığında rızasını ve cennetini vaat ettiği kardeşliğini, şu veya bu dünyevi bir menfaat için zedeleyebiliyor ya da kökten atabiliyorsa bu hadisi defalarca tefekkür etmelidir. Hangi gerginlik, hangi bunaltma hadisteki tehdidi göze almaya değer?

 Kardeşliğin birinci düşmanı dünya ve içindekilerdir. Kardeşliği korumayı düşünenler de dünyanın içlerine sinme ihtimali olan alanlara dikkat etmek, o konudaki ilahî emir ve uyarılara kulak vermek durumundadırlar. Hz. Ömer’in bize verdiği ders ne kadar önemlidir.

Hz. Ömer (r.a) bir akşam kardeşlerinden birini hatırlar. Gece boyu ‘Bu gece ne kadar da uzun oldu.’ deyip durur. Sabah namazını kılar kılmaz gider, o kardeşini bulur ve ona sarılır. Günahların ilk etkisi kalplerin katılaşması, ahiret rikkatinin azalmasıdır. Katılaşan kalpler, nuru azalan gözler, kardeşten uzaklaşabilir; hatta onu ezebilir bile. Peygamber Efendimizin şu hadisini unutmamak gerekir: “İki kişi Allah için birbirlerini severken ayrılırlarsa, bu muhakkak onlardan birinin işlediği günahtan ötürüdür.” 

Ağız/dil kaynaklı hatalara da düşmemek icab eder. Kaba sözler, kardeşin kardeşe söylemeyeceği tarzdaki ifadeler, öfke, asabiyet, dinlerken ilgisizlik, şakada aşırılık, tartışmada kuralsızlık, yaralayıcı tenkit, bu tür davranışlar kardeşliği olumsuz yönde etkiler.

Resûlullah efendimizin, cehenneme en çok sürükleyen şeylerden söz ederken, iki dudak arasındaki dili işaret edişindeki hikmet üzerinde çokca düşünülmelidir. Tahammülsüzlük, aşırı kınama, üçüncü şahısların nakillerini önemseme, özür kabul etmeme, zor zamanlarında ilgisiz kalma da kardeşliği zedeler, bünyede yara açar. Peygamber Efendimiz:  

“Mü’min geçinir ve geçinilir kimsedir. Geçinmeyen ve geçinilemeyende hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” buyurmaktadır. Kardeşlerine acımasız davranma, şefkatten merhametten uzak her türlü hal ve hareket, din kardeşliğine uygun değildir. Yönetici konumunda olanlar için bile geçerli olan bu kuralı, Resûlullah efendimiz, hayırlı mü’min olmak veya olmamakla aynı görmüştür. Bu da uyumluluğu ve uyumluluğun gereklerini imanla ilgili konular arasına koymaktadır.

Halid bin Velid ve Sa’d bin Ebi Vakkas radıyallahu anhuma arasında bir tartışma konusu olmuştu. Bir gün Halid’in bulunduğu bir yerde Sa’d’ı övüyorlardı. Halid de söze karıştı ve Sa’d’ı övdü. Aralarındaki tartışma kendisine hatırlatılmak istendiğinde onlara şu cevabı verdi:  “Aramızdaki tartışma dinimizle ilgili değildi.” Sahabi olmak, onları insan olmaktan çıkarmamıştı. Gerek sevgi ve gerekse buğz asla ölçüsüz olmamalıdır. Severken ve buğz ederken belli bir mesafeyi kollamak gerekir. Ayrıca zedelenen kardeşlik münasebetlerini düzeltmek, her mü’minin imanî vazifesidir.

