--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

BeklendIGImIz kapı

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

  Şimdi, dövünme, ah u  

  vah etme zamanı değil, tevbe,  

  istiğfar ve dua zamanıdır; yani, tevbe  

  gibi bir ‘nefs muhasebesi’ bir özeleştiri  

  zamanıdır. Günahlardan tevbe edip  

  Allah’ın Rahmet kapısına yönelmek  

  Adem (a.s)’dan Peygamberimize kadar  

  bütün Peygamberlerin izini sürmedir.  

  Bu giz, ahlaki davranışımızın  

  ön şartıdır  

P

eygamber Efendimiz’in, “Kendin için istediğini başkaları için de iste!” tavsiyesi, bugün içinde bulunduğumuz toplumun egoizmini durduracak tek çaredir.

Bir bütüne ait parçalardan biri, varlığını diğer parça yahut parçaların yokluğu üzerine bina ediyorsa, bundan başta kendisi, bütünü oluşturan bütün parçalar zarar görür. Bu sözleri anlamak için “Mü’minler, sadece ve sadece kardeştirler!” Kur’anî prensibinin ve “Bütün Müslümanlar bir vücudun azaları gibidirler” Peygamberî düsturunun göz önünde bulundurulması şarttır. Mü’minlerin sadece kardeş olduklarına iman etmiş, Müslümanların topyekun bir bedenin organları, dokuları, hücreleri olduğunu kabullenmiş her sahici mü’min, bütün dikkatini ağrıyan, hastalanan, arızalanan uzvu üzerine teksif eder. Çünkü, insanın neresi ağrırsa, canı orada olur. Hasta bir beyne, aynı bedenin yüreği kayıtsız kalamaz; hasta bir göze-kulağa, ele-ayağa, aynı bedene ait akli melekeler kayıtsız kalamaz. Birbirimize olan kayıtsızlığımız, ‘bizi biz yapan değerler’i kaybettiğimizdendir.

Şimdi, dövünme, ah u vah etme zamanı değil, tevbe, istiğfar ve dua zamanıdır; yani, tevbe gibi bir ‘nefs muhasebesi’ bir özeleştiri zamanıdır.

Günahlardan tevbe edip Allah’ın Rahmet kapısına yönelmek Adem (a.s)’dan Peygamberimize kadar bütün Peygamberlerin izini sürmedir. Bu giz, ahlaki davranışımızın ön şartıdır. Değilse, İslam’ın parlak geleceğine ait en küçük bir endişemiz yoktur. Çünkü İslam, cazibesini, kişilerden, gruplardan, cemaatlerden, güç ve iktidardan almıyor; bizatihi özünden alıyor. Yeter ki biz gölge etmeyelim.

Rasulullah Efendimiz, savaş esirlerini sahabenin en yoğun olduğu yerlere yerleştirirdi. Sebebi de mü’minlerin aralarındaki samimiyeti, kardeşlikleri, birbirlerine karşı muameleleri, ticari ahlakları, misafirlerine, komşularına davranışları, yaptıkları izzet ve ikramları, vs. Bütün bunlar, hal lisanıyla irşattı, tebliğdi. O, henüz Müslüman olmamış insanlar bu durumu bir nevi, müşahit (gözlemci) gibi görüyor imana, İslam’a geliyorlardı. Acaba bizim yanımızda olsalardı, bizim hal ve hareketlerimiz bu insanları etkiler, hidayetlerine vesile olur muydu?

Eğer insan Rabbini tanısa ve anlasaydı, bu kadar insanlıktan uzaklaşabilir miydi? Bu kadar acımasız, şefkatsiz, merhametsiz olabilir miydi? İnsanlık, Rahman ve Rahim olan Allah’tan yansıyan bir şefkat ve merhametten bu kadar nasipsiz olabilir mi? Eğer bu şefkat ve merhamet yansımamışsa, bu nasıl Müslümanlıktır, bu kime Müslümanlıktır? Müslüman olmak, Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Kayıtsız şartsız teslim olduğunuzu iddia ettiğiniz Allah, zatını sonsuz şefkat ve merhametin kaynağı olarak tanıtacak, fakat O’na kayıtsız şartsız teslim olduğunu söyleyen bir Müslüman, O’nun sonsuz şefkat ve merhametinden pay almayacak; öyle mi? Şefkat ve merhameti din kardeşlerinden dahi esirgeyecek. Bu hastalıklı bir haldir. Dünyevileşme felaketi mezhep ve meşrep dinlemiyor. Selefisi de sûfisi de, Sünnisi de Şiisi de bu felaketin girdabına sürüklenmekten kurtulamıyor. Duygusu karışık ve kirli olan Müslüman (hangi meşrepten olduğunun hiçbir önemi yok) düşmanıyla dostunu ayırt edemiyor. Ondan sonra da sorup duruyorlar: ‘Neden ihtilaflarımızı bir kenara bırakarak ittifaklarda birleşemiyoruz?’ diye. Allah ve Rasulü’nü hakem tayin etmekten imtina edenler, hiçbir problemlerini çözemezler. Sahabenin sahte bir peygambere bile gösterdiği müsamahayı (hoşgörüyü/diyaloğu) ‘Müslümanım’ diyen insanlara gösteremiyorsak, kendimizi gözden geçirmemiz gerekmez mi? Allah’ın sonsuz şefkat ve merhamet pınarından bir yudum içmeyip de kendini O’na tam teslim olmuş sayanlar, yüreklerinde kardeşlerine dahi yer bırakmamışlarsa, Allah’tan nasıl af ve mağfiret bekleyebilirler?

Bizim kendi imanımız için ne dediğimizin hiçbir önemi yok. Önemli olan Allah’ın bizim imanımız için ne dediğidir. Ölçüyü koyan yalnız Allah’tır. Biz ölçü koyan değil, ölçüye uyanız.   İman noktasında kişileri muaheze edip onlara ceza verilmesinde insanlar değil, sadece Yüce Allah yetkilidir ve bu yetkisini başkalarına devretmediği gibi kimseyle de paylaşmamıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Onları cezalandırma işini Bana bırak” buyrulur. Yüce Allah onlara ceza vermede yetkin ve yeterlidir. Dahası, inançsızlık içerisinde bulunup bunu hayat tarzı haline getirenlere yönelik ceza verme işleminde söz sahibi varlık sadece Yüce Allah’tır. İnançsızlığın faturasını sadece O keser ve kimin gerçekten inanıp inanmadığını veya bugün inanmayanların yarın inanıp inanmayacağını sadece O bilir.

Bu mevsim, ‘tevbe ve dua’ mevsimidir. Önemli olan husus hiç hata yapmamak değildir; hatada ısrar etmemektir. Zira hata yapan Adem, tevbe edince Hz. Adem oldu; hatasını kabul etmeyip hatada ısrar eden İblis ise şeytanlaştı ve huzurdan kovuldu. Yeter ki Rabbimize dönelim. Gidilecek yegâne kapı O’nun kapısıdır. Hiç kapanmayan, hep bizi bekleyen, hatamıza, isyanımıza, günahlarımıza rağmen hep kabul gördüğümüz o kapı...

Ne zaman kuraklıktan bahsedilip barajlarda su kalmadığı gündeme gelse, hemen Mülk Sûresi’nin son ayeti hatırıma gelir. “Sor onlara: Hiç düşündünüz mü; eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?” (67 Mülk 30)

Mülk Sûresi’nin önemine ve sık okunmasına dikkat çeken rivayetlerin tamamı, “sûrenin manasına” dönük olarak anlaşılmalıdır. Sûrenin önemi, muhtevasından kaynaklanmaktadır. Ve bu muhteva içinde, böylesine mucizevi bir ihbar da yer alır. Öyle bir ihbar ki, 1400 yıl öncesinden muhtemel bir felaketi önceden ima ve ihsas ediyor:

“Eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?” hitabının muhatapları olarak o kapıda bekleniyoruz. Tevbe ve dua ile girilen o kapıda...

Efendimiz’in Hayatından

‘Nas›l dua edeyim?’

sualine cevap veren

bir Peygamber

¥ Târık b. Eşyem (r.a.)’tan rivayet edildiğine göre; 

Târık, (bir gün) Peygamber (s.a.)’i dinlerken onun yanına 

bir adam gelip:

- ‘Ey Allah’ın Resulü! Rabbimden bir şey isteyeceğim zaman nasıl dua edeyim?’ diye sordu. 

Hz. Peygamber (s.a.v.) de: 

‘Allahümmağfirlî verhamnî ve âfinî verzuknî (Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver) diye dua et. 

Bu sözler, senin hem dünya hem de âhiret için istemen gereken şeyleri ihtiva eder’ buyurdu.”

Dünden Bugüne

Do€ru ölçü

¥ Rasulullah’ın (s.a.v) Kur’an, fıkıh ve hadis ilimlerinde önde gelen ashabından biri olan Ebu Derda Hazretleri, bir yere giderken bazı insanların günah işleyen birisine ağır sözler söylediklerini duydu. Bunun üzerine yanlarına giderek onlara:

“Eğer bu adam bir kuyuya düşmüş olsaydı onu oradan kurtarır mıydınız?” diye sordu. 

Onlar da, “Tabii ki kurtarırdık” diye cevap verdiler. 

Bunun üzerine Ebu Derda: 

“O halde günah işleyen kardeşimize küfredeceğinize sizi bu gibi hallerden koruyan Allah’a hamd ediniz” dedi. 

“Peki, sen bu adama buğz etmez (düşmanlık beslemez) misin ey Ebu Derda?” diye sorduklarında bu Allah dostu çok manidar bir ölçü gösterdi: 

“Hayır! Ben onun sadece kötü ameline buğz ederim. Amelini terk ettiği anda o yine benim kardeşimdir.”

İBRET

fiah› Nakflibend

Hazretleri’nden

ibretlik bir hadise

Ş

ahı Nakşibend Hazretleri’nin, tasavvuf yoluna intisabından evvel şahit olduğu şu dehşet verici hadise, menfi ve bâtıl bir manzaradan bile nasıl bir hikmet ve ibret dersi çıkarılabileceğine dair ne güzel bir misâldir. Hazret şöyle anlatıyor:

“Bir gün yolumda giderken, bir kumarhanenin önünden geçmekte idim. İçeride bir topluluğun, ihtiraslı bir şekilde kumar oynamakta olduklarını gördüm. Hele içlerinden ikisi kendilerini oyuna öyle kaptırmışlardı ki, hiçbir şeyin farkında değillerdi. Maddî-mânevî bütün güç ve varlıklarıyla kumara bağlanmışlar, sanki kumar oynamanın aşkıyla sarhoş olmuşlardı. Böylece ikisi kendi aralarında aldılar verdiler. Bir müddet sonra onlardan biri mağlup oldu, ütüldü. Kaybettikçe kaybetti. Neyi varsa ortaya koydu. Neticede dünyalık olarak yanında ne varsa, rakibi hepsini elinden aldı.

Düşmüş olduğu o kadar perişan hâle rağmen, yine aşkla kumara devam ediyor, büyük bir gayret ile oyunu sürdürüyordu. Yenildikçe de hırsı artıyordu. Bir ara, kendisini hep yenen rakibine, kumar gibi menfi bir işteki ısrarını gösterir bir surette dedi ki:

“–Bana bak! Malımı, bütün servetimi değil, bu oyun için başımı bile vereceğimi bilsem, yine seninle oynamaktan vazgeçmeyeceğim! Hayatım pahasına da olsa kazanacağım. Öyle ki, benim düştüğüm bu perişan hâle sen düşeceksin.”

Kumarbazın, kumar da oynayıp her hususta bu derece zarar görmesine rağmen, canı pahasına da olsa onun bu bâtıl yoldaki ısrarını, kararlılığını, hırsını ve irade kuvvetini görünce bana da bir şevk ve gayret geldi. Kendi kendime düşündüm: Ben ebedî bir hayat için dünyaya geldim. Bir imtihan âlemindeyim. Bir kumarbaz, bâtıl bir işte bu kadar ısrarlı, kararlı ve azimli davranırken ben Hakk’ın rızasını kazanabilmek için nasıl bir azim ve gayret içinde olmalıyım? Velhâsıl o kumarbazın sefih bir hayat içerisindeki bu perişan hâli, benim gayretimin zuhûruna vesile oldu ki, o günden itibaren Hak yolunu takip etmekteki azmim daha da arttı. Hamdolsun Rabbime, her geçen gün de isteğim artmaktadır.”

Vahyin Dilinden

“Ey iman edenler, eğer

siz Allah’a, Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder. Kendinize itimadınızı artırır, ordunuzu güçlendirir, devletinizi ayakta tutar, itibarınızı yüceltir. Sizi kararlı, sabırlı ve azimli

hale getirir.”

¥ 47 Muhammed, 7. Âyet

Allah Rasulü’nden

Rasûlullah (s.a.v) buyurdular:

“Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar Müslümanın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesîle kılar.”¥ Buhârî

Günün Sözü

‘Doğru işlemeyen bir akıl, keskinmiş neye yarar. Saatin iyiliği hızında değil, doğru gitmesindedir.’

¥ Venergues

 

 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle