• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Akgün
Mustafa Akgün
TÜM YAZILARI
11 Aralık 2015

Güneydoğu meselesinde gönül boyutları

Türkiye’de milletin çoğu kök olarak Türklerden, Kürtlerden ve Araplardan meydana gelmektedir. Bunlardan başka da var ama asıl ağırlık bu üçündedir. Bu üç unsur İslâm inancı içinde binlerce yıl beraberce yaşadılar. Komşuluk ettiler. Birbirlerinden kız alıp verdiler. Başta Çanakkale Savaşları olmak üzere pek çok savaşta beraber savaştılar.

Araştırmalar bugün Türkiye nüfusu içinde 2 milyon civarında kişinin ailelerinin Türk ve Kürt karışımından olduğunu söylemektedir. Baba Kürt, anne Türk olan pek çok aile vardır. Bunun tersi olan aileler de vardır. Baba Türk, anne Kürt’tür. Sadece bu yönden bile Kürtlerle Türklerin birbirinden ayrılması mümkün değildir.

Kürtlerden de Türklerden de pek çok İslâm büyüğü yetişmiştir. Dinî, edebî yönden büyük bir benzerlik göstermektedirler. Kürtlerle Türkler Peygamber nuruyla nurlanmışlardır.

Meselâ Türk Yûnus Emre, Peygamberimizle alakalı şiirlerinde şunları söylemiştir:

Canım kurbân olsun Senin yoluna

Adı güzel kendi güzel Muhammed

Türk Süleyman Çelebi Mevlidinde şunları söylemiştir:

Bu gelen aşkına devreyler felek

Adına müştakdürür ins ü melek

Türk Fuzûlî şunları söylemiştir:

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl

Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

Kürt Molla Ahmed Cezirî Peygamberimizle alakalı şiirlerinde şunları söylemiştir:

Kıdem divanında yazılı olan adındır Senin

Kalem en güzel şekliyle yazmıştır adını Senin

Kürt Mela Hüseyni Bateyî Kürtçe Mevlidinin başında şunları söylemektedir:

Bert û bad her zaman û an û hîn

Ey Mihemmed sed hezaran aferîn

Ey Muhammed… Her an ve her zaman yüz bin selâm üzerine olsun.

Kürt Ahmed-i Hânî şunları söylemiştir:

Gaybı bilen Allah’ın emri ile o nûr

Gayb âleminin feyiz kaynağı olmuştur

Yani aynı iman ve aşkı bir kısmı Türkçe, bir kısmı Kürtçe yazmıştır. Örnekler saymakla bitmez.

Salaheddin Eyyûbî, Eyyûbî devletine adını verendir. Kendisinin Kürt olduğu bildiriliyor. Ama tebaası içinde pek çok Kürt de, Türk de, Arap da vardır. Hepsi de birbirini İslâm kardeşliği ile sevmektedir.

Söz buraya gelince bir tarihî hatırlatma yapmak yerinde olacaktır. Büyük Sahabelerden Selman-ı Farisî adından da anlaşılacağı gibi İran kökenlidir. Bilâl Habeşî de yine adından anlaşıldığı gibi Habeşlidir. Derisi siyahtır. Bu Sahabeler Arap kökenli olmadıkları halde Efendimiz (s.a.s.) tarafından taltif edilmişlerdir. Demek ki Peygamber Efendimiz kişilere ırk açısından değil, kavi mümin olması açısından bakmıştır.

Bugünün Türkleri de, Kürtleri de Müslüman olmaları cihetiyle hadiselere bu açıdan bakmak zorundadırlar.

Öyle olduğu zaman ne olacaktır? Öyle olduğu zaman Kürtler ve Türkler birbirlerine kardeşçe sarılacaklardır. Onların birbirlerine sarılmasıyla da başta PKK projesi olmak üzere bizi bölmeye çalışan projeler çöküp gidecektir. Onların bozguncu düşünceleri toplumda revaç bulamayacaktır.

Güneydoğu meselesinde sadece iktisadi ve emniyet tedbirleri kâfi olamaz. Bunu defalarca gördük. Bunlar kısa ve geçici tedbirler olmaktadır.

Meseleye gönül boyutları açısından bakmak mecburiyeti vardır. Ve kalıcı olacak olan da budur.

Yıllar önce ‘Kürd’ün Gelini Dilan’ romanımı esas alarak bir TV dizisi projesi hazırlamıştım. Bu projede birleştirici bir üslup kullanmıştım. Kültür - sanat seviyesi yüksek Kürt kardeşlerimle bu projeyi tartıştım. Çok beğenmişlerdi projemi. Hemen gerçekleştirmemi söylediler. Zaten ‘Kürd’ün Gelini Dilan’ romanımı okuyan Kürtler roman olarak da beğenmişlerdi. Kürdüyle, Türküyle bu romanın Güneydoğu halkına ulaştırılmasını söylediler. Üniversite öğrencisi, öğretmen, subay, imam, korucu, muhtar başta olmak üzere halkın her kesimine bu kitabın ulaştırmasının çok gerekli olduğunu ifade ettiler. Hattâ bazı Kürt kökenli milletvekilleri bile aynı kanaati ortaya koydular.

Dizi projem üzerinde bazı üst seviyedeki kimselerle istişarede bulunduk. Bu dizinin Kürt ve Türk kökenli kişilere kardeşlik duygusu aşılaması hedeflenmişti. Güneydoğu’da yaşayanların gönül boyutlarının ele alınması, geliştirilmesi hedeflenmişti.

Üst seviyedeki bir kişi ile bu mevzu hakkında bazı şeyleri konuştuk. O kişi o kadar gereksiz şeyler söyledi ki âdetâ dondum. Demek ki Güneydoğu hadiselerinde on binlerce kişinin ölmesi böyle kişilerde hiçbir mide sancısına sebep olmamış. Onları kıvrandırmamış. Demek ki ona sahip olduğu makam kâfi imiş. Başka şeyler için rahatını bozmaya değmezdi onun için.

Anlaşılan o ki Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’a, Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’na ayak uyduramayan kimseler var. Bir önceki Cumhurbaşkanı zamanında Cumhurbaşkanlığını paralelcilere işgal ettiren kişiler milletvekili olabildiğine göre demek ki almamız gereken daha çok yol var. Onların oralara gelmesini sağlayan sancısızlar bunun vebalini acaba nasıl vereceklerdir? Bu yaptıklarını nasıl izah edeceklerdir?

Neyse ki herkes bu yetkili gibi değildi. İşin acısını sancısını çeken çok kişi var. İktisadî ve emniyet tedbirlerinin yanı sıra işin gönül boyutunun ele alınması gerektiğini anlayan çok kişi var.

İnşâllah geçmişte olduğu gibi Türklerin de, Kürtlerin de sevgiyle birbirlerinin boyunlarına sarılacakları günler yakındır. Bir sevgi toplumu olacağımız günler yakındır.

Bu olduğu zaman PKK ve benzeri terör teşkilatlarının sulanmamış dikenli çalıların kuruyup gittiği gibi yok olduklarını göreceğiz.

Yeter ki Kürtlerle Türkler birbirlerine sarılsınlar. Tıpkı Selmân-ı Farisî ile Bilâl Habeşî gibi.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23