İslâm içi savaş

23 Ekim 2016 Pazar

Bölgemiz bir dehşetengiz mezhepler çatışmasına zorlanıyor. Bazı bölgelerde bu çatışma fiilen başlamış durumda da. Ama asıl tehlike bütün Müslüman coğrafyanın bu çatışmanın içine çekilme ihtimalidir. Zira bölgesel mezhep çatışmaları bütün Müslüman coğrafyayı hayli germiş, kitleler son yıllarda sürekli öfke biriktirmiş durumdalar.  

“Batı ve İslâm” eksenli “medeniyetler çatışması”ndan umduklarını elde edemeyenler “medeniyet içi”, bir diğer ifade ile Müslümanlar arasında yaş ve kuruyu beraber yakacak olan “İslâm içi” bir çatışma planladılar. Bunun için etnik ve mezhep fay hatlarını ve hatta meşrep farklılıklarını çatışma kurgusuyla tahrik etmeye ve çıkan çatışmaları yönetmeye başladılar.

İnsanın ruhunu daraltan şey de, Müslümanların bu oyuna gelebilmeleridir. Müslüman ülkelere gidip gelen birisi olarak ana akım İslâm çizgisini temsil eden Sunnî paradigmaya bağlı toplumlar arasında bile sert kamplaşmaların yaşandığını üzülerek müşahade etmekteyim. 

25-27 Ağustos 2016 tarihinde Çeçenistan’da Putin’in kanatları altına girmiş ve Müslümanlara Rusya perspektifinden yaklaşan Çeçenistan Devlet Başkanı Ramazan Kadirov, Grozni’de çok tartışmalara sebep olan bir uluslararası “Ehl-i Sünnet Konferansı” tertiplemişti.

Müslüman ülkelerden 200 civarında temsilci katılmıştı. Konferansa Ahmet Tayyip, Ali Cifri, Ali Cuma, Said Fude ve Hatim el Avni gibi meşhur simalar da iştirak etmiş ve program sonunda ortak bir deklarasyon yayınlamışlardı. 

Deklarasyon sonucunda; “Ehl-i Sünnet; Eşari ve Maturidi ekolden, 4 mezhepten ve tarikatlardan ibarettir” ibaresi kuşatıcı değil dışlayıcı bir niyetle yazılmıştı. Onlara göre meselâ İhvan-ı Müslimun hareketi bunun dışında kalıyordu. Yüzyıla yakındır İslâmî mücadele veren ve bu uğurda dün olduğu gibi bugün de her türlü fedakârlığa katlanan İhvan üyeleri Ehl-i Sünnet dışında bırakılıyor ama Kadirov bu dairenin kahramanı olarak ilan ediliyordu. 

Bunlara göre Mısır’ın darbeci generali Sisi de Ehl-i Sünnet’ti. Mısır zindanlarında yaşanan işkenceleri, hukuksuzlukları ve idamları meşrulaştırıyorlardı. Zaten bu insanların önemli bölümünü bir araya getiren bir etmen de İhvan karşıtı olmalarıydı. 

Deklarasyonun son cümlesi bu katılımcıların basiretlerinin nasıl kapandığını ve kimisinin büyük bir oyunun içinde olduğunu gösteriyordu. Şöyle deniyordu son cümlede: “Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramazan Ahmed Kadirov’a, Kur’an ve Sünnet’e hizmet cehdinden ötürü teşekkür ederiz.”

Bunların bahsettiği Kadirov, Çeçen Müslümanlarına zulmeden, suikast timleri kurup Türkiye’de adam öldüren, Rusya ve Türkiye’nin yaşadığı uçak krizinde; ‘Putin’in emrini bekliyoruz, Türkiye ile savaşmaya hazırız’ türünden açıklamalar yapan adamdır. 

İhvan karşıtlığının vardığı noktayı iki ay önce yaşadığım bir olayla anlatayım. Endonezya’nın en büyük cemaatlerinden birisinin liderini ziyaret ediyorduk. Uzun görüşmenin bir yerinde “Tayyip Erdoğan İhvancı mı?” diye sordu. Şaşırmıştım. Birileri kulağına böyle bir bilgi üfürmüş. Kendisinde o yönde bir kanaat vardı çünkü. İzahlarında İhvan karşıtı olduğunu da açıkça söylüyordu. Bir insanı cerh etmek için İhvancı olması yetiyordu. 

Geçen hafta Bosna’da Saraybosna Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin düzenlemiş olduğu “Avrupa’da ve Avrupalılar için Yüksek İslâm Eğitimi” başlıklı seminere katılmış, bir sunum yapmıştım. İngiltere’den gelen katılımcılardan Dr. Atif Imtiyaz, Hint alt kıtasından gelenlerin İngiltere’de Diyobend ve Brelvi ekolleri olarak “Gerçek Ehl-i Sünnet biziz” kavgasını anlattı. 

Bu misalleri çoğaltmak maalesef mümkün. Ülkemizde bile bunun onlarca misali var. Müslümanlar her konuda anlaşacaklardır demiyorum. Tarih tecrübemiz Müslümanların farklılıklarıyla beraber yaşadıklarını gösteriyor. Dinî metinlerin bazılarının çok anlam katmanlı olması, insanların farklı kültür ve akıl sahibi olmaları sebebiyle farklı sonuçlara gidebileceğini biliyoruz.   

Ancak bu farklılıklar karşılıklı nefret biriktirmeyi ve hele de düşmanla iş tutmayı ve çatışmayı tecviz etmez. Meşrep farklılıkları bir iç çatışmanın sebebi de olamaz. Şu çok açıktır; Sünnî dünyanın bu bölünmüşlüğünden yararlanan evvelemirde Batı, sonra da emperyal politikalar güden İran’dır..

 

Günün Özeti

YORUM YAZ