--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Erol Güngör derinliği 

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
4

 

Kültür hayatımda çok önemli yeri olan büyüğüm Erol GÜNGÖR Hocamı minnet, rahmet ve şükranlarımla anıyor, Rabbimden bizi cennetinde buluşturması için dua ediyorum. 

Merhum hocamızın İslâm’ın Bugünkü Meseleleri; İslâm Tasavvufunun Meseleleri; Dünden Bugünden: Tarih, kültür, Milliyetçilik; Sosyal Meseleler ve Aydınlar; Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak kitaplarını sağlığında altını çizip not tutarak lise ve üniversite talebelerine anlatarak okumuştum. Beyazıt ve Çemberlitaş’ta (Kubbealtı Cemiyeti’nde Samiha Ayverdi’nin) sohbet-muhabbet-kültür-medeniyet muhtevalı konuşmalarını dinlemiştim. Tam bir entelektüel dersleriydi. Hasretim diniyordu. Psikolojiye, sosyolojiye de aşırı alakamdan dolayı Ziya Gökalp ve Mümtaz Turhan’ı aşan bizim münevverimizi, aydınımızı arıyordum adeta… Erol Güngör hocamız ayrıca ufuk açıcı, yol açan/yol gösteren yetişmek isteyenlere de rehberlik yapabilecek çaplı, kaliteli, vasıflı farklı bir hocamızdı.  

Prof. Nilüfer Göle’nin şu tesbiti de dikkatimi çekmişti.   

“Erol Güngör’ü iktisat tarihçisi Mehmet Genç vasıtasıyla tanımıştım. Kitap alışverişinde bulunmaya başladık. Sohbetlerin tiryakisi olmuşuz. Başlattığımız diyalog zamanla Türk toplumunun spesifik sorunlarına doğru kaymaya başladı ve bizi tarih, dil, din, kültürel kimliğimiz gibi hepimizi coşturan ama aynı zamanda çile çektiren konulara sürükledi. Sosyal psikoloji bilgisi yanı sıra, Erol Güngör Türkiye bilgisiyle, günümüz aydınlarında hiç de sık rastlanmayan bilgisiyle etkiliyor, hatta şaşırtıyordu. Erol Güngör’de hep savunageldiğim bir tezin adeta ampirik delilini bulur gibi oluyordum. Erol Güngör zekâsı ve teorik bilgi birikimiyle Türkiye gerçeğine böylesine nüfuz edebiliyor, onu bu denli derinlemesine kavrayabiliyordu. Türkiye’yi çok seviyordu. İşte, sevdiği içindir ki, algılıyor, öğreniyor, anlıyor, açıklıyor ve aydınlatabiliyordu. Türk insanının küçücük günlük meselelerinden musikisine kadar, toplumumuzun yapısından bu yapının din ve kültür tarafından şekillenmesine, köy topluluklarından kentleşmeye, oradan da sosyal değişime kadar Türkiye’nin hiçbir meselesi, Türkiye’ye ait hiçbir konu yoktu ki Erol Güngör yabancısı olsun.” 

Erol Güngör’ün milliyetçiliği hoşgörülü, yumuşak üsluplu ve diğer milletlere de saygıyı içeren bir milliyetçilik idi. Komplekslerden ileri gelmeyen, hamasi nutuk atmaya yönelmeyen, sakin, sindirilmiş, coşkulu, neşeli, sevdalı bir milliyetçilik. Türkiye’yi ve Türkleri sevmekten ve onlara sadakat duygusundan kaynaklanan bir milliyetçilik. 

Yakınında bulunmuş üniversite çevresinin hocaları da “Erol Güngör, sevgi ve sadakat duygularını insanlardan ve dostlarından da esirgemezdi. Hayatımın iki dertli anında onu yanımda beni sadece dinleyen ve teselli eden bir arkadaş olarak değil, aktif bir desteklemeyle çare arayan (ve bulan), yardımıma koşan bir dost olarak buldum.” Böyle değerlendiriyorlardı. 

