• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Mü’min aktif iyidir pasiflik ona yakışmaz!

26 Nisan 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Mü’min aktif iyidir pasiflik ona yakışmaz!

Yaşar Değirmenci

Vahiy “aktif iyi”yi inşa eder. “Aktif iyi” ile “pasif iyi” arasındaki fark şudur:

 Pasif iyi, iyiliği taşımayan, iyiliği yaymayan, iyi etmeyendir. İyiliğin öznesi değil, nesnesidir.

Allah Resulüne vahiy gelmezden evvel de iyi bir kimseydi. Kur’an’ın şahitliğiyle muhteşem bir ahlak üzereydi.

Peki, vahiy gelmeden önce onu baş üstünde taşıyanlar, vahiy geldikten sonra neden onu ayak altına almak istedi?

Neden onu “el-emin” diye çağıranlar, vahiyden sonra varlığına düşman oldular? Ne değişmişti?


Onların iyiye itirazı yoktu, itirazları “aktif iyi”yeydi. Daha ilk inen üçüncü suresinde, “ey yatan iyi, kalk ve uyar” dedi Kur’an. 

Yani hem sen kalk hem de iyiliği kaldır. Zımnen: Ey pasif iyi, aktif iyi ol dedi Kur’an... 

Alimin veya sanatçının, üçüncü şahsa değer üreten herkesin, temelde, bilincinin gerisinde, bir iyiyi başkalarına aktarma niyeti söz konusudur. Kimse görmeyecekse, kimse dinlemeyecekse, kimse okumayacaksa, o sanatı üretmeye ne gerek var? Bütün bu sanat ve ilim uğraşları üçüncü kişiye ulaşınca anlam kazanır.

Bu, iyiliği ulaştırmak demektir. Sanatkâr ve alimin iyiliği inşa etmek gibi bir görevi vardır. Mü’min münzevi yaşamaz. Faaldir, sosyal hayatın içindedir.



Hayatımız bizden çalınıyor. Farkında olarak veya olmayarak. Hayatımız, kaçırılmış, çalınmış, çığırından çıkarılmış, hayat haramilerinin elinde.

Zihnimiz, iç dünyamız işgal altında. Bu aşamada, “Hayatı kim inşa etmelidir?” sorusu önem kazanıyor.

Hayatı Allah, yani vahiy inşa etmelidir.

Kur’an’da; “Sizi hayat veren bir mesaja çağırdıkları zaman, Allah’ın ve Resulü’nün davetine icabet edin!” deniyor.

Demek ki vahiy aslında hayat veren bir mesajmış.

Peygamber Efendimizin, “Öyle bir zaman gelecek ki fitneler evlerinize yağmur gibi yağacak” uyarısını yaşadığımız zamanlardan geçiyoruz.


Evlerimizin içine kadar giren bu fitnelerin nesillerimizi ve geleceğimizi mahvettiği bir dönemde imtihan oluyoruz. Çok geç olmadan, nesillerimiz ellerimizden kayıp gitmeden bu konular üzerine ciddi çalışmalar yapmak zorundayız. Alternatifler üretmek zorundayız.


Bu imkânı hayra kullanmanın yollarını ve yöntemlerini bulmak zorundayız. Konuyu sadece yasaklama ya da vaaz edebiyatı çerçevesinde değil, bu alanın uzmanlarının rehberliğinde ele almak zorundayız.

Özellikle dindar nesil yetiştirme derdinde olan yetkililer, bir memleketin tüm nesillerini etkileyecek böyle bir alanı nasıl bu kadar denetimsiz nasıl bu kadar başıboş bırakırlar ve bunun vebalini nasıl öderler, bu konuda kafa yormak zorundalar.

Günümüzde hayatımızı gasbedenlerin elinden kurtarılarak, Sahib-i Hakikisine tevdi edilmesi problemi vardır. Hayatın sahibi Allah’tır. Modernizm, hayatı Allah’tan esirgiyor. Allah’tan kopan hayat anlamdan kopuyor. Anlamsız kalan hayatsa, elimizden kayıp gidiyor. 

Kur’an’ı anlamak farzdır. Buna itiraz edecek Müslüman olamaz. Zira Kur’an anlaşılamazsa yaşanamaz. Yeryüzünde canlıların en şerlisinin aklını kullanmadığı için hakikate karşı sağır ve dilsiz davrananlar olduğunu söyleyen başka bir dini metin var mıdır? Fudayl b. Iyaz öyle der: “Allah Kur’an’ı insanlar onu anlayıp da amel etsinler diye gönderdi, insanlarsa onu anlamadan okumayı amel edindiler.” Kur’an anlaşılmazsa, indiriliş amacı gerçekleşmez. 

Kur’an çoğu kez bize bir tek mana sunmuyor.

Lafızdan, manadan, maksattan, hayat tarzımız olsun yaşansın diye gönderilmiştir. Ölüler için değil, diriler ve diri yaşamak isteyenler için gönderilmiş bir kitaptır. Hürmet adı altında açılmayan, hayatın içine sokulmayan bir kitap değildir. İmtihan/sınav dünyasındayız. Hayatımız içinde üzüntü de sevinç de sıkıntı da huzur ve sükûn da hepsi var. “Başına istemediğin bir şey gelirse sabırlı ol, kaderine rıza göster. Dünyada rahat yoktur. Hayat bir gün sevinçli olur, bir gün sıkıntılı.”

“Bir toplum inanç ve davranışlarını değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez.” (Rad sûresi, 11) Bir toplum kendini değiştirmedikçe...


İyi veya kötü bir hayat tarzını, nimet veya azap içinde yaşamayı insanların kendileri hak eder. Allah’ın iradesine uygun bir hayatı, dürüst, iyi niyetli ve faziletli olmayı tercih edenlere, Cenâb-ı Hak huzurlu bir hayat lütfeder. Onlara nimetlerini esirgemeden verir. Bu insanlar, inançlarını ve güzel hayat tarzlarını değiştirmedikçe, sahip oldukları nimetler ellerinden alınmaz.

Bu gerçeği Allah Teâlâ Kur’an’ın bir ayetinde belirterek şöyle buyurur: “Bu, bir millet, kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar, Allah’ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden böyledir.” (8 Enfal, 53)

Bir toplum, ahlâkını bozarak kendisini değiştirir, iyi yanlarını terk edip kötü bir hayat tarzını benimsemeye başlarsa, o zaman Allah Teâlâ verdiği nimetleri ellerinden birer birer geri alır. Bir zamanlar sahip oldukları değerlere sırt çevirdikleri ve onları büsbütün yitirdikleri için onları cezalandırır. Başka milletlerin boyunduruğu altına sokarak ezer. Bunun kesinlikle böyle olduğu, âyetin devamında şöyle belirtilir:


“Allah bir topluluğa kötülük yapmayı dilediğinde, artık onu geri çevirecek bulunmaz ve onların Allah’tan başka bir dost ve yardımcıları da yoktur.” (13 Rad, 11)

Allah Teâlâ’nın geçici bir süre mühlet verdiği azgın milletlerin müreffeh hayatı bizi aldatmamalıdır. Zira onun koyduğu kanunları değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur.

Mü’minin niyet ve heyecanı güneş gibi olduğu zaman Allah’ın kendilerinden razı olduğu sahabe nesli çıkar ortaya. Yaratıldığı günden beri takvimi şaşmayan, enerjisi azalmayan kaynak olarak güneş mü’minin örneğidir. Günden güne erimeyen kimlikleri, bir olaydan sonra azalmayan enerjileri onları farklı yaptı. Yaşlandılar ama çökmediler. Aktif iyi olmak için sürekli aktif iyi olmak gerekiyor. Peygamberimiz:

“Mümin yeşil ekine benzer. Rüzgârla eğilir (fakat yıkılmaz). Rüzgâr sakinleştiğinde yine doğrulur. İşte mümin de böyledir; o da bela ve musibetler sebebiyle eğilir (fakat yıkılmaz).” (Buhari)Ekin berekettir. Bir tane, yedi başak; başakta bakarsınız yüz tane. Bire yedi yüz. Her iklime dayanıklıdır. Ekinde tevazu ve vakar birliktedir. Sarsılır ama savrulmaz. İnşallah bizler de böyle müminlerden oluruz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23