• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Akgün
Mustafa Akgün
TÜM YAZILARI
25 Haziran 2015

Abdullah Gül İle 12 Sene

Son zamanlarda eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başdanışmanı Ahmet Sever’in yazdığı kitap birçok tartışmalara yol açtı. “Abdullah Gül İle 12 Sene” adlı bu kitap epeyce çalkantıya sebep oldu.

Bunca çalkantı, cayırtı, tartışma karşısında Ahmet Sever ve adı geçen kitap hakkında Abdullah Gül şunları söyledi:

“Ahmet Sever’in yazdığı kitabı eleştiriyorlar. Ben açıklamada da söyledim. Yaz ya da yazma diyemezdim. Kitabın yazılmasından hoşnut olmadım ama karışmadım da. Kendisi gazeteci zaten, yazma deseniz de bir gün yazardı. Onun görevde olmasını da çok eleştirdiler.‘Solcu’ dediler. Oysa kendisi çok demokratik bir kişilik.”

Bu hususta Ahmet Sever de şunları söylüyor:

“Gül kitabı baştan sona okumuş ve düzeltme yapmıştır.”

Bu iki ifadeden biri yanlış ama acaba hangisi?

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başbakanlık yaptığı zamanlarda paralel yapıyla mücadeleyi ısrarlı bir şekilde dile getiriyor, kendisi ve onun gibi düşünenler de gereğini ellerinden geldiğince yapıyorlardı. Bu hususta zaman zaman şu cümleyi söylüyordu:

“Paralel yapılanmayla mücadelede arkadaşlarım bana yardımcı olmuyor.”

O bunları söylerken Abdullah Gül, Ahmet Sever’i başdanışmanlığına yani Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına kadar getiriyordu.

Ahmet Sever malum paralel yapılanmanın ileri gelenlerindendi. Onun vazifeden alınmasını Sayın Tayyip Erdoğan defalarca istediği halde ne yazık ki Abdullah Gül bu isteği yerine getirmemiştir. Halbuki kendisinin Cumhurbaşkanlığına kadar gelmesine Sayın Recep Tayyip Erdoğan zemin hazırlamıştı.

Bugün aklı başında, ilim namusuna sahip kişilerin paralel yapılanma ile alakalı değerlendirmeleri özet olarak şöyledir:

Paralel yapılanma, malumdur ki, mazisi 1970’li yıllara kadar varan bir yapılanmadır.

12 Eylülcülerin kılıçları; sağcıları da, solcuları da biçerken Paralelcilerin başına dokunmadı. Daha doğrusu ihtilali yaptıranlar ona dokundurtmadılar. Çünkü Türkiye aleyhindeki projelerinin bir kısmını onunla gerçekleştireceklerdi. Pek çok yerde yakalanması gerekenler arasında Paralel Yapılanmanın başının resimleri asıldığı halde, ismi yazıldığı halde ona dokunulmadı.

Yapılanma derinden derine devam etti. Ve bugünkü boyutlara ulaştı.

Bugün Paralelcilerin pek çok ülkede okulları vardır. Ancak bu okullar CIA ve MOSSAD kontrolündedir. Buradaki idareci ve öğretmenler vasıtasıyla dünya ABD ve İsrail’in kontrolü altında tutulmak istenmektedir. Bunun farkına varan Putin, Rusya’da açılan paralelci okulları hemen kapatmıştı. Çünkü öğretmenlerin ve idarecilerin çoğu CIA yani ABD ajanlığı yapıyordu.

Türkiye’de sadece Cumhurbaşkanlığında değil, diğer bazı kuruluşlarda ve bakanlıklarda paralel yapılanma faaliyetlerine devam etti.

Polis teşkilatında ne kadar ileri derecede yer aldıkları kolayca anlaşılmaktadır. Göz altına alınıp mahkemeye sevk edilen ve şu anda mahkemesi süren üst kademeli paralel yapı mensubu pek çok polis müdürü bulunmaktadır.

Yargıda büyük bir kesimi elde etmişlerdi. Korkunç, akla hayale gelmedik kumpaslar kurmuşlardı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı ve diğer bazı bakanlıklarda tesirli yerleri ele geçirmişlerdi.

Bunları birazcık aklı başında olan, birazcık hassasiyeti olanlar kolayca görüyor ve anlıyordu.

Ahmet Sever de bu yapılanmanın mensuplarından biriydi. Sahip olduğu makamdan bu yapılanmaya katkıda bulunmaya çalışıyordu.

Paralel yapılanma ile sözü edilen demokrat kişiliğin hiç alakasının olmadığı ortadadır.

Ahmet Sever’in Cumhurbaşkanlığında Başdanışmanlık vazifesi alması, aymazlığın korkunç boyutlarını göstermesi bakımından çok çok düşündürücüdür. Bu sadece bir aymazlık mıdır, daha ileri boyutları var mıdır, açık açık görülecektir.

Ahmed Sever’i eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kendisi mi bulmuştur? Yoksa birileri tarafından telkin mi edilmiştir? Bu sorunun cevabı çok mühimdir.

Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık dahil pek çok kişi ve kuruluşun dinlenme hadiselerinin ayyuka çıktığı zamanlarda eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül şu manaya gelen sözler söylemişti:

“Bizim dinlenecek bir şeyimiz yok.” Yani, “biz temiziz, bizi dinlemekle kimse bir şey elde edemez, saklımız gizlimiz yok” demeye getirmişti.

Burada mühim olan Abdullah Gül’ün başında bulunduğu Cumhurbaşkanlığı makamının dinlenip dinlenememesi midir, yoksa Abdullah Gül’ün dinlenmeye değer bir yönünün olup olmaması mıdır? Yani gizli kapaklı işinin olmayışı mıdır, şeffaflığı mıdır?

Elbette Cumhurbaşkanlığı makamının dinlenmesi meselesi mühimdir. Türkiye Cumhuriyeti devleti gibi bir devletin Cumhurbaşkanlığı makamının dinlenmesi korkunç boyutları olan bir hadisedir. Bu hadisenin içinde ihanet vardır, gaflet vardır, kasıtlı olarak işin üstüne gitmeyiş vardır, dalalet vardır.

Bunu, içinde devlet sancısı olanlar ancak anlayabilir. Devletin kıymetini bilenler ancak anlayabilir. Tarihî akış içinde geçmişte düşmanlarımızın hangi kılıklara girdiğini, devletimizi çökertmek için hangi sinsiliklerde, kalleşliklerde bulunduklarını, hangi tavırlar ortaya koyduklarını bilenler iyi bilir.

Paralel yapılanma hadisesine de bu gözle bakmak gerekmektedir. Yoksa değerlendirmelerin sağlıklı olmayacağı aşikardır.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23