• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Akgün
Mustafa Akgün
TÜM YAZILARI
18 Ocak 2015

ERTUĞRUL GÂZİ VE OSMAN GÂZİ

Ertuğrul Gâzi ve Osman Gâzi…

Tarihî iki temel şahsiyet. Biri baba, Osmanlı Sarayının temelini atmış. Bazı tarihçiler haklı olarak Osmanlı Devletini haklı olarak Ertuğrul Gâzi’yle başlatırlar. Diğeri oğul, babasının attığı temel üzerine sarayın katlarını çıkmaya başlamış.

Osman Gâzi’nin hayatı 1980’li yıllarda ‘Kuruluş’ adlı diziyle TRT ekranlarına yansıtılmıştı. Rahmetli Tarık Buğra’nın Osmancık adlı eserinden rahmetli Yücel Çakmaklı ağabeyimiz tarafından diziye uyarlanmıştı.

O zaman seyircilerin çoğunu ekran başına âdetâ mıknatıs gibi çekmişti ‘Kuruluş’ dizisi.

Mevzu Osmanlı Devletinin kuruluşu ve kurucusunun hayatıydı. Yani dünyanın en uzun ömürlü devletlerinden birinin kuruluşu anlatılıyordu.

Dizideki kişiler tarih yazdıran kişilerdi: Ertuğrul Gâzi, anası Hayme Hâtun, eşi Halime Hâtun, oğulları Gündüz Bey, Savcı Bey, Osman Beyler... Osman Bey’in eşi Malhun Hâtun ve oğlu Orhan Bey... Orhan Bey’in eşi Nilüfer Hâtun… Rumken Müslüman olup Mihaloğulları Akıncı ocağını kuran Mihal Gâzi… Bütün bunlar ve niceleri Osmanlı Devletinin kuruluşunda temel taşı şahsiyetlerdi. Seyirci tarihi şanlandıran bu kişileri elbette yakından tanımak ve öğrenmek istiyordu. Onun için ekran başına gidiyordu.

Kuruluş Dizisinin dili, Osmanlının kuruluş devrindeki diliydi. Kayılıların o akıcı diliydi. O dilde ve şivede bu millet kendi köklerini görüyordu. Kendi efsununu hissediyordu.

Malum, ‘Diriliş – Ertuğrul’ dizisi de TRT’de yayınlanmaya başladı. Bu dizinin yayınlanmaya başlamasıyla seyircide ‘Kuruluş’ dizisindeki alâkaya yakın bir alâka gözleniyor. Aynı heyecan ve merak hissediliyor.

İnşâllah bu dizi tarihimize layık bir şekilde tamamlanır.

Mevzu çok ciddi mevzu. Tarihimizin temeli yani. Diziye gösterilen alâkanın en başta gelen sebebi budur. 

‘Diriliş Ertuğrul’ dizisinin şu ana kadar yayınlanan bölümlerinde çekim yerleri, tabiî güzellikler, kostüm, müzik gibi temel öğeler güzellikleriyle dikkat çekti, çekiyor. Hele tabiî güzellikler insanı âdetâ büyülüyor. Çekirdek yurt Söğüt ve yüce yayla Domaniç’le alâkalı bölümlerde bu güzellik çok daha artacak, seyirci büyülenecektir. Söğüt ve Domaniç Yaylası üç kıtayı gölgesine altına alan Osmanlı çınarının filiz verdiği köktür. Çekirdek yurdumuz Söğüt şimdi garip kalmıştır. Onu görmek seyirciye ayrı bir heyecan verecektir. Domaniç Yaylamız tarihimizin ve coğrafyamızın en güzel yaylalarından biridir. O güzellikleri görmek de bugünkü nesillere bir canlılık, bir heyecan verecektir.

Ancak bunlarla beraber bu diziyle alâkalı bazı hususları dile getirmekte fayda var. Bunun başında da dil geliyor.

Ne yazık ki dizide Osmanlının kuruluşu zamanındaki dil ve şive kullanılmamış. Bunun için de ne yazık ki ciddi bir güzellik kaybı olmuş. Halbuki bunun yapılması mühim bir mali külfet getirmezdi.

Bunun yanı sıra dizide ayrıca uyduruk kelimeler kullanılmış. Meselâ ‘sorun, özgür, onur’ ve benzeri bazı kelimeler kullanılmış. Bu kelimeler Ertuğrul Gâzi zamanının Türkçesinde asla olmayan kelimelerdir. Böyle kelimeler 1930’lu yıllarda Türk Dil Kurumunun başına getirilen Agop Dilaçar Martayan adlı bölücü Ermeni ve çömezleri tarafından uydurulmuş kelimelerdir. Sorun kelimesi ‘mesele’ kelimesinin karşılığı olarak konmaya çalışılmıştır. ‘Özgürlük’ kelimesinin karşılığı da anıyla, şanıyla ‘hürriyet’tir. ‘Onur’ da batı dilerinden sündürülerek, eğilip bükülerek dilimize sokuluştur. Yani bunlar ve benzerleri ne idiği belirsiz kelimelerdir. ‘Kullanılacak kelimelerin derme çatma, uydurma kelimeler olmamasına, Türkçemizin malı kelimeler olmasına dikkat edilmeli’ diye düşünüyorum.

2. Bölümde ‘yâ Ebûbekir’ sözü geçmektedir. Bu ‘yâ Ebâbekir, veya ‘ey Ebûbekir’ şeklinde olmalıdır. Arapça ve Türkçe kaidelerin karışımı şeklinde olmamalıdır. İbn-i Arabî ‘Esselâmün aleyküm’ diye selâm veriyor. Bu selam veriş ‘Esselâmü aleyküm’ veya ‘Selâmün aleyküm’ şeklinde olmalıydı.

Sıradan bir dizi olsaydı bu hataları dile getirmeye değmezdi. Ama Ertuğrul Gâzi, yani tarihimizin temeli bahis mevzuu olunca bunları dile getirmek bir zaruret oluyor.

Kahramanlık, mertlik, ahlâk, fedakârlık, sevgi, gönül adamı olmak gibi güzel hasletler, davranışlar ve duygular o zamanın insanında âdetâ tecessüm etmiştir.

Acizane ‘Ertuğrul Gâzi – Tarihin Gönül Aynası’, ‘Osman Gâzi – Hayallere Sığmayan Kahraman’, ‘Orhan Gâzi’, ‘Edebâli – Tan Onunla Ağarmıştı’, ‘Mihal Gâzi’ gibi tarihî romanların yazarıyım. ‘Hayme Ana’ adlı tarihî romanın da hazırlıklarını yapmaktayım. O devrin insanının, hadiselerinin yeni yetişen nesillere öğretilmesi gerektiği hemen herkesin malumudur. O devrin insanı efsane ötesini bir gerçek olarak yaşamıştır. Ancak onlara özenerek yetişen nesil bize yeni bir altın çağ, yeni bir şahlanma çağı açabilir. Onun için bu kabil çalışmalarda çalışmanın her yönüyle hakkını vermek gerektiği ortadadır.

Dizide emeği geçen herkese; ortaya konan eser bir ihtiyacı karşıladığı için, bir boşluğu doldurduğu için teşekkür ediyoruz, tebrik ediyoruz. Başarılarının devamın diliyoruz.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23