Modernizm bizi bitirmesin! Özümüzü kaybetmeyelim!
Modernizm bizi bitirmesin! Özümüzü kaybetmeyelim!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Beşerî öğretiler, Allah’ın insanı “ahsen-i takvim” üzere yarattığı gerçeğinden çok uzaktır. Nedir “ahsen-i takvim” üzere yaratılmak? Yaratılıştaki mükemmelleşme istidadıdır. Her insan bunun için gerekli olan donanıma sahip olarak yaratılmıştır. Heyhat ki, insanı eşyalaştırıp eşyayı kutsallaştıran bir ‘medeniyet’ten insana insanca davranmasını bekleyemezdik. İnsanı insan yapan değerlerin tamamı katlediliyor. İşe yarar organları dumura uğratılarak insan et ve kemik yığını bir külçeye dönüştürülmek isteniyor. Alın teri ve zihin teri yıllardır sömürülen insanın, şimdilerde yürek terine el atılıyor. İnsanın teknolojinin işgalinden koruyabildiği son sığınağı olan duyguları, telepati, psikoterapi adı altında ticarete elverişli hale getirilmeye çalışılıyor. Batı modernizmi, sapık ilkeler üzerine bina ettikleri kurt kanunlarını insana cazip gelen isimler altında cicili-bicili ambalajlarla servis yapıyorlar. Alın terini, zihin terini ve yürek terini sömürüyorlar. Kafalara, bileklere ve yüreklere şeffaf zincirler vuruyorlar. Gerçek özgürlüğe ulaşmamaları için insanları yalancı özgürlüklerle avutuyorlar. Uğratıldığımız “zihnî işgal”den kurtulup özümüze dönmemiz, özgürlüğümüze kavuşmamız gerekiyor. Bu özgürlük de “Allah’a kulluk” ile başlar. Allah’a kul olamayanlar; nefsinin heva ve hevesinin kulluğundan kurtulamazlar “özgürlük” diye bağırırken de…
Bütün peygamberler, inkârcı toplumların vahyi hayattan dışlamak için bir bahane olarak kullandıkları bu türden çığlıklarına/taleplerine Peygamberlerin; hem örneklik misyonlarına dikkat çekmiş oluyorlar hem de vahyin kendisine inanan ya da inanacak olan insanların muhtemel putlaştırma teşebbüslerine set çekmiş oluyorlardı. Bugün yaşadıklarımıza da cevabi amelimiz Peygamberimizin izini sürmek, sünnetini çağa taşımaktır. Dayatılan sisteme/rejime değil, ilahi davete her yönüyle her hâl ve şartta icabet etmektir. Her vesileyle bu ilahi talimata uymaktır. Hayatında kimseyi kırmamış, incitmemiş ve kimseyle kavgalı olmamış, şefkatli merhametli bir ahlak abidesi olan hayat rehberimiz Allah’ın Resulü Peygamberimizdir. Risalet görevini yapabilmek için kendini parçalaması da didinmesi de bundandı. Etrafındaki bir avuç insana imanın en büyük imkan olduğunu yaşayarak öğretirken, bir yandan da onları yeni bir hayatın inşasına hazırlıyordu. Onun sorumluluğu iki yönlü bir sorumluluktu. Çünkü o hem göklerin öğrencisi, hem de yerlerin öğretmeniydi. Öğretmen olarak insanlığa karşı, öğrenci olarak Allah’a karşı herkesten farklı ve özel bir sorumluluğu vardı. İnsan hayatından her savaş fani, iç savaş bakidir. Çünkü her düşmanın bir gün dost olma ihtimali vardır da şeytanın insana dost olmasının imkan ve ihtimali yoktur. İnsanın da doğru yolda olması yetmemektedir. Doğru yolda doğru yürümesi gerekmektedir. Önce içimizi, sonra havayı kirlettiler. İçimizin çevrecileri de yok. Havayı ve çevreyi temizlemeyi başarsalar da içimizi temizlemek için harekete geçmeyecek onlar, aksine daha da kirletecekler; sistemleriyle, eğitimleriyle, iletişim araçlarıyla, kültürleriyle kirletecekler. Eğer biz kendi düzenimizi kuramazsak, onlar kendi düzensiz düzenlerini yüreğimize kadar sokacaklar. Asıl felaket o zaman başlayacak. Asıl korkulacak şey, bu düzenlerini kalbimize kadar sokmalarıdır, vücudun başkentini işgal edip ele, ayağa, göze, kulağa, başa, bileğe hükmetmeleri, bütün bunları kendilerine hizmet ettirmeleridir. Asıl korkum bu mikrobun yüreklerimize kadar yayılıp ahlakımıza, düşüncemize, eylemlerimize, tavırlarımıza yansıması.
