• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Akgün
Mustafa Akgün
TÜM YAZILARI
18 Mart 2015

Mağrur geldiler, rezil gittiler

18 MART’IN  100. YILDÖNÜMÜ 

 “Anam yakmış kınayı adak diye 

 Ben de vatan için kurban doğmuşum 

 Anamdan Allah’a son bir hediye 

 Kumandanım ben İsmail doğmuşum.” 

Bugün, 18 Mart 2015 tarihinde Çanakkale’de kazandığımız ilk zaferin yıldönümüdür. Bunu Çanakkale’deki diğer zaferler takip edip gitmiştir.

Osmanlı Devleti, İttihatçıların elebaşı Enver Paşa ve avanesinin oldu bittiye getirmesiyle Birinci Dünya savaşına sokulmuştur. Savaşa girmek Osmanlı Devleti açısından mânâsız ve gereksizdi. Ama savaşa girilmişti. Artık Osmanlı Devleti Almanya’nın safında savaşa girmişti.

Daha altı yıl öncesine kadar Osmanlı devletinin başında bir siyasî deha olan Sultan Abdülhamid Han bulunuyordu. 31 Mart 1909’da tahttan indirilmişti. Onun yerine Sultan Reşad geçmişti. Sultan Reşad bütün iyi niyetine rağmen İttihatçıların elinde çaresizdi. Onların dediğini yapmak zorunda kalmıştı.

Çanakkale Savaşlarında Osmanlı kuvvetlerinin kumandanı Esad Paşa’dır. Bu savaşa gelinceye kadar orduda pek çok vazifelerde bulunmuş ve pek çok başarı kazanmıştır. 1912’deki Yanya Savaşlarında iyi bir kumandan olduğunu göstermiştir. Çok tecrübeli, dirayetli ve basiretli bir kumandandır.

İngilizler ve yedeğindeki Fransızlar yüzlerce modern savaş gemisi ve yüz binlerce askerle Çanakkale Boğazının önüne toplanmışlardı. İngilizler Avustralya’dan ANZAC’ları paralı asker olarak toplayıp getirmişlerdi. Fransızlar da Afrika’dan pek çok asker toplayıp getirmişlerdi.

Bu olanlar karşısında Sultan Reşad üzüntüsünü şöyle ifade etmişti:

Savlet etmişdi Çanakkal’aya bahr ü berden

Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden

(Müslümanların iki kuvvetli düşmanı (İngilizler ve Fransızlar) birden Çanakkale’ye karadan ve denizden saldırmışlardı.)

18 MART 2015 sabahı İngilizler çok mağrurdular. ‘Küçük dağları biz yarattık’ der gibiydiler. Modern savaş gemileriyle Çanakkale Boğazından geçip gidecekler İstanbul’a varacaklardı. “Hasta Adam” dedikleri Osmanlı Devletinin payitahtını ele geçirecekler, İslâm dünyasının yüreğini yaracaklardı. Bu ara İngiltere, Fransa, Rusya gibi devletler İstanbul’u kendi aralarında çoktan pay etmişlerdi.

SAVAŞ GEMİLERİ BOĞAZA DİZİLMİŞTİ

Queen Elizabeth, Agamemnon, Inflexible, Gaulois, Charlemagne, Bouvet, Irresistible, Ocean gibi dünyanın en modern savaş gemileri boğazın önüne muhteşem bir şekilde dizilmişlerdi.

Bunlardan Ocean Çanakkale Boğazına ilk girenlerden oldu. Boğazda ilerlemeye başladı. Bunun durdurulması gerekiyordu. Yoksa Ocean ve peşinden diğer gemiler boğaza girecekler ilerleyip gideceklerdi. Bu ise Osmanlı için bir felaket olacaktı.

Seyid Onbaşı Mecidiye Tabyasında bulunmaktaydı. Seyid, denize baktı. Düşman gemileri ateş püskürüyordu. Her biri ateş üstüne ateş yağdırıyordu. Çıkardıkları dumanlar göklere yükseliyordu. Bilhassa İngiliz Ocean gemisi epeyce yaklaşmıştı. İngiliz gurur ve vahşetini bu Ocean gemisi temsil ediyordu sanki. 

Seyid Onbaşı top mermisini omuzladı. Merminin ağırlığı çok fazlaydı. “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” dedi. Mermiyi topun namlusuna yerleştirip ateşledi. Ocean’ı kıçından vurdu. Ocean batıyor, geriye dumanları kalıyordu. 

Bu sırada Ocean bir de mayına çarptı. Bu mayın Nusret Mayın gemisinin döktüğü mayınlardan biriydi. O koca Ocean gemisi böylece batıp gitti. Ocean, İngiliz dilinde okyanus, büyük derya demekti. O okyanus küçücük bir boğazda batıp gitmişti.

Ama bu mayınlar asıl İngilizlerin o mağrur, o vahşet okunan suratlarında patlamıştı. Winston Churchill 1930 yılında bir gazeteye verdiği röportajda şunları söyleyecekti:

“Birinci Dünya Harbi’nde bu kadar insanın ölmesinin, harbin ağır masraflara mal olmasının, denizlerde 5.000 tane ticaret ve savaş gemisinin batmasının başlıca sebebi Türkler tarafından bir gece önce atılan ve incecik bir çelik halat ucunda sallanan 26 adet mayındır.”

18 MART ZAFERİNİN KUMANDANI CEVAD PAŞA

18 Mart Zaferinin kumandanı Cevad Paşa’dır. Bu başarılarından dolayı “18 Mart Kahramanı” unvanını aldı. Ne yazık ki diğer bazı paşalar gibi bu paşa da elden geldiğince unutturulmaya çalışılmaktadır.

İngilizler ve yedeğindeki devletler Çanakkale Deniz Savaşlarında yenilmişlerdi.

Bunun üzerine karadan hücuma geçtiler. Destanlar yazan Osmanlı askerlerinin fedakâr direnişleri karşısında kara savaşlarını da kaybettiler. 

25 NİSAN 1915 diğer bir muazzam zaferimizin kazanıldığı gündür. O gün Ertuğrul Koyunda Yahya Çavuş ve arkadaşları, destanı yazılacak bir kahramanlık göstermişlerdir.

Yahya Çavuş daha önce de savaşlarda bulunmuştur. Galiçya ve Balkan Savaşlarına katılmıştır. Oralardaki hezimetlerin öcünü almak için bütün gücüyle savaşmıştır. Onun yanında arkadaşları Konyalı Ahmed, Maraşlı Ali, Afyonlu Mehmed ve daha nicesi bu destanı beraber yazmışlardır.

İngilizler, Queen Elizabeth ve diğer gemilerden binlerce askeri Ertuğrul Koyuna indirdiler. Kraliçeleri  Elizabeth’in adını alan bu gemiden indirilen askerlerin tamamına yakını burada ölmüştür.

DENİZ SUYU KIPKIZIL BİR RENK ALMIŞTI

İngiliz tarihçisi Aspinal Oglander, “Yahya Çavuş ve takımının destanını yazmak için kelimeler yetmemektedir” ifadesini kullanmıştır.

Bir Avustralyalı savaş muhabirinin notlarında da şunlar yazılıydı:

“Bize daha yakın olan tepenin dün çalılarla kaplı olan yamacı bugün iyice çoraklaşmış durumda. Bu çorak yamacın yüzü ölülerimizle kaplı. Avustralyalı askerlerin cesetleri karıncalar gibi yatıyor. Kimi parçalanmış, kimi kıvrılıvermiş, kimi hâlâ silahına sımsıkı sarılı.”

Yine savaş muhabirlerinin günlüklerinde Ertuğrul Koyunda o kadar çok İngiliz ve ANZAC askeri ölmüştür ki onların kanından deniz suyu kıpkızıl bir renk almıştır.

Çanakkale’deki darbımesel ve vecizeler anlatmakla bitmez. Orada nice ana kuzuları kurban verilmiştir. Şu söz gayrı darbımesel olmuştur:

“Anam yakmış kınayı adak diye

Ben de vatan için kurban doğmuşum

Anamdan Allah’a son bir hediye

Kumandanım ben İsmail doğmuşum.”

O sene Ramazan Bayramı ağustos ayına denk gelmiştir. Efsanevi 57. Alayın erleri bayram namazında şehid olmalarını niyaz etmişler, bu niyazları kabul olmuş hepsi de şehid olmuştur. 

On üç yaşındaki Gönüllü Bombacı pek çok İngiliz siperini bombalamış ve bizim efsanemiz, İngilizlerin kâbusu olmuştur.

Aylarca süren savaşların sonunda İngilizler mağlubiyeti kabul ettiler ve çekip gittiler. Daha da rezil olmamak için çekilmekten başka çareleri de yoktu. Onlar da, bütün dünya da şunu çok iyi anlamışlardı:

 “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!..”

Winston Churchill şunu söylemek zorunda kalmıştı:

“Biz Çanakkale’de Türklerle değil Allah’la savaştık. Tabiî ki yenildik.”

Hainlerin ve düşmanların kıskacında bulunan Sultan Reşad Çanakkale Zaferinin sonunda sevincini şöyle ifade ediyordu:

“Kadr ü haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr

Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe gelmiş-iken”

(İslâm’ın kalbine nüfuz etmek için gelmişlerdi. İtibar ve onurlarını ayaklar altında bırakarak kaçtılar.)

İngilizler Çanakkale’yi geçemediler. Geçselerdi çok şeyler yapacaklar, bizi çürütüp tarih sahnesinden sileceklerdi. Ama daha sonraları içimize saldıkları zağarları vasıtasıyla düşüncelerini gerçekleştirdiler. Halbuki bunu daha önce düşünmüş olsalardı bu kadar zayiat vermezlerdi. Yüz binlerce askerleri ölmez, o kadar gemileri batmaz, bu kadar maddi kayıpları olmazdı. Ne hikmetse bu şeytanlığı baştan düşünmemişlerdi.

SEYİD ONBAŞI’YA BÜYÜK BİR VEFASIZLIK YAPILDI

Ne yazık ki Seyid Onbaşı’ya karşı büyük bir vefasızlık gösterilmiştir. Onu methedenler savaştan sonra lüks içinde yaşarlarken, Seyid Onbaşı yokluk ve sefalet içinde yaşamıştır. Ve veremden ölmüştür. Nusret Mayın gemisi gibi efsane gemimiz de jilet yapılmaktan zor kurtulmuştur. Bu davranışlar vefasızlık, gaflet ve aymazlık değil birer ihanet örneğidir.

18 Mart’ta ayrıca Bouvet gemisini de Cideli Mahmud Çavuş batırmıştı. ‘Battığı zaman deniz taşar’ denen muazzam Bouvet Gemisi batmış, fakat deniz taşmamıştı.

Irrestible de o gün batan gemilerdendi. Bu gemiye de ‘karşı konulamaz, dayanılmaz’ lakabını takmışlardı ama o da denizin dibini boylamıştı.  

Bunlar gibi daha başka savaş gemileri yara alıp saf dışı olmuşlardı. Netice özet olarak şuydu: Irrestible, Ocean ve Bouvet batmıştır. Onlarla beraber İngiliz gururu da batmıştır. Artık ‘küçük dağları biz yarattık’ diyemeyeceklerdi. Agamemnon (bu isim eski Yunan’da savaş tanrısının adıdır), Inflexible (lakabı; yenilmez, bükülmez, eğilmez, boyun eğmez, inatçı, kararlı) ve Gaulois ağır hasar almıştır. Onlarla birlikte İngilizlerin dünya hakimiyetleri de hasar görmüştür.

O günün akşamı batan ve yaralanan gemilerle birlikte İngilizlerin gururu da batıp gitmişti.

SULTAN REŞAD:

“İslam’ın kalbine nüfuz etmek için gelmişlerdi, onurlarını ayaklar altında bırakarak kaçtılar.

Winston Churchill:

“Biz Çanakkale’de 

Türklerle değil 

Allah’la savaştık. 

Tabiî ki yenildik.”

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23