Hizmetlere dönük yapılan faaliyetlerde, davanın özüne ve mantığına aykırı hareketlerden uzak durulmalıdır. Nasihat edilmesinden alınmamalı. Başkalarının eksikliklerini araştırma, onların eksiklikleriyle tatmin olma hastalığına düşülmemelidir. Yürüyüşten konuşmaya, karşısındakini dinlemeye kadar, ikinci insanlara karşı üstten bakışlar, İslam ahlakından uzaklaşıldığının delilidir. Hizmet etmeyi, yüzde yüz teşkilat, yönetme ve faaliyet olarak daraltmak, her şeyden önce, hayatı bir bütün olarak kuşatan İslam’ın özüne terstir.

‘Üstünlüğün takvada’ olduğu anlayışı, imanın gereği olarak bilmelidir. Mü’minler arasında ayrıcalık yoktur. Peygamberimizin, ‘İmtiyazlı (ayrıcalıklı) olmaktan Allah’a sığınırım’ sözü üzerinde düşünülmelidir. Mü’min, davasına hizmet eder, yaptığı hizmetin bedelini de insanlardan beklemez. Çünkü en büyük mükâfat Allah katındadır.

Edeb 

Yâ Hu!

¥ Vehbi Vakkasoğlu, tarihi yazı ve romanlarıyla tanınan Münevver Ayaşlı’yı bir gün yalısında ziyaret etmişti. Yalının kocaman salonu, “Edeb Yâ Hu” levhalarıyla doluydu.  Çeşitli yazı stillerinde ve farklı ebatlarda hep aynı yazılar: Edeb Ya Hu…. İyi de neden bu kadar çok idi? Önceki ziyaretlerinde gördüğü harika hatların yerinde, şimdi niçin, hep bu aynı yazılar vardı. Vehbi Vakkasoğlu merakını yenemeyip bunun sebebini sordu. Münevver Ayaşlı şu cevabı verdi:  “Dünyamızdan edeb o kadar çekildi ki, onu ne kadar çok hatırlatsak yeridir ve fazla da değildir. Tanıdığım bütün hattatlara, “Edeb Ya Hu” yazdırdım. Ta ki buraya gelenler, ne yana dönseler, onu okusunlar ve 

edebin ehemmiyetini anlasınlar.”

Hac Yolcusu

¥ İbrahim Edhem Hazretleri heybesini alıp yayan olarak düşmüş hac yollarına… Uçsuz bucaksız yollarda, ıssız çöllerde durmaksızın ilerlerken, bir kervana rastlamış. Kervancıbaşı onun hacca gittiğini öğrenince sormuş 

“Bu uzun yollarda, böyle bineksiz nasıl gidersin?” İbrahim Edhem cevap vermiş: 

“Üç tane bineğim var: Yokluğa maruz kalınca, sabır. Varlığa erince, şükür. Kaza ve bela ile karşılaştığımda ise, rıza. Bu üç bineğime biner, yolumdan geri kalmam” demiş. 

Kervancıbaşı bu cevabı duyunca kendi kendine söylenmiş:

 “Asıl yaya bizmişiz de, haberimiz yokmuş.”

Vahyin Dilinden

¥“Bütün mü’minler muhakkak kardeştirler. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Ola ki, ilâhî merhamete mazhar olursunuz.”  

¥ (49 Hucurât 10)

Allah Rasulünden

¥ Rasûlullah (sav) buyurdular:  “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi şu kimsedir: Kıyâmet günü namaz, oruç ve zekât sevâbıyla gelir. Fakat şuna sövdüğü, buna zinâ isnâd edip iftirâda bulunduğu, şunun malını yediği, bunun kanını döktüğü ve şunu dövdüğü için iyiliklerinin sevâbı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sâhiplerinin günahları kendisine yükletilir ve neticede cehenneme atılır.”  ¥ (Müslim)

 

Günün Sözü

“Üç çeşit insan vardır. Kimi ekmek-aş gibidir, her zaman lâzım. Kimi ilaç gibi, ihtiyacın olduğunda ararsın ama, bulamayabilirsin. Kimi de hastalık gibi, mikrop gibi, sen aramasan da o seni bulur.”  

 İmam-ı Gâzâli

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle