Kavimler nasıl helâk oldular?
Kul olduklarını unuttular. Bir damla meniden yaratılmış olduklarını unutup, ilahlık tasladılar. İnsanları köleleştirdiler. Ya temelden Allah’a imanı reddettiler ya da şirke bulaştılar. Kâinatın sahibini bilmek istemediler...
Sonradan yaratıldıkları dünyayı kendilerinin sandılar. Şeytanın şişirmelerine inandılar. Onlar yağcılarını, yağcıları da onları azdırıp durdu. Allah’ın nimetlerinin bir imtihan vesilesi olduğunu unuttular.
Ahlâksızlar ve fesatçılar, toplumun çoğunluğu veya etkinleri haline geldi. Zina, lûtilik, fuhuş gibi ahlâksızlıklar ayıplanmadı, kınanmadı. Ahlâklılar, toplumda ikinci sınıf muamelesi gördüler. Ahlâk, ar edilir vasıf oldu. Doğru söz söyleyen fırsatları kaçırdı. Kendileri bile buna ciddi bir tepki koymadılar.
Allah’ın nimetlerini isyan malzemesine dönüştürdüler. Şükür bir yana, o nimetlerle âsi oldular. Nimetleri kendi emeklerinin mahsulü, güçlerinin bir eseri gibi gördüler.
Kul hakkına ciddiyetle bakmadılar. Ölçü-tartıda güven bozuldu. Kimden çekiniliyorsa onun hakkı korundu. Ahde vefa, söze sadakat kalktı. Zavallıların hakkı göz ardı edildi. Gözyaşlarını kurur gider sandılar. Açılan elleri gören olur, beddualar Arş’a dayanır zannetmediler.
Faiz, ekonominin normlarından oldu.
Dalkavukluk, yağcılık en muteber meslek halini aldı. Ehliyete değil ilişkiye önem verildi.
Toplum, Allah’ın azabına doğru sürüklenirken, âlimler ve salihler sürüye katıldılar. En azından gereği kadar gayret etmediler. Ne içinde bulundukları geminin su aldığını görebildiler ne de geminin su almasının onların da boğulması anlamına geleceğini göremediler. Azap gelince de herkes gibi onlar da helâk oldular.
Dinde aşırı gittiler. Üzerlerine görev olmayan konuları karıştırdılar, akılları bulandı, yeni nesillerin gözünde dinin safiyetini lekelediler. Bid’atler yaygınlaştı.
Münafıklık yayıldı. Otorite onların eline geçti. Kâfir olmayanlar bile, güç ellerindedir diye kafirlere meylettiler, onları şımarttılar.
Fitnelere alet olup ihtilaf ettiler, parçalandılar. Şahsi çıkarlarını ümmetlerinin çıkarlarından üstün tuttular.
Tepkisiz toplum oldular. Kötüler elini kolunu sallayarak yapacaklarını yaptılar. Zalimlerin zulmü, aleni veya dolaylı bir destek buldu. Allah adına hakkı konuşmak, aşırılık, kendini tehlikeye atmak olarak görüldü. Adeta Allah’a iman etmiş olmak, sinmek, ödü kopmak, gölgesinden korkmak gibi algılandı.
Nasıl helâk oldular?
Kimi boğularak, tufanla helâk oldu. Nûh aleyhisselam kavmi, Firavun, Sebe krallığı gibi. Allah Teâlâ, İsra suresinin 69. ayetinde, kendisini pek güvende hisseden kullarını böyle bir azapla uyarmaktadır.
Kimini de Allah Teala rüzgârla helâk etti. Âd kavmi böyle helâk oldu. Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bir rüzgâr çıktığında yüzünün rengi değişir, onun azap olmasından korkardı.
Kimini de sesle helâk etti. Salih aleyhisselam kavmi onunla helâk oldu.
Kimini de taşla helâk etti. Lût kavmi ve Ebrehe böyle helâk oldu.
Kimini de Kârûn gibi yere batırdı. Ahir zamanda meydana gelecek azap çeşitlerinden biri de budur. Buharî’nin rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz, depremler çoğalmadan kıyamet kopmayacak buyurmuştur.
Kimini de açlık, kuraklık ve geçim darlığı ile helâk etti. Sebe kavminin helâk oluş azaplarından biri de böyle idi.
Kimini de, korku, ihtilaflar, yabancıların istilası, savaşlar ve toplu ölümlerle, yaygın hastalıklarla helâk etti.







