FAİZSİZ FİNANS VE KATILIM BANKACILIĞI
FAİZSİZ FİNANS VE KATILIM BANKACILIĞI
Recep Öncel
Faiz; ödünç alınan para için, belli bir vade sonunda, anaparaya ek olarak fazladan ödenen bedeldir.
Tarih boyunca toplum hayatında ve ekonomide, borç veren taraf verdiği para karşılığında faiz almıştır.
Ancak faiz uygulamaları, her zaman sıkıntı meydana getirir. Faizli mal bereketsiz olur. Yoksul ve dar gelirli kesimler, faiz yükü altında ezilir. Sonuçta, gelir adaleti bozulur ve toplumsal barış zedelenir.
Eflatun; Faizinin topluma zarar veren yanlış bir iş olduğunu; ifade etmiştir. Aristo; Paranın parayı doğurmayacağını, belirtmiştir. Netice itibariyle birçok düşünür; Faizle elde edilen kazancın tabii bir şey olmadığını; savunmuşlardır.
İncelendiği zaman Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam Dininde ‘faize karşı hükümlerin bulunduğu’ görülecektir.
Yahudilikte; Faiz borç veren kişinin elde ettiği kazanç olarak nitelendirilir. Hezeksiyel kitabında, faiz uygulamasının en ağır günahlardan birisi olduğu belirtilir. Tevrat’a göre, bir Yahudi’nin başka Yahudi’den faiz alması yasaktır. Ancak başka dinden olana izin verilir.
Hristiyanlıkta ise; Eğer kendilerinden almayı ümit ettiğiniz kimselere ödünç verirseniz, mükâfatınız büyük olur’ denilmiştir. Luka İncilinde; Faizin ahlaki bir sorun olduğu, hususundan söz edilmiştir. Faiz ve Tefecilik ise kınanmış, pek hoş karşılanmamıştır.
Bizim mensup olduğumuz İslam Dininde; Faiz kesin olarak yasaklanmıştır. Faiz, toplumu mahveden bir afettir.
Faizin Arapça karşılığı, Riba kelimesidir. Bu herhangi bir işteki, fazlalığı ifade eder. Terim olarak, borç verilen parayı belli bir süre sonunda, belli bir fazlalıkla geri almak demektir.
Yüce Allah (cc.) Kur’an-ı Kerim’de; şu şekilde buyurur.
“İnsanların malları içinde artacağını düşünerek faize verdiğiniz para, zahiren artar gibi görünse de Allah katında artmaz. Fakat Allah rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte onu verenler kat kat artıranlardır.” (Rum Suresi 39.Ayet)
“Kendilerine yasaklandığı halde, faiz almaları ve haksızlıkla insanların mallarını yemeleri, içlerinden inkara sapanlara acı bir azap hazırladık” (Nisa Suresi 161.Ayet)
“Ey iman edenler, kat kat faiz yemeyin, Allahtan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.” (Ali İmran 130. Ayet)
“Faiz yiyenler, kabirlerinden şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların ‘alım satım tıpkı faiz gibidir’ demeleri, yüzündendir. Halbuki, Allah alım satımı helal, faizi haram kılmıştır.” (Bakara Suresi 275-279)
Sevgili Peygamber Efendimiz (sav) Veda Haccında okuduğu Hutbede;
“Bugün dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimeti tamamladım. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır ve ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcu ödemek gerekir. Ne zulüm ediniz, nede zulme uğrayınız. Allah’ın emri ile bundan böyle faizcilik yasaktır”.
Hadisi Şeriflerde;
“İnsanı helake sürükleyen yedi şeyden kaçınınız. (Allah’a şirk koşmak, sihir ve büyü yapmak, haklı olarak öldüren müstesna Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı bir insanı öldürmek faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, evli olup hiçbir şeyden haberi olmayan kadına iftira atmak)” (Buhari Vasaya 23)
“Kim malını faiz yoluyla artırsa onun akıbeti, mutlaka malının azalarak iflasa sürüklenmesidir.” (İbni Mâce Ticarat 58) diye, tebliğ etmiştir.
Faizin yasaklanmasının amaçları, şu şekilde özetlenebilir;
1- İslam Ekonomi Sistemi servetin âtıl bırakılmamasını ve yatırıma yönlendirilmesini ister. Faizi bu duruma engel olduğu için yasaklar.
2- Üretimin temel faktörlerinden birisi Emektir. Ekonomik hayat risklidir. Sermaye risk alır, kar ve zarara katlanır. Oysa faiz uygulamasında risk yoktur.
3- Faiz sonucunda sermaye ve servet, belli zengin sınıfların elinde toplanır toplumun büyük bir kesimi mağdur olur. Gelir dağılımındaki adalet bozulur. Sosyal problemler artar.
Ne yazık ki, Dünya’da uygulanan faiz sistemi, ekonomileri alt üst etmektedir. Hem makro ekonomik düzeyde ülkelerin ekonomileri bu sömürü sisteminden olumsuz etkilenmekte, hem de mikro ekonomik düzeyde bireylerin yaşantıları faizli sistemden zarar görmektedir.
IMF Dünya Bankası ve benzeri kurumların tefecilik yapılanması sonucunda, ülkemiz 1944 yılında Bretton Woods’ta kurulan sistemden, olumsuz etkilenmiştir. Hatta Türkiye’de 27 Mayıs,12 Mart,12 Eylül, 28 Şubat askeri operasyonlarında, uluslararası ekonomik şartların ülkemizdeki yansımalarının izlerini görmek mümkündür.
Çok şükür AK Parti iktidarları uygulamalarıyla, IMF borçları ödenmiştir. Ancak faiz ödemeleri, Türkiye Ekonomisi için hala ciddi bir problem olarak ortada durmaktadır.
Türkiye Ekonomisi 1923 yılından başlayarak, İthal İkameci Kalkınma Stratejini izlemiştir. 1980 yılından itibaren ise, İhracata Yönelik Kalkınma Stratejisini tercih etmektedir.
Ancak ekonomik sistemimiz, ana karakteri itibariyle Kapitalist Sistemdir.
Kapitalist sistemin en bariz özelliklerinden, biriside faizdir. Bu paradan para kazanmayı, esas alan bir finansal mekanizmadır. Faiz, sermaye birikimini hızlandırır. Ancak borçlanma maliyetlerini artırır. Üretim, ticaret, sanayi, tarım, hizmetler, bütün sektörler faizden olumsuz etkilenir.
İslam’a göre tabiattaki bütün varlıkların sahibi Allah’tır. Bu sebeple sermaye sahipleri Allah’a, devlete ve topluma karşı sorumludurlar. Allah varlıkların helal haram ekseninde kullanılmasını, israf edilmemesini ve adaletin gözetilmesini emreder.
İşte bu yüzden mevcut bankacılık sistemine bir alternatif olarak, Dünya’da ve Türkiye’de, Faizsiz Finans Kurumları faaliyet göstermektedir. Bu kurumlar İslami esaslara uygun çalışma prensibinden hareket etmekte, reel ticarete yönelik iş yapmaktadırlar.
Şöyle ki,
A- Murabaha; Katılım bankacılığında bir malın maliyet bedeline, belirli bir kâr marjı eklenerek belli bir vadede müşteriye satılması sistemidir.
B- Mudarebe; Bir tarafın sermaye ve bir tarafın emek tecrübe koyarak, karın belirlenen oranda paylaşıldığı ortaklık modelidir.
C- Muşareke; İki veya daha fazla tarafın belirli bir sermaye koyarak ortaklaşa iş yapmaları, elde edilen kar veya zararın önceden belirlenen oranda paylaşmalarını, esas alan bir yöntemdir.
Bu çerçevede 1980 yılından sonra, Al Baraka, Faisal Finans, Kuveyt Türk, Türkiye Finans Kurumları kurulmuştur.
Geçtiğimiz yıllarda Katılım Bankacılığı ismini alarak; Ziraat Katılım, Vakıf Katılım, Emlak Katılım, Dünya Finans Katılım, Hayat Finans Katılım Bankaları da bu alanda çalışmaya başlamışlardır.
Son olarak, FUZUL KATILIM BANKASI kuruldu. BDDK tarafından onaylanan bankacık yapma faaliyeti, 18 Mart 2026 tarihli Resmî Gazetede yayınlandı.
Şirket, 13.200.000.000. Lira kuruluş sermayesi ile Türkiye ekonomisine, kalkınmasına katkıda bulunmayı, katılım bankacılığına yeni bir soluk ve müşterilerine sürdürülebilir finansal çözümler getirmeyi, amaçlıyor.
Bu kurum, Fuzul Holdingin mevcut faaliyetleriyle entegre bir şekilde konumlanarak, katılım bankacılığı, tasarruf finansmanı, gayrimenkul geliştirme, fintek ödeme sistemleri, sigorta alanında, oluşturulan eko sistemi tamamlayıcı bir rol üstlenecektir.
Bugün Türkiye Bankacılık sektörü aktif toplamı 32,7 trilyon lira olup, Katılım Bankalarının aktif büyüklüğü ise 4,3 trilyon liradır. Bu kurumların, bankacılık sektöründeki payları ise yaklaşık %10’dur.
Biz Türkiye’de Faizsiz Finansın gelişmesi, ülkemiz kalkınmasında bir alternatif olmasından, memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyor ve bu alanda gayret gösterenlere başarılar diliyoruz.