• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Murat Alan
Murat Alan
TÜM YAZILARI

Lozan’la var olmadık, Lozan’sız da yok olmayız

25 Temmuz 2025
A


Murat Alan İletişim: [email protected]

Lozan’la var olmadık, Lozan’sız da yok olmayız

MURAT ALAN

Sözcü Gazetesi, 24 Temmuz 2025 tarihli sayısının sürmanşetinde yine klasik Lozan güzellemesine yer vermiş. “Türkiye’nin tapusu” diyorlar, “Lozan’ı sevmeyen Türkiye’nin parçalanmasını ister” diyorlar. Bu ifadeleri de Naim Babüroğlu gibi ulusalcı refleksli bir emekli generalin ağzından sunuyorlar. 

Yani vatandaşa açık bir mesaj: “Lozan’ı sorgulayan, haindir.” 

Üstelik bunu sözde “milliyetçi, Atatürkçü” bir refleksle yapıyorlar. Gazetenin yabancı ortaklı yapısı, patronunun yurtdışında yaşaması falan da cabası. Neymiş efendim, Lozan Türkiye’nin tapusuymuş, Lozan Cumhuriyet’in temeliymiş, Lozan geleceğe sahip çıkmakmış! 

Kimse sormuyor: Bir devletin tapusu, başka devletlerin imzaladığı bir belge midir? Bu milletin tapusu Lozan mı, yoksa binlerce yıldır var olabilmek için döktüğü kan mı?

Lozan güzellemesi yapanlar bir eziklik psikolojisinin esiridir. Onlara göre Türk milletinin uluslararası alanda varlık hakkı, ancak Batılı devletlerin imzasıyla mümkündür. 

Bu zihniyet, bağımsızlık kavramını Batı’nın onayına endekslemiş zavallı bir algının ürünüdür. 

Oysa Türk devleti ne Lozan’la kurulmuştur ne de Lozan’la var olacaktır. 

Tarih, bizim bu topraklardaki varlığımızı belgeleyen Lozan gibi bir kağıt parçasına değil, binlerce yıllık mücadelenin ve feda edilmiş milyonlarca şehidin anısına şehadet eder. 

Bu millet, 1071 Malazgirt’te Alparslan’la Anadolu’nun kapılarını açmıştır. Söğüt’te Ertuğrul Gazi’nin otağında, Osman Gazi’nin kılıcında, Fatih’in gemileri karadan yürüten dâhiliğinde, Yavuz’un hilafeti taşıyan iradesinde kurulmuştur. Lozan, bütün bu tarihin neresindedir?

Bugün Türk Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın kuruluşunun 2234’üncü yılını kutluyoruz. 

Bu kurum, milattan önceye dayanan bir devlet disiplininin, bir ordu geleneğinin sembolüdür. Lozan dediğiniz şey ne zaman yapıldı? Lozan şehri ne zamandan beri var? Bu antlaşmayı imzalayan ülkelerden kaçı bugün bizimle aynı düzeyde bir tarihsel mirasa sahiptir? Bugün kaç İngiliz o metni hatırlıyor? Ama bizimkiler hâlâ Lozan’ı kutsuyor.. Neden? Çünkü bazıları hâlâ Batı’nın ne diyeceğine göre pozisyon almak istiyor.

Lozan Antlaşması elbette tarihî bir metindir. Fakat onu bir “tapuyla” eşitlemek, tam anlamıyla bir fikrî teslimiyetin göstergesidir. 

Lozan bir zafer değildir. Bir müzakere metnidir. Üstelik birçok başlıkta Türkiye aleyhine sonuçlar doğurmuştur. Hatay, bu antlaşma kapsamına girmemiştir. 1939’a kadar Türkiye toprağı olmamıştır. Ege’deki adalar, Lozan’dan önce İtalyan işgalindeydi ama bu antlaşma ile Yunanistan’a devredilmiş sayılmıştır. Musul, Kerkük, Batum, Kıbrıs, Halep.. Bunlar ultra/mega/süper Lozan Antlaşmasında niye Türkiye toprağı olarak kaydettirilememiştir. 

Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağlanamamış, uluslararası komisyonlara bırakılmıştır. Bu sorunların bir kısmı, ancak 1936 Montrö Sözleşmesi ile aşılabilmiştir. Naim Babüroğlu gibi isimlerin Lozan’ı kutsarken görmezden geldiği şey, Lozan’ın da ancak bir müzakere ürünü olduğudur. Zafer değil, pazarlık. “O dönemin koşullarında yapılabilecek en iyi antlaşmaydı” derseniz neyse derim..

Belki bunu da kabul edebilirim. Ama yeni şartlar altında sorgulanması da gayet doğaldır.

