• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Akgün
Mustafa Akgün
TÜM YAZILARI
06 Eylül 2015

Hayme Ana’yı anarken

Tarihte en fazla kendinden bahsettiren devletlerden biri belki de birincisi Osmanlı Devletidir. Peygamberimizin (.a.s.) yaşadığı Saadet Asrından sonra Osmanlı Devleti o muhteşem sırasını almıştır.

Söğüt ve Domaniç gibi çekirdek bir yurtta kurulmuş bu devlet. Büyümüş büyümüş cihan şümul bir devlet olmuş. Bir yanda Viyana’ya diğer yanda Basra Körfezine; bir yanda Kafkaslara diğer yanda Orta Afrika’ya kadar uzanmış.

Altı asırdan fazla bir ömür yaşamış. Devletin başından otuz altı padişah geçmiş.

İşte dünyaya şan vermiş Osmanlı Devletinin otuz altı pâdişâhının dip anası, kök anası Hayme Ana olmuş.

Oğlu Ertuğrul Bey Kayı Boyu’yla Osmanlının temelini atmış.

Torunu Osman bu cihan devletini kurmuş, devlet altı asır onun adıyla anılmış.

Torunlarından Fatih İstanbul’u fethetmiş, fethi müjdeleyen Hadisin şahsında tecelli etmesi şerefine ermiş. Fetih sırasında gemileri karadan yürütmek gibi bir fevkalade hadiseyi gerçekleştirerek dünyayı hayretler içinde bırakmıştır.

Torunlarından Yavuz kükremiş, verdiği insanlık dersleriyle, kahramanlıklarıyla tarihe parmak ısırtmıştır.

Torunlarından II. Abdülhamid bir siyasî dehâ olarak tarihe geçmiştir.

İşte bu devletin ihtişamının temelinde Hayme Ana’nın şahsiyeti vardır.

Koca Selçuklu Devleti inasanlığıyla, medeniyetiyle vadesini tamamlayıp gitmişti. 13. asır Diyâr-ı Rûm ve Ortadoğu bölgesinin yakılıp yıkıldığı bir devreydi. I. Alaeddîn Keykubad’ın 1237 yılında vefatından sonra Anadolu Selçuklularının sanki sadece isimleri kalmıştı.

Ahmed Yesevî’nin yetiştirdiği Horasan Erenleri ise henüz kar altında kalmış çiğdemler, sümbüller gibi güneşe kavucakları günü bekliyorlardı.

Kayı Boyu ise Diyâr-ı Rûm içinde oradan oraya gidip geliyordu. Anadolu Beylikleri karmakarışık olmuştu. Sadece Osmanlı Beyliği asaletini koruyabiliyordu.

Ancak Kayı’lar Selçukluların vârisi olacak gibi görünüyorlardı. İdare tarzlarından o anlaşılıyordu.

Hayme Ana idareci bir kadındı. İsabetli görüşleri vardı. Herkese karşı iyi niyetli merhametliydi. O sadece oğlu Ertuğrul’a değil bütün Kayı’ya anaydı sanki.

Şu beyit onun yüceliğini ne güzel özetleyiveriyordu.

 Şu Kayı’nın ulu anası sensin

Ona imân, ahlâk, aşk emzirensin

 Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat Ertuğrul Bey’i ‘Söğüt ve Domaniç’e uç beyi yaptı. Söğüt ve Domaniç’in Kayılıya verilmesiyle tarih sanki onlara tül aralamıştı.

Kayılı şairler Domaniç yaylasına şiirler yazıyordu:

Ey Domaniç!... Yaylaların güzeli

Nasıl da donatmış Allah ezelî

Yeşil bağrın çiçeklerle bezeli

Gelincik, bubaşça, gül Domaniç’im

Hasrettir Kayı’ya taşı, toprağı

Hasrettir Kayı’ya gülü, yaprağı

Hasrettir Kayı’ya devrânı, çağı

Domaniç Kayı’ya il Domaniç’im

 Kayı gelsin’ diye sümbül bekledi

Kırmızı gül, şeydâ bülbül bekledi

O deli, divâne gönül bekledi

Bu güzel diyârda kal Domaniç’im

İşin hislendirici bir yanı da şu:

Çoğu tarihçinin bildirdiğine göre Osman Gâzi 1258’de Söğüt’te doğdu. O sene Domaniç’e yaylaya çıkıldığı zaman Hayme Ana çadırların kenarındaki bir çama Osman Bebek için beşik kurdurdu. Hayme Ana bu beşikte sallaya sallaya torunu Osman’ı büyüttü. Beşik kurulan çam Mızık Çamı adını aldı ve 1980’li yıllara kadar ayakta kaldı.

Hayme Ana Osman Bebeğin büyütülmesinde çok itina göstermiştir. Onun bu yaptıkları pek çok şiire mevzu olmuştur.

Şu Mızık Çamında beşik salladın

Torunun Osman’ı nasıl beledin

Ninniler söylerken dilek diledin

Han olur bu oğul bil Hayme Ana

‘Hû… Hû… Benim oğlum uyusun. Ninni!...

Uyusun, uyusun büyüsün. Ninni!...

Tıpış, tıpış, tıpış yürüsün. Ninni!...’

Osman şimdi körpe dal Hayme Ana

‘Erleri peşinden sürüsün. Ninni!...

Ordusu dünyayı bürüsün. Ninni!...

Yüce Mevlâ’mızın erisin. Ninni!...

Hû… Hû…’ Ninnin şeker, bal Hayme Ana

 Hayme Ana’nın gönlü bir pıynar çiçeği gibi bembeyazdır. O bembeyaz gönlüyle tarihe imzasını atıp gitti. Asırlar onun peşi sıra ihyâ oldu.

Nice babayiğitler Hayme Ana ve oğlu Ertuğrul Bey’in açtığı çığırda kurbanlar oldular. Çünkü onlar biliyordu ki, ‘Tenler kurbân olmayınca rûhlar göğe ağmıyordu’.

Irmaklar Kayı’yla sanki daha coşkun akıyordu. Tuna Akıncılara nice türküler yakmıştı. Fıratlar, Niller Osmanlı mülkündeki bütün ırmaklar gönüllere nice gül fidanları dikmişti.  

Hacı Bektaş, Mevlânâ, Yûnus Emre, Geyikli Baba, Ahî Evren, Ede Bâli o zamanın erenleriydiler. Yangın yeri haline gelmiş Diyâr-ı Rûm’u gülistana çeviriverdiler.

Hayme Ana’nın gönlü imanla, aşkla, ahlâkla, merhametle, şefkatle bezenmiş. Bu güzel duyguları kendi oğullarından başlamış bütün Kayılıya emzirmiş.

Bakışları asırlar ötesini, ufuklar ötesini sarıyor. İsmi bile bilinmeyen Kayı Boyunun cihan devleti olmasına yol açmış.

Bugünkü kadın ve kızlarımız aynı ihtişama kavuşmak için Hayme Ana’mızın yolundan gitmek zorundadırlar. Gönüllerinin derinliklerinde Hayme Ana’yı hissetmelidirler.

Ne yazık ki bugün Hayme Ana’yı küstürdük. Onunla barışmamız için onun yolunu tutmak zorundayız. Yoksa bir ot gibi kurur, çürür, yok olur, gideriz. 

Ne zalimiz, seni küstürdük ana

Ana yüreği bu nasıl dayana?

Gayrı affet, şöyle gülüver bana

Şu fakirhaneme gel Hayme Ana

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23