Türk kültürünün üç ana kaynağı Türklerin müşterek tarih ve dil sahibi bir kavim olarak çok eskiden beri edindikleri ve geliştirdikleri vasıflar, yani Anadolu’ya yerleşen Türklerin kavmî hususiyetleri, ikincisi İslam medeniyeti, üçüncüsü de Anadolu’da ve Rumeli’de geçen uzun bir tarih boyunca edindikleri bilgi ve tecrübe. Türkler, Müslüman olmasaydı değişik isimlerde kavimler halinde dağılıp gidebilirlerdi. Nitekim daha önce çeşitli dinlere girerek birbirlerine düşman olmuşlardı. İlk defa Müslümanlık bütün Türkleri topyekûn içine alacak kuvveti gösterdi ve Türkler Müslüman olduktan sonra kuvvetli birlikler teşkil ettiler. Bugün dahi din birliği dil birliğinden daha kuvvetli bir rol oynamaktadır. Bu yüzden Türkiye içinde milli birliği parçalamak isteyenlerin en çok istismar ettiği hususlardan biri mezhep farklarıdır. (Bugünü görür gibi Alevî olduğunu açıklayıp paylaşan Kılıçdaroğlu’nun bugünlerde yaptığı provokasyonu görmüş yazmış sanki.) 

Türk hakimiyeti gazâ ve cihad prensipleri etrafında tekrar bir ilahi kaynak bulmuştur. Fetihlerin gayesi artık Tanrı’nın yüce adını her tarafa duyurmak, İslam’ın üstünlüğünü fiilen yürütmektir. Nitekim şimdiye kadar dünyada görülen imparatorluklar içinde sömürgeci karakter taşımayan yegâne imparatorluk Türklerin kurduklarıdır. Devlet ve nizam fikrine verilen kutsiyet işte buradan gelmektedir; çünkü Türklerin hakimiyet ideali ancak bu suretle gerçekleştirilmektedir. O kadar ki, din ve devlet aynı manayı taşıyan birer mefhum haline gelmiş, her türlü gayretin ve fedakârlığın din ve devlet uğruna yapılması bir nass olmuştur. Türklerin elindeki kılıç din ve devlet için çekilir, karşısındaki düşman da din ve devlet düşmanıdır. İslam medeniyeti getirdiği manevi kıymetler bakımından çok üstündü ve bu üstünlük sayesinde karşısındaki diğer sistemleri mağlup etti. Bu medeniyetin sahibi ve koruyucusu durumuna geçen Türkler ise, aynı zamanda kendi milli kabiliyetleri olan cesaret, şecaat, sadelik, teşkilatçılık gibi vasıflar sayesinde İslamiyet’in maddi temellerini de pekiştirdiler. Bu yüzden, kendilerinden olmayanlara karşı hiçbir özenti göstermedikleri gibi onların Türk hayatına katılmakla büyük bir saadete kavuşacaklarına da inanıyorlardı. (Tarihte Türkler kitabına bakabilirsiniz.) 

Dur durak bilmeyen bir çalışma, tükenmeyen bir enerji. Telif eserlerin yanında yapılan tercümeler. İlim ve irfan hayatımızın bu renkli ve verimli kişisinin yokluğu her geçen gün kendisini daha fazla hissettirmektedir. En verimli çağında ve genç yaşında (45) aramızdan ayrılmış olması gönül dünyamızı hüzne boğuyor. 

Bir anekdot: Paylaşmayı sevdiğim için büyük bir boşluğu dolduran, devletin yetişemediği yerler ve durumlarda hizmet eden cemaatlere her gittiğimde, idareci ve hocalarıyla her karşılaştığımda kitaplarından bahsediyor, “Geleceğimiz gençlerimize okutun! İsterseniz üniversite veya lise talebelerinizle birkaç ders yapalım” dememe rağmen kabul görmedi. Maalesef cemaatler şimdi de kendi düşünce, duygu, yetiştikleri/yetiştirildikleri çevrenin mahsulleri. Allah ve Resul’ünün ölçülerine uyup amellerini oraya arz edip “Edille-i Şer’iyye”ye göre hareket etmeliler.  

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle