EFES-2026 Tatbikatı ve güçlü Türkiye’nin ayak sesleri!
EFES-2026 Tatbikatı ve güçlü Türkiye’nin ayak sesleri!
ARZU ERDOĞRAL
Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda ortaya koyduğu irade artık sadece bölgesel değil, küresel ölçekte dikkatle takip edilen bir dönüşümün adıdır. Dün ambargolarla, dışa bağımlılıkla ve “verilirse alırız” anlayışıyla hareket eden Türkiye; bugün kendi savaş uçağını geliştiren, kendi mühimmatını üreten, kendi elektronik harp sistemlerini tasarlayan bir ülke konumuna yükseldi. İşte EFES-2026 Tatbikatı, bu büyük değişimin sahadaki en güçlü fotoğrafı oldu.
Ege Ordusu Komutanlığı’nın sevk ve idaresinde gerçekleştirilen EFES-2026 Birleşik Müşterek Fiili Atışlı Arazi Tatbikatı yalnızca askeri bir organizasyon değildi. Aynı zamanda Türkiye’nin geldiği stratejik seviyeyi, askeri kabiliyetini ve savunma ekosistemindeki özgüvenini dünyaya ilan eden büyük bir güç gösterisiydi. 50 ülkeden 10 bini aşkın personelin katıldığı bu dev organizasyon, Türkiye’nin artık sadece kendi güvenliğini koruyan değil, dost ve müttefik ülkeler için de güven veren bir merkez haline geldiğini açık biçimde ortaya koydu.
Tatbikatın gece safhasında sergilenen koordinasyon, ateş gücü, insansız sistem entegrasyonu ve müşterek harekât kabiliyeti adeta modern savaş konseptinin canlı bir simülasyonu gibiydi. Kara, hava, deniz ve özel kuvvet unsurlarının senkronize biçimde hareket ettiği bu tablo, Türkiye’nin artık klasik savunma anlayışının çok ötesine geçtiğini gösteriyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tatbikatta yaptığı konuşmadaki şu ifadeler ise aslında meselenin özünü ortaya koyuyordu:
“Burada 2500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var.”
Bu sözler yalnızca bir askeri başarıya değil, devlet aklının sürekliliğine işaret ediyor. Çünkü güçlü bir savunma sanayii yalnızca savaş için değil, barışı koruyabilmek için de gereklidir. Tarih boyunca zayıf ülkelerin barışı koruyamadığı gerçeği bugün de değişmiş değildir.
Türkiye özellikle son 20 yılda savunma sanayiinde sessiz ama devrim niteliğinde bir dönüşüm gerçekleştirdi. Bir dönem yüzde 80’lere varan dışa bağımlılık oranı bugün büyük ölçüde tersine çevrildi. İHA’lardan SİHA’lara, elektronik harp sistemlerinden hava savunma teknolojilerine kadar birçok alanda Türkiye artık oyun kuran ülkelerden biri haline geldi.
Elbette bu yükseliş bazı çevreleri rahatsız ediyor.
Özellikle Türkiye’nin 5. nesil savaş uçağı projesi olan KAAN üzerinden yapılan küçümseyici yorumlar bunun en açık örneği oldu. Henüz prototip aşamasındayken “kalorifer peteği” benzetmeleri yapanlar, bugün KAAN’ın dünya savunma çevrelerinde oluşturduğu etki karşısında sessizliğe gömülmüş durumda.
Çünkü artık gerçekler konuşuyor.
Türkiye kendi savaş uçağını geliştirebilen sayılı ülkeler arasına giriyor. Bu sadece teknolojik bir başarı değildir; aynı zamanda siyasi bağımsızlığın da ilanıdır. Savunma sanayiinde bağımlı olan ülkeler, kriz anlarında dış politika üretmekte zorlanır. Bugün dünyada yaşanan birçok örnek bunu açık biçimde gösteriyor.
Tam da bu nedenle İspanya’nın yönünü Türkiye’ye çevirmesi son derece dikkat çekici bir gelişmedir. Amerikan üretimi F-35’lerin kapalı sistem mimarisinden ve operasyonel bağımlılığından uzaklaşmak isteyen Madrid yönetiminin, KAAN ve HÜRJET projelerine ilgi göstermesi tesadüf değildir. Bu durum, Türk savunma sanayiinin artık yalnızca “kendi ihtiyacını karşılayan” değil, alternatif oluşturan bir güç haline geldiğini gösteriyor.
Daha da önemlisi; Türkiye’nin teknoloji transferi konusundaki yaklaşımı birçok ülke için cazip bir model sunuyor. Batılı savunma devlerinin çoğu kritik teknolojileri paylaşmazken Türkiye ortak üretim ve karşılıklı kazanım anlayışıyla hareket ediyor. Bu yaklaşım Ankara’nın savunma diplomasisini de güçlendiriyor.
Bugün gelinen noktada Türkiye sadece silah üretmiyor; aynı zamanda stratejik bağımsızlık üretiyor.
Savunma sanayii artık bir ülkenin yalnızca güvenlik meselesi değildir. Ekonomiden diplomasiye, teknolojiden dış politikaya kadar birçok alanı doğrudan etkileyen stratejik bir güç çarpanıdır. Türkiye’nin bu alandaki yükselişi genç mühendisler için umut, dost ülkeler için güven, rakipleri için ise ciddi bir caydırıcılık anlamı taşıyor.
EFES-2026 Tatbikatı işte bu yüzden çok önemliydi.
Çünkü o sahada yalnızca tanklar, uçaklar ve mühimmat yoktu…
Orada Türkiye’nin özgüveni vardı.
Orada yerli ve milli üretimin sahaya yansıyan gücü vardı.
Orada yıllarca “yapamazsınız” denilen bir milletin iradesi vardı.
Ve en önemlisi…
Orada geleceğin güçlü Türkiye’sinin ayak sesleri vardı.