--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Allah ve Rasulünün ölçüsüne NE ZAMAN UYACAGIZ?

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Sünnet ve hadis, mü’minin aklını, şahsiyetini, hayatını inşa eder. Gerek siyer kitaplarımızı, gerekse hadis-i şerifleri dikkatli okuyup amel edersek ifrat ve tefride düşmeden itidalli ve istikametli bir yol izleyebiliriz. Son zamanlarda mü’minler olarak, ölçü ve dengenin kaybolduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bütün yapılan amellerin Allah ve Rasulüne arz edilip o ölçüye vurularak değerlendirilmesi gerekirken, çeşitli düşünce ve mülahazalarla (tasavvuf, tarikat, cemaat, vs.) herkes kendi koyduğu ölçüye uyar oldu. Bu hercümercden ancak ‘ehli sünnet vel cemaat’ ölçüsüyle kurtulabiliriz. 

 

Allah’ın vahyini insanlara tebliğ etmekle vazifeli olan Peygamber Efendimizin Sünnetini ve hadis-i şeriflerini anlamadan İslâm anlaşılamaz. Dinimiz, Rasulüllahın fiil ve kavillerindeki mesajla uygulanabilir. ‘Kur’an İslam’ı’ denerek Peygamberimizi devreden çıkaran bir din anlayışı sakat bir din anlayışıdır. Rasulüllahın hayatı, Kuranın tatbiki ve pratiğe dönüşmüş şeklidir. Onun içindir ki mü’minlerin annesi Hz. Aişe’ye onun ahlakı sorulduğunda “Siz hiç Kur’anı okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’andı.” Diye cevap vermişlerdi. 

Sünnet ve hadis, mü’minin aklını, şahsiyetini, hayatını inşa eder. Gerek siyer kitaplarımızı, gerekse hadis-i şerifleri dikkatli okuyup amel edersek ifrat ve tefride düşmeden itidalli ve istikametli bir yol izleyebiliriz. Son zamanlarda mü’minler olarak, ölçü ve dengenin kaybolduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bütün yapılan amellerin Allah ve Rasulüne arz edilip o ölçüye vurularak değerlendirilmesi gerekirken, çeşitli düşünce ve mülahazalarla (tasavvuf, tarikat, cemaat, vs.) herkes kendi koyduğu ölçüye uyar oldu. Bu hercümercden ancak ‘ehli sünnet vel cemaat’ ölçüsüyle kurtulabiliriz. 

Mesela, Peygamberimizin en acılı gününde gerçekleşen tam güneş tutulması olayını ele alalım. O gün Peygamberimizin çok sevdiği ve gözyaşlarıyla uğurladığı biricik oğlu İbrahim on sekiz aylıkken vefat etmişti. Bazıları bu müstesna günde gündüzü gece kılacak tam güneş tutulmasını "Güneş bile Rasulullah'ın yasına iştirak ediyor" diye değerlendirmişti. Bu sözler kulağına geldiğinde, hemen insanların mescide çağrılması emrini veren Rasulullah şöyle diyecekti: "Ay ve güneş Allah'ın ayetlerinden bir ayettir; dolayısıyla Allah ne Muhammed'in oğlunun ölümü, ne de bir başka ölümlü insanın doğumu için ayetini değiştirmez." 

Bir İslam büyüğünün cenazesine iştirak etmiştim. Hafif yağmur başlayınca yanımdaki ‘Gökyüzü bile bu mateme dayanamadı, o da ağlıyor’ deyiverdi. Ben de yukarıdaki olayı hatırlattım. Tabii memnun olmayıp yanımdan ayrılmıştı. 

Bundan daha ilginci İbn Sayyad örneğidir. İbn Sayyad bir Yahudi delikanlısıdır. Altıncı hissi oldukça güçlüdür. Doğuştan telepati yeteneğine sahipti. Bu yetenekleriyle Medine ve civarında yeni parlayan bir şöhret oluvermişti. Kısa zamanda gelen bu şöhret, menkıbelerle bir kar topu gibi büyümüş ve İbn Sayyad bir efsane olup çıkmıştı. Rasulullah'ın deneme amaçlı içinden tuttuğu bir soruyu bildiğini Müslimin Sahihinin fitne bahsinde görüyoruz. Rasulullah'ın buna tepkisi pek şiddetli olmuş, "Hadi oradan, haddini aşma!" diye çıkışmış ve "Burayı şeytanlar bastı" diyerek orayı hemen terk etmiştir. 

İşin daha da dikkat çekici yanı, bundan sonrasıdır: Bu genç büyümüş, ibadet ehli bir Müslüman olmuştur. Fakat sahabe ona "Deccal" gözüyle bakmıştır. Çevresine sitem ettiği her seferinde, ona: "Sen sınırını aşıp, Allah'ın alanına müdahaleye cüret ettin" cevabını almıştır. Sahabeden Ebu Said el-Hudri " İbn Sayyad'la birlikte hac yolculuğuna çıktıklarını, kendisinin Müslüman olduğundan beri gaybdan(meçhulden) haber verme teşebbüsünde bulunmadığını, dolayısıyla "Deccal" olmadığını isbat için nasıl çabalayıp dil döktüğünü ayrıntılarıyla aktarır. 

Peygamberimiz devrinde yaşanmış buna benzer daha başka olaylar da var. Fakat biz bu emsal olayda sahabenin sergilediği tavrı hayli dikkat çekici buluyoruz. Bugün olsa, insanların elini öpmek için sıraya girecekleri İbn Sayyad gibi "kalpleri okuyan" (!) biri, sahabe nezdinde "Allah'ın alanına tecavüze yeltenen kişi" muamelesi görüyor. 

Şimdi siz söyleyiniz; böyle bir damarı İslam'a ve onun temiz kaynaklarına nisbet edebilir miyiz? Yoksa, bu damarı vahyin ve Rasulullah'ın kurutmaya çalıştığı yanlış ve bozucu bir damar olarak mı anlayıp idrak etmeliyiz? Elbette cevabı belli. İyi de, günümüzdeki "olağanüstüye", "gizeme", "sırra", "esrara" olan aşırı ilgiyi nereye koyacağız? 

Hiçbir yere. Bu her zaman vardı ve bundan böyle de var olacaktır. Bu zararlı ilginin önü ancak sahih bilgiye dayalı sahih imanla alınabilir. Yoksa rüyada Rasulüllahı görüp ondan talimat alan, yaptığı icraatlardan sorumlu olmayan, (çünkü Divanı Salihîn toplantısında alınan kararı uygulamıştır) kalpleri okuyan, törenlerde Peygamberimizin teşrifini söyleyen yapının önüne geçilemez. Bi'ri Maune ve Reci Vak'asında,  tuzağa düşürülüp katledilen sahabe-i ikramın (Allah bildirmediği için) katledilmelerine mani olamayıp, buna sebep olanlara beddua eden bir Peygamber görüyoruz. 

Olağanüstüye, sırra (gizeme) olan aşırı ilgiyi, derhal müdahele edip önleyen bir Peygamber anlayış ve idrakinin gittikçe kaybolduğunu müşahede ediyoruz. Şeriatın kabul etmediği her uygulama merduttur. Allah ve Rasulü’nün koyduğu ölçülerden sapma, din eğitimi alanında yaşanan sefalet ve cehaletin sonucundan başka bir şey değildir. Bilgi ve akıl kirliliğinden çok daha fazla din adına olan duygu kirliliği gittikçe yayılıyor. Bunu önlemeye çalışmayan, hatta çanak tutan alimlerin vebali, mesuliyet ve mükellefiyetleri, sebep oldukları faciaya dönüşen Müslümanların halinden daha iyi anlaşılıyor. Bunun hesabını öbür âlemde veremeyeceklerdir. Biz ise hiç olmazsa her zaman şuurlu bir şekilde vird edineceğimiz şu duaları ihmal etmeyelim. 

“Ya mukallibel kulûb. Sebbit kalbî ala dînik.” (‘Ey kalpleri evirip çeviren (Rabbim!); kalbimizi dinin üzre sabit kıl!’) ''Allâhümme erinel hakka hakkan verzugnel ittibâa ileyh ve erinel bâtıle bâtılen verzugnel ictinâbe anhü'' (‘Allah’ım; bana hakkı hak olarak göster, ona tâbi kıl. (uymayı bize nasip et ve ayırma,) Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan kaçındır. (yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et!)

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle