--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dertli yaşayalım!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
3

Toplumun haline hepimiz üzülüyoruz. Üzülenler üzüntülerinin sebeplerine kafa yormadıkları gibi sonucu konuşuyorlar. “Elhamdülillah Müslümanım” diyenlerin kafası ‘çağdaş putlar’la dolu. 

İslâm’ın hükmünden kaçabilmenin yolunu aradığı gibi ‘zamanımız böyle’ diyerek inandığı gibi yaşama yerine yaşadığı gibi inanmaya başlıyor. Alıştırılarak tepkisiz, tavırsız, inancına uymayan her türlü düşünceyi kabullenir hale getiriliyor.  

İslâm’ın; Allah’ın kabul ettiği tek din olarak başka hiçbir dünya görüşüyle, başka hiçbir fikirle, amelle uzlaşmayla, hareket etmeye ihtiyacı yoktur. 

Her hal ve şartta yaşanan bir dinimiz olduğu unutturuluyor. Onun sahibi ve koruyucusu Allah’tır. Emaneti ve sorumluluğu Müslümanların üzerinedir. Muhafazakâr, dindar olarak bilinenler İslâm’ı savunurken bile yaşadığımız siyasi, ekonomik, küreselleşme, vb. gereği olarak dinimiz İslâm’ın hayat tarzı olduğundan kaçınıyor. Farkında veya farkında olmadan ‘küfürle uzlaşma’ya gittiğinden habersiz. Amel etmemiz için Allah’ın vahyettiği İslâm’ı, hayatımızın her şeyi (hükümler bütünü) olarak görmemiz şarttır.  

Müslümanlar; dinini anlamaktan, amel etmekten uzaklaşmış ‘üsveyi hasene’ (örnek insan) olamamışken başkalarının İslâm’a gelmesi, bizim onların hidayetine vesile olmamız mümkün mü? İslâm’ı her şeyden ve herkesten önce hayatımızda yürürlüğe koymak, yaşamak, yaşatmak varken sorumluluktan kaçmak, bahanelere, mazeretlere sığınmak bizlere yakışmaz. Dinimi her türlü yaşanan olumsuzluklara rağmen ‘nasıl yaşayabilirim?’ sorusuna cevap teşkil edecek Allah’ın rızasını kazandıracak ameller işlemeliyiz. Hak ve hakikatin üzerine titremeye mecburuz.

 Zalimin, bâtılın, yanlışın çirkinin karşısında yer alma bizim olmazsa olmazımız! Mü’min; imanı için yaşayan, dünyaya gelişini imtihan için bilen, ebediyete kadar iman/küfür mücadelesinin bitmeyeceğinin şuurundaki adamdır. Mü’min; Allah ve Resulünün düşmanlarıyla ne pahasına olursa olsun beraber hareket edemez. Görüşür, konuşur, ‘muktezayı hâle göre’ hareket eder. Kendi menfaati için din kardeşlerini karşısına alamaz. Kültürle akideyi, kendi kavramlarımızla Batı’yı karıştırır hale gelemez. Hercümerc içindeyiz. En zor, sıkıntılı, ‘fitne ve fesat dönemi’nde yaşıyoruz. 

Toplumun bu içler acısı halinden kurtarmanın yolu; İslam’ın etrafında toplanmaktır. Bu toplanmanın olmazsa olmaz şartı; rehavetten, gafletten, konfordan, lüks ve israf içindeki hayat tarzından kurtulmakla başlar. Köklerimize inmeden göklere yükselemeyeceğimizi, kültürel inkârın kültürel intihar olduğunu, fiilen değil, zihnen işgal edildiğimizi bilelim. Toplumu ayakta tutan manevî ve kültürel değerleri canlı tutalım. Batı’nın emperyalizmin her tür ve cins sömürüsü altında olduğumuz da bir başka imtihan çeşidimiz. Modernleşme, modernite ve çeşitleri ile iç içeyiz.   

Modern insan araçlara sahip oldukça amaçlarını kaybetmeye hatta araçları amaç sanmaya başladı. Böyle olunca; bilimin, siyasetin, ekonominin, teknolojinin kölesi oldu. Görünen, yaşanan huzursuzlukların aslî sebebi budur. Belki de hayatımızın gayesini unutmanın cezasını çekiyoruz. Gayeyi unutmanın cezası, vasıtaya mahkûm edilmektir. Vasıta mesabesinde olması gereken ekonomiye mahkûmiyetin cezasını çekiyoruz belki de. 