Çağdaş köleliğin boyutları cehaletteki kölelikten çok daha büyük. Çünkü, şimdikileri köle olduklarına inandırmak hayli zor. Bu toplumsal sürüleştirmenin karşısında, ancak yüreklerini, zihinlerini ve bileklerini tüm zincirlerden arındırmış olanlar durabilir. Dünyanın geçici metaına kanmayıp kendisini ölümsüz değerlere adayan fertler, böylesi bir toplumda hür olduklarını iddia edebilirler. Böylesine sürüleştirilme işlemine tâbi tutulmuş toplumların kurtuluşu için gerekli olan dinamizmin kaynağı da yine ‘özgür’ şahsiyetlerdir. Mümin kimlik ve kişiliğini kaybetmemiş Müslüman şahsiyetlerdir. Bu özgür şahsiyetler, gerçek hürriyetin canlı sembolleri olarak bir gün içinde yaşadıkları toplumlarda “maşeri vicdanın” uyanmasına öncülük edeceklerdir. Özümüze dönerek özgürleşelim!
İnsan, varlıkla ilgili temel meselelere/sorunlara vahiyle cevap bulur. İslam, insanın ebedi mutluluğunu sağlayacak en son vahyin adıdır. İslam ve insan, adeta et ve tırnak, tohumla toprak gibi birbirleri için yaratılmışlardır. Gerçek hürriyetin adı olan İslam’ı insansız, insanı İslamsız bıraktığınızda başlar felaket. İslam, insanın evrenle, tabiatla, insanla uyum içerisinde yaşamasıdır. İslam, insanı insan yapan değerler bütünüdür. İslam, sonradan verilen bir fazlalık değil, özde bulunanın ortaya çıkarılmasıdır. Fıtrata/yaradılışa/öze dönüştür. Bu öğretinin özelliği, pak fıtratın, zihnin ve kalbin üzerine çöken kiri, isi, pası temizlemesidir. İslam insanı temizler, damıtır, arıtır. İnsanın aradığı İslam, İslam’ın aradığı ise insandır. Bu iki sevgilinin buluşmasıyla iman ortaya çıkar. İnsanın İslam’ı yaşamasıyla amel, bilmesiyle ilim, görmesiyle ihsan, tanımasıyla irfan, bilincine ererek yaşamasıyla takva ortaya çıkar. Burada, çok boyutlu bir kavram olan “takva”nın diğer anlamlarına, özellikle bâtıldan korunup hakka sarılmak ‘ameli’ ve ‘akideyi’ beraber düşünüp değerlendirmek gerekir. İptal etmeden, ayrıştırmadan, karıştırmadan. İnsan başıboş bırakılmamıştır. Seçer, lakin tayin edemez. Elbette insanı yaratan, yarattığı insan için bir hayat programı olan vahiydir. Uygulayıcısı, hayata taşıyanı da Peygamber Efendimizdir. Günümüzde insanla İslam’ın arasına engeller konulmuştur. Et ve tırnak birbirinden ayrılmış; tohum topraksız, toprak susuz bırakılmıştır. Bu husus çözülmeden hiçbir meselemiz çözülmez.