Bugün çıkıp Lozan’a dokunulamaz, tartışılamaz bir metin gibi yaklaşmak, bu millete ihanettir. Hele hele Lozan’ı sorgulayanları Sevr hayranlığıyla yaftalamak, tam anlamıyla bir fikrî saptırmadır. Bu, tıpkı eleştireni, “vatan haini” ilan eden darbe zihniyetiyle aynıdır. Sevr, Türk milletinin boynuna geçirilmek istenen bir prangaydı. Bu millet onu Sakarya’da, Dumlupınar’da parçalayarak attı. Lozan, o savaşın en zayıf diplomatik neticesidir. Savaşı kazanan tarafın, diplomatik masada bu kadar geri düşmesi sorgulanmalıdır. Sevr’den kurtulduk ama Lozan’da başka türden kayıpları kabul ettik. “Buna da şükür” demek, ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. 

İdeal değil, mecburiyetlerin dayattığı bir anlaşmadır Lozan. Peki gerçekten Lozan Türkiye’nin tapusu mudur? Hayır. Tapu, bir başkasının onayıyla alınmaz. Tapu, sizin fiilen ve hukuken hâkim olduğunuz topraklardır. Türkiye, Lozan’dan çok önce Anadolu’da bir fiilî egemenlik tesis etmişti. 1920’de TBMM kurulmuş, 1921’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ilan edilmiş, 1922’de saltanat kaldırılmıştı. Yani fiilen devlet kurulmuştu. Lozan, bu fiilî durumun tescilidir, sebebi değil. Lozan olmasa Türkiye olmayacak mıydı? Hayır. Lozan olmasaydı, belki başka bir müzakere masasında yine bu egemenlik kabul edilecekti. Çünkü zemin değişmişti. Sevr geçersizdi. Türkiye, kendi gücüyle bu dayatmaları boşa çıkarmıştı. Lozan, bunu yazıya döken bir sonuçtur, bir başlangıç değil.

Bugün hâlâ “İngilizler bizi tanımasaydı ne olacaktı?” sorusunu ciddi ciddi soranlar var. Bu ne aşağılık komplekstir! İngiliz tanımasa ne olur? KKTC’yi tanımıyorlar da ne oluyor? KKTC diye bir varlık yok mu? Lozan güzellemesi yapanların asıl derdi, Türkiye’nin kendi ayakları üzerinde duramayacağına inanıyor olmalarıdır. Onlara göre Türkiye, batının lütfuna muhtaç. Ancak onların imzası olursa meşru. Bu zihniyetle hiçbir yere varamayız. Lozan, o günkü şartların mahsulüdür. Ama bugün yeni bir dünya düzeni kuruluyorsa, biz de bu şartları yeniden değerlendirme hakkına sahibiz.

Ayrıca şu soru da çok önemlidir: Lozan’ı kim savunuyor? Bizim içerideki bazı ulusalcılar ve… Yunanistan. Evet, Yunanistan da Lozan’ı kutsuyor. Neden? Çünkü bu antlaşma Yunanistan’a çok şey kazandırdı. Adaları verdik, Batı Trakya’daki Türkleri unuttuk. Lozan, Türkiye için sadece bir “kabul” antlaşmasıydı, Yunanistan için ise ciddi bir stratejik kazançtı. Bugün Yunanistan Lozan’ın değişmesini istemez. Çünkü Türkiye aleyhine kazandığı her şeyi bu metinle güvence altına aldı. 

Bu ülkenin tapusu, bin yıllık Anadolu iradesidir. Mezardaki şehitlerdedir, toprağa düşen kandır. İngiliz’in imzası değildir. Lozan, tartışılır. Lozan, sorgulanır. Lozan, kutsanmaz.

Kurtuluş Savaşı bir hayal değildir. Sakarya bir destandır. Bu millet, Lozan’dan değil, o destandan doğmuştur. O destanı yazan ecdadın varisleri olarak, kimse bize bir antlaşmayı “tapunuz” diye yutturamaz. Bizim tapumuz, ezanımızdır, bayrağımızdır, tarihimizdir, şehitlerimizdir. Geri kalanı ise sadece birkaç damla mürekkep ve kâğıttan ibarettir. Selametle..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Okur

Arada Selçuklu yedik.mi

Lozan tapucuları

Lozana tapanlara tavsiyemdir, merhum Tanpınar hocanın Beş Şehir adlı eserini okuyun. Hani okuma riskiniz yok ta, bari içinden Aezurumu okuyacak kadar kendinizi riske atın,heyllerimiz vaaar bağırmaktan. Ha Rıza Nurun hatıraları da basılmış
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23