İktidarın imkanlarından, nimetlerinden faydalananlar sekülerleştiler. Değirmeni öğütürken, kendisini de öğütür. İktidar da bir değirmen. Her iktidar değirmeni, başkalarını öğütürken kendisini de öğütür. 

Ne kadar güçlü olursa olsun, bu yasa değişmez. Ak Parti iktidarı da bundan âzâde değil. Bu, işin tabiatı gereğidir. Herkes kendisine çeki düzen versin! 

Bir başka husus İslâm’dan arındırılmış bir Türkçülük ve Kürtçülük hareketi. Samimi ‘Alevî kardeşlerimiz’ dışında ‘Alevilik’ adı altında bir başka tehlikeli boyutta kaşınıyor kargaşalık ve adeta savaş hali zeminine mayın döşeniyor. Tabii kutsallaştırılan Kemalizm, Laiklik de ayrı bir dert. Çok tehlikeli bir süreç. Bizim aydınlarımızın ifadesiyle ‘ekolojik kırılma, ontolojik kopuş’u yaşıyoruz. Zihin işgalinden kurtulamayışımızın yansıması. Müslümanca yaşama zemininin çökmesi. Kemalizm’in yaygınlaşması, kendi kutsallarımızın yerini paganizmin almasının zirveye tırmandırılması, eğitim sisteminin de buna çanak tutması ayrı bir derdimiz. Lider Türkiye’yi iç savaşın eşiğine, iç savaşın kaosuna sürüklemek için bütün terör örgütlerini kullanıyorlar. Bütün dış güçler Batı ve ABD. Bunlarla mücadele şartken muhalefettekilerin derdi bunların uşaklığı! Hangi görüş veya düşünce yapısı içinde olursak olalım ‘Lider Türkiye’ olmak bizi rahatsız etmez/etmemelidir. İlim ve fikir adamlarının dediği gibi ‘Türkiye dünyanın ruhudur.” Zulme destek olanlarla, karşı çıkanlara tarih de şahitlik etmektedir, Kirâmen Kâtibin de. Zulme karşı bütün diplomatik yolları harekete geçirmek; eliyle gücü yetmese de diliyle zulme karşı çıkmak gibi imanî düstura sarılmak ne güzeldir. Müslüman kimliğini, kişiliğini, şahsiyetini yok etmeye dönük her türlü eylemlerin yapıldığı ülkemizde bunu yapanlarla mücadele şarttır. Müslümanlar olarak yaşadığımız ülkemizde toplumun İslâm’ı yaşaması için gayret göstermesi gereken STK’ların, cemaatlerin de sekülerleştiğini görüyoruz. Toplumun, ümmetin ve insanlığın düşünülmesi gerekirken egoizm hâkim. 

Bütün cemaatlerin yapması gereken şey; toplumun gidişatından sorumlu olduklarını, vazifelerini yapmadıklarını, milletin, ümmetin derdiyle dertlenmediklerini kabul etmeleri. Kur’an’ın “hayırda yarışın” emrine imtisal edip yarışa girelim. “Allah için sevme, Allah için buğz etme. Sevmede ve nefrette dengeyi kaçırmama, makul, mutedil ve müstakim olma” ölçüsünü unutmayalım. 

Hayırda önde olmanın bir bedeli var. Bu bedeli gönül rızasıyla ödemeye talip olalım. Milletini, Müslümanları aşağılık kompleksinden kurtarıp, devletini muhatap alınan bir devlet yapmaya çalışan, ümmetin, mazlum insanların, umudunu taşıyan, insanlığın çare beklediği (layık olsun/olmasın) din kardeşlerimize sahip çıkalım. (Lider Türkiye’yi ve başındaki lider Başkan’ı unutmayalım.) Asıl mesele bu milletin, bu ümmetin derdiyle dertlenmektir. Dertsiz olanlar derdimiz bizim. Dertli yaşamak da vazifemiz. 

Dertleşme, düşünme, hiçbir olumsuzluğu mazeret olarak öne sürmeme, nefs muhasebesi yaparak çare arama/bulma hassasiyetimizi kaybetmeyelim. Müslüman, yüreğinde imanın iktidar olduğu ve bu imanın harekete dönüştüğü “güven” şahsiyetidir. Güvenen, güvenilen, güven verendir. Mesele bu!  

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle